Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
30841
 

Çok partili döneme geçiş: Demokrat Parti iktidarı(1)

Çok partili döneme geçiş: Demokrat Parti iktidarı(1)
 

Türkiye’nin çok partili hayata geçmesi siyaset tarihinde eşi benzeri olmayan bir deneyimdir. Dünyada hiçbir tek parti yönetimi kendi denetimindeki bürokrasi ile çok partili yönetime geçmeyi başaramamıştır. Dış baskıların etkisi olmuş olsa da İsmet İnönü’nün karar ve atılımları sayesinde böyle bir sürece geçilmiştir. 

1938-1945 yılları arası, 2.Dünya savaşı yıllarıdır. Rejim dış tehlikelerinde etkisiyle daha hırçındır. Düşünce özgürlüğü sıkıyönetimlerce kısıtlandırılmıştır. Halk, iktisadi ve sosyal koşulların ağırlığı altında kıvranmaktadır. Türkiye, İsmet İnönü’nün olağan üstü çabası ile savaştan uzak durmuştur ama , rahat koşullar içinde de değildir. 

2. Dünya savaşı sona erdiğinde dünya siyasal düzeni de değişmiş, demokrasiler kazanmıştır. Sonuç Türkiye’yi de etkiler. Rejimin kuruluş amacı olan demokratik bir toplum yapısı, tek parti döneminde atılan adımlarla filizlenmiş ve artık olgunlaşması gerekmektedir. Bu gelişme, Kemalizm’e de aykırı değildir zaten; çünkü Kemalizm demokrasiye ve çok partili siyasal düzene inanan bir rejim idi lakin yıllarca tek partili kalmışsa da koşullar gerektirdiği içindir. 

Artık gerçek anlamda demokrasiye geçme zamanı gelmişti. 

Bir liberal parti kimliğinde, 7 Ocak 1946 yılında geleceğin iktidarı, Demokrat Parti kurulur. Kısa zamanda gelişir. Başka partiler de ortaya çıkar ve doğal olarak solcu partiler de kurulur. Bunların içinde ikisi, Şefik Hüsnünün Türkiye Emekçi ve Köylü Partisi ile Esat Adilin Sosyalist partisi, akla ilk gelen ciddi sol partilerdir. Ne var ki zamanının sıkıyönetimince çok geçmeden kapatırlılar. 

Demokrat Partiyi kuranlar, Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan, partiyi kurmadan önce, 1945 Mayısında, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu Tasarısının, TBMM’ de görüşülmesi sırasında yaptıkları çıkışlarla seslerini duyurmuşlardır. Adnan Menderes ‘in Egenin büyük toprak ağalarından biri olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir. 

CHP den kavgalı –gürültülü bir kopuşun ardından kurulan Demokrat Parti’nin, parti programında, iktisadi düzen olarak liberalizm kabul edilir. Devletçiliğin, özel girişimi desteklemek amacıyla uygulanacağı belirtilir. Kamu iktisadi kuruluşlar, özel girişime devredilecek, memurlara sendika kurma, işçilere grev hakkı tanınacaktır. Yönetim ise halkın hizmetinde olacaktır. 

2.Dünya Savaşı yıllarında, yaşanılan yokluklar, sıkıntılar, sıkıyönetim ile sınırlandırılmış özgürlükler, Milli Korunma Kanunu uygulamaları, halkı CHP yönetimine karşı soğutmuştu. Yeni kurulan Demokrat Parti ise, vaatleriyle bir kurtarıcı gibi görünüyordu. Öte yandan savaş ortamında zenginleşen burjuva kesimi, ellerindeki birikimi değerlendirecek liberal bir ortama ihtiyaç duymaktaydı. 

İşte, Demokrat Parti, çıkarları büyük kitlelerin çıkarları ile zıtlaşan sınıf ve zümrelerin yanı sıra en başta sermaye sınıfının sözcüsü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Sözde liberalizm adına CHP ye saldırırken öte yandan toplumun en gerici, sömürücü, güçlerin tepkilerini, vicdan özgürlüğü görünümü altında CHP‘nin temsilcisi olduğu laikliğe karşı kullanır. Böylece toplumun en gerici kesimlerine dayanarak, onların sömürü ağı içerisindeki geniş halk kitlelerini de kendi çevresinde toplamayı bilir. 

İlk çok partili genel seçim, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Partinin bütün ülke düzeyinde, Millet Partisinin 22 ilde, Milli Kalkınma Partisinin sadece İstanbul’ da katılımı ile 14 Mayıs 1950 de yapıldı. 

Seçim sonuçları Türk siyasi hayatında bir devrim niteliğindeydi. Demokrat Parti oyların yüzde 53’nü alıp TBMM’ne 408 milletvekili soktu, Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 39, 9 oy almasına rağmen 69, Millet Partisi’de 1 milletvekili ile temsil edildi. Böylece CHP‘nin 27 yıllık tek parti iktidarı sona ermiş, ezici bir üstünlükle iktidara Demokrat Parti gelmişti. Halkın büyük beklentilerle desteklediği Demokrat Parti siyaset tarihine böylece çıkmış oldu. 

Celal Bayar, cumhurbaşkanı, Adnan Menderes başbakan, Refik Koraltan’da Meclis başkanı seçildi. 

1950-1960 yılları arasında iktidarda bulunan DP, uyguladığı değişik politikalarla birkaç evreden geçmiştir. 

Önce 1954’e kadar süren bir liberalleşme dönemi yaşandı. Bu dönemin temel özelliği 1950’ye kadar biriktirilen bütün rezervler akıtılarak başta ABD olmak üzere batı ülkelerinden bol bol kalkınma yardımı alınarak ülkenin bir ekonomik refah dönemine girmesidir. 

2.Dünya savaşı bitmiş, iki kutuplu soğuk savaş dönemi başlamıştır. Yeni iktidar daha ikinci ayında, para beklentisi ve komünizm fobisi etkisi ile Kore’ye asker göndererek ABD yanında yer aldığını göstermiştir. Ertesi yıl bunun ödülü olarak da Türkiye NATO ya alınır. 

ABD’nin etkisi ile Balkan ve Bağdat paktları oluşturulur. Bağımsızlık savaşı yapan Afrika ülkelerine (Tunus, Fas, sonra Cezayir) karşı sömürgeci devletler desteklenir. Süveyş Kanalını millileştiren Mısır’a karşı İngilizlerin yanında saf tutulurken, İranda da Musaddık’ın petrolü millileştirmesi yolundaki girişimlerine karşı cephe alınır. Bandung ‘daki Asya-Afrika devletleri Konferansında (1955)Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Türkiye’nin üyesi olduğu paktların savunmasını, dinleyenlerin şaşkın bakışları altında yapar. 

İç politikada ise, başbakanlığa getirilen Adnan Menderesin ilk işi, okuduğu ilk hükümet programında ‘’millete mal olmuş/olmamış devrimler tartışmasını başlatmak olmuştur. Aynı programda hiç gerçekleşmeyecek vaatler sıralanırken muhalefette iken vaad ettiği grev hakkından hiç bahsetmemektedir. Partiyi destekleyen tutucu kesimi mutlu etmek adına arapça ezan yasağı kaldırılır. Bu kesime siyasal çıkarlar adına seçim kampanyalarında başlayan ödün vermeler iktidara gelince de devam eder. Etkinliği azaltılan Köy Enstitüleri tamamen kapatılır. Yüzlerce halk odası ve Halk evinin kapısına kilit vurulur. 

Özel sektörün ve yabancı sermayenin desteklenmesini öngören iktisadi politikaları hayata geçirirler. Özel teşebbüsü desteklemek üzere 1950 de Türk Sınai Kalkınma Bankası kurulur. Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile Petrol Kanunu çıkarılır. 

1954 yılında ABD gezisine çıkan Cumhur Başkanı Celal Bayar dönüşte ünlü mesajını açıklar ‘’Amacımız, Türkiye’yi küçük Amerika yapmaktır!’’ 

Gerçekten de Ülkede ekonomik anlamda çok büyük bir rahatlama olmuş, üretim artmış, milli gelir hızla yükselmiş, karayolları, barajlar yapılmıştır. 

Demokrat Parti, kendine liberal dese de devletin ekonomik alanda payı azalmamıştır. Kalkınma için her ne kadar sanayileşme gereği vurgulansa da ekonomik başarılar tarım alanında olmuştur. Bir taraftan CHP ‘nin savaş zamanında biriktirdiği, döviz, altın yedekleri, bir taraftan artan ABD askeri ve ekonomik yardımları bir araya gelince 1950 ve 1954 yıllarında hızlı bir ekonomik gelişme ve ferahlama yaşanmıştır. 

Devamı:  http://blog.milliyet.com.tr/cok-partili-doneme-gecis--demokrat-parti-iktidari-2-/Blog/?BlogNo=239215 

16 Nisan 2010 

Kaynak:Server Tanilli/Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz

 

 

Murat KÖSE bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ülkede akilli bir kominist idare tesis etmemistir, insanlari ülke menfaatleri dogrultusunda calistiramiyorsunuz, onun icin yakinda yiyecek ot bile bulamiyacagiz, yasayacak sehir, sehir ismi bizim yasam alanlarimiza uymuyor zaten, cayira yayilmis yasam olgusu diyelim, yani göcebe aliskanligindan da kurtulamiyacagiz,kültür cok zor?????????

ahmet islar 
 19.04.2010 21:34
 

Değerli Meltem Hanım, Bilirsiniz, bir devletin bugün ulaştığı sonuç, yaklaşık son yüz yıllık çabasının, hatalarının, başarılarının sonucudur. Ülkemizin bulunduğu coğrafyanın önemi, hem geçiş yolu olması, hem de zengin hammaddeleri barındırmasından gelmektedir. Osmanlı güçlü olduğu dönemlerde diğer devletler tarafından rahatsız edilmemiş, ekonomisinin zayıflamasına paralel olarak ve Batı Avrupanın (ilk İngiltere'dir.) sanayi devrimi yapmasıyla birlikte Batı Avrupa ile arasındaki güç dengesi, batı tarafına geçmiştir. Ve bundan sonra sırasıyla; Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslardaki milletlere (Osmanlıyı parçalamak adına) milliyetçilik aşılanmış ve Osmanlının yaşamına, 1. Dünya savaşı ile son verilmiştir. Sonrasında, Osmanlıyı, Osmanlı yapan tüm zenginlikleri elinden alınmış ve yeni devlet kendi topraklarına adeta hapsedilmiş ve belki de günün şartlarının zorlaması ile de; "Yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışı benimsenmiştir. (2. Bölümünüzle devam edecektir.) Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 17.04.2010 14:58
Cevap :
Yorumunuzla katkı verdiğiniz için teşekkür ederim. 2. bölümü yakında yayımlayacağım, sizin yorumunuzu da merakla bekliyorum. Selamlar...  17.04.2010 21:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 6482
Kayıt tarihi
: 05.04.07
 
 

Okumayı seviyorum. Okudukça geliştiğimi, geliştikçe de kendimi ifade etmek istediğimi farkettim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster