Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1366
 

Çok seslilik özgürlüktür… Ya tek seslilik ?

Çok seslilik özgürlüktür… Ya tek seslilik ?
 

Çok seslilik nedir?..  

Aynı notanın, birden çok kişi ve müzik aletleri ile birlikte çalınması.  

Hayır değildir!  

Aynı melodi, birden çok insan ve alet sesinin iştiraki ile çalınır ya da söylenirse, “çok sesli” müzik oluşmaz.  

Aynı düşüncenin birden çok kişi tarafından, aynı açıdan ama, farklı farklı köşelerden anlatılması nasıl çok sesli bir düşünce platformu oluşturmuyorsa, müzikte de öyle...  

Farklı oktavlarda oluşturulan bir melodinin ya da birbirinden farklı ama birbirleri ile uyumlu seslerin aynı anda insanın kulağının içine dolması ve insan kulağının da bu sesler arasındaki nüansların ayrımına varması ve farklı seslerden oluşan bu cümbüşün, insan beyninin bir kıvrımından, hafızada önceden kaydı bulunan tüm duyum örnekleri ile örtüşerek, insanın ruhuna, duyarlılığının pınarlarına ılık ılık akması...  

İşte çok seslilik; işte çok sesli müziğin büyüsü, yüksekliği ve derinliği!  

Yani, çok sesli müzik dinleyen bir insan, edilgen bir durumda değildir.  

Zihinsel, duygusal ve aynı zamanda da beşeri, toplumsal bir ön-belleğin denetiminde [ve belki de sarhoşluğunda] mayhoş bir teyakkuz hali içindedir…  

Ama, kesin ve keskin çizgileri ile bir etkinlik durumudur bu hal!  

Yani siz, önünüzdeki gazeteyi okurken ya da yanınızdaki bir diğer kişi ile dingildeyip vakit öldürürken, sahnenin arka planında başına buyruk bir biçimde zıngırdayan bir gürültü kirliliği değildir çok sesli müzik.  

İnsandan aktif bir katılım; yorucu bir uğraş talep eden, olmazsa olmaz bir ruhsal dinginliktir...  

Olmuyor mu?.. Olmadı mı?.. Çevirin yeni baştan.  

Bu bir disiplin meselesidir... Kabak çekirdeği yemiyoruz; ya da “dizi” seyretmiyoruz:  

- Müzik dinliyoruz!..  

Aynen ve tıpkısı, çok sesli düşüncede böyledir...  

Bakıyoruz [yoksa, izliyoruz mu diyecektik?] renkli cama.  

Örneğin, Kanal F...  

Ve yine örneğin koca koca adamları oturtmuşlar ekran çerçevesinin içerisine.  

Ortada bir konu var…  

Bu koca koca adamlar bu konu üzerine konuşacaklar.  

Adamlar birden çok olunca da, düşünceler birden çok olacak.  

Ve bu koca koca adamlar, bir konuyu [aslında bir düşünceyi demek gerek ama dilim varmıyor] çeşitli yönleri ile, “çok sesli” olarak izleyiciye, yani önündeki rengarenk cama biraz divane ve biraz da bigane bakışlarla göz gezdiren siz, biz ve hepimize takdim edecekler…  

Ve yine örneğin konu Avrupa Birliği olsun.  

Bu noktada bir soru sormak gerekir:  

- Avrupa Birliği, gerçek anlamda çok sesli olarak nasıl tartışılabilir?..  

Bu koca koca adamların bir kısmı Avrupa Birliği’nden yana düşüncelere sahip olurlar...  

Bir diğer kısmı ise, Avrupa Birliği’nin ulusal çıkarlara karşı olduğu düşüncesindedirler…  

Biri düşüncesini söyler; öteki onu eleştirir ve “yeni” bir şey söyle…  

Eskiler, “fikirlerin karşılaşmasından barikayı hakikat doğar, ” diye ifade ettikleri bir hikmete inanırlardı.  

Barika; ışık, pırıltı, şimşek anlamına geliyor…  

Yani, düşüncelerin birbiri ile karşılaşması ışıltılı, pırıl pırıl ve şimşek gibi güçlü bir gerçeklik yaratır!..  

İşte çok sesliliğin anlamı ve işlevi budur!  

Şimdi siz… Hiç Kanal F’de, kanal G’de, Kanal C’de ya da örneğin Kanal D’de bu nitelikte bir çok sesliliğe tanık oldunuz mu?.. Bir “ap-açık”-oturum görüp, izlediniz mi?..  

Görmediniz.  

O zaman neyin çok sesliliğinden söz ediyorsunuz?..  

Çok seslilik, en azından, iki farklı ses; iki farklı nefes, iki farklı düşünce, iki farklı dünya görüşü ve iki farklı insani yapı gerektirir.  

Hiç bunu düşündünüz mü?..  

 

farukhaksal@superonline.com 

 

LÜTFEN “TIK”LAYINIZ: 

www.soruyusormak.com 

www.dnm-ler.com 

www.kitlecizgisi.com 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 738
Toplam yorum
: 330
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 505
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa’da (Mehmet Kemalettin’den olma, Emine İffet’ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster