Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
425
 

Çok Üzülüyorum; Almanya’nın Bu Haline

Çok Üzülüyorum; Almanya’nın Bu Haline
 

Yıl 1953... Antalya’ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene Köyü... Aylardan haziran... Bir sabah, şafakla birlikte uyandırdı anam.

Birkaç arkadaşla birlikte çeşme başında toplanıp 4 saat yürüyerek 20 kilo metre uzaklıktaki ilçe merkezine ulaştık.

Niçin mi yürüdük 4 saat?

Aksu Köy Enstitüsü’nün yazılı sınavına girmek için...

Sınav yerini sorduk. Gösterdiler. Çarşıya çok yakın bir ilkokulda imiş sınav.

Kolayca bulduk okulu. Vardık ki, bir de ne görelim? Okul bahçesi öğrenci dolu… Çoğunun babası ya da annesi yanlarında… Bizim yanımızda yalnızca, yan komşumuz sınıf arkadaşım Mustafa Dönmez’in babası Tahir Amca...

Biraz bekledikten sonra bahçede, bir öğretmen isimlerimizi okuyarak teker teker aldı bizi sınıflara.

Sanırım saat 10.00 gibi başladı sınav. Bitince verip kâğıtlarımızı çıktık. Bahçede buluştuk. Bizim köyden Maliyede Müdür Yardımcısı Ali Akay bey misafir etti bizi evinde. Oğlu Saadettin, kızları Ediz ve Yıldız ile çok neşeli bir akşam geçirdik. Akay ailesinin güler yüzlü ilgi ve yakınlığını asla unutmadım.

Neden bilmem, benden çok daha zeki ve çalışkan arkadaşlarımı değil de yalnızca beni çağırdılar; eylül ayındaki sözlü sınava.

Hazirandaki sınavda, aynen öteki arkadaşlarımın babaları gibi, Aydın’da pamuk çapasında idi; benim babam da. Ağustosta dönmüştü. Aksu’daki sözlü sınava, ilk kez otobüse, ilk kez motorlu bir taşıta binmenin heyecanı ve kıvancıyla babamla birlikte gittim.

Sözlüyü de kazanınca, kaydımı yaptırdım okula. Yani, Aksu Köy Enstitüsü’ne...

Her ne kadar, adı bir yıl sonra, “Öğretmen Okulu” olarak değiştirilmiş de olsa, gördüğünüz gibi, ben bir Köy Enstitülü’yüm.

Hem de Köy Enstitülerinin son halkası...

Var mı itirazı olan?

Ve ne mutlu ki, öğretmen olarak çalıştığım 20 yılın ilk 5 yılı da, Köy Enstitüsü olarak kurulmuş olan Dicle ve Hasanoğlan’da geçti.

Dicle deyince, orada duralım biraz.  Okuyanlar anımsar belki.  Dicle’de 1960’lı yıllarda tanıdığım sevgili öğrencilerimden biri de Necmettin Çivilibal’dı. Hani, Siirt’in Baykan ilçesinin bir köyünden… Hani, anadili Kürtçe olan, ilkokula başlayıncaya dek Türkçe tek sözcük bilmeyen çocuk…

İyi ki, Hasan-Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç 1940’lı yılların başlarında Diyarbakır’ın Ergani ilçesi yakınında Dicle Köy Enstitüsü’nü kurmuşlar. On binlerce köy çocuğu gibi Necmettin’in kaderini de bu okul değiştirmiş işte.

O da öğretmen olarak yetişip Türkçe ve matematik öğretmiş öğrencilerine. Hani, Şirvan’da İlköğretim Müdürü olarak görev yaparken Almanya’ya gidip ortaöğretimde 22 yıl matematik öğretmeni olarak çalışan Necmettin Çivilibal.

Oralarda, doğru dürüst dil bilmeden, devletin parasıyla keyfince gezip tozanlar eğitim üzerine raporlar hazırlıyor, öneriler sunuyorlar da Çivilibal sunamaz mı? O’nun ne eksiği varmış başkalarından? Baykanlı yoksul bir köylü çocuğu olması mı?

Hadi canım sen de!

Can kulağıyla dinliyorum ben Çivilibal’ı:

“Almanya’da öğrencinin 7. ve 8. sınıflarda değerlendirilen notları 9. ve 10. sınıflarda daha bir önem kazanır. 10. sınıfa gelen ve artık mecburi öğrenimini bitirecek olan öğrenciler, 9. ve 10. sınıflarda aldıkları tüm not ortalamaları 10. sınıf sonundaki bitirme sınavında aldıkları not ile toplanıp yeniden bir ortalama alınır. Bu not 10. sınıf bitirme karne notu olur. Yani 9. ve 10. Sınıfta aldıkları tüm notlar hayati derecede önemlidir. Böylece öğrencinin kaderi, bizdeki gibi, birkaç saatte yapılan bir sınava kurban edilmez.”

“Öğrenciye verilen en yüksen notun 10 olduğunu düşünürsek, not ortalaması (7,5) yedi buçuğun altında olan hiçbir öğrenci liseye gidemez. Bunu herkes bildiği için kimse itiraz etmez, edemez. Vali ve senatör çocuğu da olsa fark etmez; işçi ve çiftçi çocuğu olsa da…”

“Liseye gidemeyen öğrenci, arzu ettiği bir sanat okulunu seçebilir. Öğretmenler, öğrencinin yeteneğine göre birkaç meslek okulu tavsiye eder ama son söz öğrenci ve velinindir. Mecburi öğrenimi sona erdiği için, isterse hiçbir okula devam etmeyebilir.”

“Liseyi bitirenler, lise not ortalaması ile üniversiteye girer. Bunun için ayrı bir sınav yoktur. Not ortalaması biraz düşük olduğu için, diyelim ki çok istediği tıp fakültesine gidemeyen, arzu ederse 2-3 sömestr bekler. Ancak bomboş beklemez. Bu süre içinde idealindeki mesleğe yardımcı olacak ilk yardım kurslarına katılıp kan almayı, tansiyon ölçmeyi, iğne yapmayı hatta hasta altını temizlemeyi öğrenir.”

Bu Almanlar’ı hiç mi hiç anlamıyorum ben!

Ne gerek var kardeşim, tüm öğrencileri, velileri ve hele hele tüm öğretmenleri onca sıkıntıya sokmaya! Derler ya hep, “Bu gâvurların kafası fazla çalışmaz” diye. Doğru sanırım bu söz! Baksanıza okulu, okumayı ve eğitim ne kadar zorlaştırırmışlar!

Haydi, kolaylaştırmak için bir yol bulamadınız, düşünüp uygulayamadınız. Gönderin öğrencilerinizi, öğretmenlerinizi, eğitim bakanlığı yöneticilerinizi Türkiye’ye.

Gönderin de, tereyağından kıl çeker gibi, eğitimi nasıl kolaylaştırmışız görsünler; öğrensinler. Öğrencilerimizi, velileri ve öğretmenlerimizi nasıl mutlu ettiğimizi görerek beyinlerine yerleştirsinler! 

Birkaç yılda bir değişen Milli Eğitim Bakanlarımızın hiç kimseden korkmadan nasıl reform yaptıklarını incelesinler. Hele hele kimi güçlü bakanların reformla da yetinmeyip dünyaya şaşırtan büyük devrimler yaptıklarını gözlemlesinler!

Gerekirse fotoğrafla, filmle belgelesinler. Sonra dönüp ülkelerine, Türkiye’de gördükleri yeniliklerini, güzellikleri yazarak, çizerek konferanslar vererek anlatsınlar. Bunu yeterince beceremiyorlarsa, ünlü eğitim uzmanlarımızı davet etsinler ülkelerine.

       Bu konularda cömerttir bizim halkımız da devletimiz de. Yardım isteyen hiçbir millete ve devlete, hele hele Birinci Dünya Savaşında kader birliği yaparak aynı cephede birlikte savaştığımız, düşmanlarımızın kalleşliği sonucu birlikte yenildiğimiz Almanya gibi bir dosta yardım etmez miyiz hiç?

       Davet ederler de gitmezsek namerdiz. Ama davet ettiklerini duymadık ki hiç.

       Alman halkı iyi, hoş da yöneticileri bir tuhaf! Neden ve nasıl bilmem, Merkel adlı Doğu Almanyalı eski bir bayan komünisti bulup getirmişler başlarına!

       Oturduğu koltuğa öyle yapışmış ki kadın, bırakmıyor bir türlü. Yıllardır tek başına iktidardı, bugün, koalisyon hükümetinin başbakanı.

       Devrim yapmayı bir yana bırakın, reform bile yapmaya cesareti yok.

       Bu gidişle Almanya’nın geleceğini epeyce karanlık görüyorum ben!

       Yaklaşık dört milyon yurttaşımız yaşamasa o ülkede, “Bana ne! Kendi düşen ağlamaz!” diyeceğim ama diyemiyorum işte!

               

                Yalanın Saltanatını Yıkan Adam

               1950’de yayımlanan “Bizim Köy” adlı kitabıyla yalanın saltanatını yıkan, adam gibi adam Köy Enstitülü bir Mahmut Makal vardı ya, iki gün önce O’nu kaybettik işte.

               Hayatı boyunca egemenlerle, yalanla dolanla, hırsızla uğursuzla, yalakayla, kalleşlerle mücadele etti hep. Karşısındakiler güçlüydü elbet. Ama O hiç yılmadı. Kırıldı ama eğilmedi. Doğru bildiği yolda yürüdü sürekli.

               Bir an olsun korkmadı; gerçekleri söyleyip yazmaktan. Hiçbir iktidara, hiçbir güçlü siyasiye yalakalık yapmadı. Adı ve sanı ne olursa, kim olursa olsun, halkımızı hor görenlerle, kişisel çıkarları için halkı kandıranlarla idi kavgası. O nedenle hiçbir siyasi iktidar O’nu sevmedi. Umrunda mıydı sanki!

               Halk düşmanlarına karşı nasıl direndiyse bir ömür, Azrail’e karşı da direndi aylarca.  Sonunda doğa yasası galip gelecekti elbet. Ve öyle oldu.

               Aynen İsmail Hakkı Tonguç, Hasan-Âli Yücel, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran ve Talip Apaydın gibi O da alnı açık, yüzü ak olarak çıkacak Tanrı’nın karşısına.

               Bundan böyle kalbimizde yaşayacaklardan biri de “Yalanın Saltanatını Yıkan” yılmak, dönmek, pes etmek nedir bilmeyen bu “Koca Köy Enstitülü” olacak.

               Işıklar içinde uyu sen sevgili yazarımız, değerli öğretmenimiz. Bil ki, inançla yakıp onurla taşıdığınız o kutsal mücadelenizin meşalesi asla sönmeyecek.

 

                                                                    Hüseyin Erkan

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 263
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 263
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster