Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '14

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
3086
 

Çölleşme ve Çölleşme ile Mücadele

Çölleşme ve Çölleşme ile Mücadele
 

 

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde çevre kirliliğinin yol açtığı küresel ısınma ile birlikte en çok tartışılan konuşulan ve en büyük tehlike olarak görülen konuların başında çölleşme gelmektedir. Çölleşme iklim değişimleri ve insanoğlunun çevreye verdiği zararlar sonucu kurak alanlarda meydan gelen arazi bozulması olarak tanımlanmaktadır. Çölleşmenin nedenleri olarak doğal nedenler, teknik nedenler ve sosyo ekonomik, yönetimsel ve yasal nedenler sayılmaktadır. Doğal nedenler toprak aşımı, yıkanma ve iklim değişikliği olarak tanımlanmaktadır. Teknik Nedenler, başta ormansızlaşma olmak üzere otlatma, hidrojeolojik yapı ve su döngüsünün yapay etkilenmesi, anız yakma, toprak yorgunluğu, plansız ve yanlış sulama, amaç dışı arazi kullanımı, çevre kirliliği, yanlış toprak işleme, toprak ve ekosistemlerin yanlış planlanması ve kullanımı şeklinde ifade edilmektedir. Sosyo ekonomik, yönetimsel ve yasal nedenler ise yasal mevzuatu, göç, eğitimsizlik biçiminde açıklanmaktadır.

Çölleşme sorununu da çözülebilen ve çözülemeyen çölleşme sorunları diye ikiye ayrılır. Çözümü mümkün olmayan çölleşme alanlarında toprak betonlaşmıştır. Yerüstü ve yer altı kayaçların toprağa aşırı derece karışmıştır. Bunun yanında ormansızlaşma, mera alanlarının bozulması, erozyon, yanlış arazi kullanımı, çoraklaşma, kuraklık, toprak kirliliği, topraktaki vejetasyon ve biyolojik yapının bozulması, arazilerdeki organik madde kaybı ve yanlış girdi kullanımı gibi sebeplerle ortaya çıkan çölleşme sorunlarının çözümü mümkündür.

Dünyada çölleşmeye neden olacak olumsuz gelişmelere bir göz atacak olursak;  1981 ve 2003 yılları arasında dünyadaki toplam arazinin %24’ünde arazi bozunumu yaşanmıştır. Toplam bozunmakta olan arazinin %20-25’ini meralar oluşturmuştur.   Bozunmakta olan arazinin %20’sini tarım arazileri oluşturmuştur.  Dünyada 1,5 milyon insan geçimlerini bozunmakta olan arazilerden sağlamaktadır. 1981 ve 2003 yılları arasında bozunmakta olan bu arazilerin %16’sında iyileştirme çalışmaları uygulanmıştır.

Şu an karşı karşıya kaldığımız tablo dünyada bozunmuş arazilerin %43’ünü meralar, %18’ini tarım arazileri oluşturmaktadır. Yani 12 milyon hektar arazi (Bulgaristan büyülüğünde) her yıl kaybolmaktadır. Bu arazilerde her yıl 20 milyon tondan fazla tahıl üretmek mümkündü. Dünyadaki açlık tehlikesi karşısında bu alanlar korunup değerlendirilebilirdi.

Kurak alanlar hakkında hepimizin bilmesi gereken bir gerçekler şunlardır. Dünyada çöller haricinde kurak alanlarda yaşayan insanların toplamı 2 milyardır. Yani dünyada her üç kişiden biri kurak alanlarda yaşamaktadır. Tabii bu alanlarda yaşayan nüfusun çoğu gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Dünya hayvancılığının %50’si bu kurak bölgelerde yapılmaktadır. Ayrıca bu alanlarda dünya karbon miktarının %46’sını depolamaktadır. Dünyadaki ekili alanlarının %44’ünü kurak bölgelerde yer almaktadır. Endemik bitki türlerinin de %30 bu bölgelerdedir. Günümüzde dünyadaki en büyük kurak alanlar, Avustralya, Çin, Rusya, ABD ve Kazakistan sınırları içinde yer almaktadır.  

Günümüzde dünyada her sene 6 milyon ha alan çölleşmekte ve 24 milyar ton verimli toprak kaybedilmektedir.  Çölleşme ve kuraklık tehlikesi altındaki 110 ülkedeki 4 milyar ha alanda yaşayan 1,2 milyar insan gıda güvenliği ve yaşamlarını devam ettirme noktasında risk altındadır. Çoğu fakir ve yoksul insanların yaşadığı bu ülkelerin maddi kayıplarının 42 milyar dolar olduğu ifade edilmektedir. Acı olan tablo çölleşme ile mücadelenin yıllık bedelinin 2,4 milyar dolar olduğu açıklanmaktadır.

Bugün ülkemizin 2/3’üne yakın kısmı kurak ve yarı kurak alanlar kaplamaktadır. 2070 yılına kadar ülkemizde iklim değişikliği sebebiyle tarım alanlarına olan yağışın iyimser tahminlere göre %5- %25, kötümser tahminlere göre %25- %50 azalacağı belirtilmektedir. Bunun yanında 2100’e kadar ülkemizin kuzeyinde sıcaklıkların 2,5 - 3°C, güney ve güneydoğusunda sıcaklıkların 3-3,5°C ve batısında ise sıcaklıkların 3,5-4,0°C civarında artacağı açıklanmaktadır. Özetle ülkemiz kuraklık ve çölleşme açısından büyük bir tehlike altındadır. Açıkçası karşı karşıya kaldığımız tehlike ülkemizin güvenliğini ve varlığını tehdit etmektedir.  

 Son yıllarda küresel ısınmanın yol açtığı iklimdeğişiklikleri de tehlikenin habercisi gibidir.  Kurak alanların İç Anadolu’nun batısına doğru genişlediği belirtilmektedir. Çölleşmetehlikesinin Konya Ovası’ndan Doğu Akdeniz’ e doğru yayıldığı ortaya koyulmaktadır. Ülkemizde çölleşmeye neden olan en büyük sorunlardan biri olan erozyon tehlikesidir. Bugün ülkemiztopraklarının%90'nın da suerozyonuyaşanırken, %1'inde rüzgâr erozyonuyaşanmaktadır. En kötüsü de gıda güvenliğimiz için önemli olan tarım arazilerinde su erozyonunun %75 civarındayaşanmasıdır. İlgili kurumlar tarafından açıklanan rakamlara göre ülkemizin her yıl göz göre göre erozyon nedeniyle kaybettiğimiz verimli toprak miktarı 220 milyon tondur.

Ülkemizde yıllardan beri bazı politikacıların rant hesaplarına, uygulamalarda yaşanan birçok hataya rağmen çölleşme karşısında ilgili kurum ve kuruluşlarımız ulusal ve uluslar arası alanda çalışmaları izlemekte, çalışmalar yapmakta, tedbirler alınması yönünde hizmetler vermektedir.

Bu doğrultuda 1977 de Birleşmiş Milletler Çölleşme Konferansı’nda “Çölleşme ile Mücadele Eylem Planı” kabul edilmiştir. 1992 yılında, Birleşmiş Milletlerce Hükümetler arası Müzakere Komitesi oluşturuldu. 17 Haziran 1994 tarihinde, Bu komitece hazırlanan Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi kabul edilmiştir. Sözleşme günü olan “17 Haziran Dünya Çölleşme ile Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir.

1996 yılında, BM nezdinde “Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” yürürlüğe girmiştir. 11 Şubat 1998 tarihli ve 4340 sayılı Kanunun 16 Mayıs 1998 tarihli ve 23344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanması ile Ülkemiz “Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi”ne resmen taraf olmuştur.

1999 yılında, “Çölleşme ile Mücadele Ulusal Eylem Programı” ile ilgili çalışmalara başlanmış; 2003 yılından itibaren hız kazandırılmış olup, 17 Haziran 2004 tarihinde, tüm kamuoyu ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerine sunulmuştur. 09 Mart 2005, tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Çölleşme ile Mücadele Ulusal Eylem Programı” bu tarihten itibaren yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde Birleşmiş Milletler Çölleşme ile mücadele topluluğunun (UNCCD) Türkiye Ulusal Odak Noktası’da Orman ve Su İşleri Bakanlığı – Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğüdür.

Sonuç olarak ülkemiz çölleşme ve kuraklık bakımından dünyadaki risk bölgeleri içindedir. İzlenen yanlış tarım ve ormancılık politikaları nedeniyle risk günden güne artmaktadır. İlgili kurum ve kuruluşlarda reorganizasyon diye yapılan değişiklikler faydadan çok zarar getirmiştir. Tarım kesiminde konu ile ilgili güçlü kadrolara ve birikimlere sahip Toprak Su teşkilatının yok edilmesi en büyük siyasi hata olmuştur. Çölleşme ve kuraklık ile mücadele güçlü ve deneyimli kadrolar ve kuruluşlarla yapılır. Özelleştirme mantığı içinde sorunları çözmek mümkün değildir. Sivil toplum örgütlerinin çabaları küçümsenemez ve onların katkı ve desteği şarttır. Ancak çölleşme ve kuraklık karşısında ülkemizin geleceğini güvence altına almak için Toprak su teşkilatı yeniden kurulmalıdır. Yaşanan deneyimler ışığında araştırma kuruluşlarımız güçlendirilmeli, gerekirse yeniden kurulmalı, idari kadrodan çok araştırmacı kadrolar ağırlıklı yapılar yaratılmalıdır. Tarım teşkilatı yanında Orman teşkilatının bu yöndeki çalışmaları desteklenmelidir. Çölleşme ve kuraklık ile mücadele için güçlü kurumsal yapılar oluşturulmadan sorunların çözümünün mümkün olmayacağı da bilinmelidir.   

http://www.cem.gov.tr/erozyon/AnaSayfa/resimliHaber/13-04-29/%C3%87%C3%B6lle%C5%9Fme_Bilgi_Notu.aspx?sflang=tr

http://www.tema.org.tr/web_14966-2_1/neuralnetwork.aspx?type=97

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayati bir konuyu çok geniş çervede irdelemişsiniz, bu konuda temel mücadele (verimsiz kullanılan) suyun planlı kullanımı ve ağaçlandırma olduğunu gözlüyorum. Kırsal kesimdeki işsizleri ağaçlandırmayla istihdam ederek, hem ağaçlandırmayı sağlamak hem de kırsal kesimdeki işsizleri absorbe etmek veya erlerin yarım gününü ağaçlandırmaya ayırarak askerliği verimli hale getirmek mümkünken neden yapılmıyor anlamak mümkün değil, işimiz Allaha kalmış. Selamlar.

Kadri KANPAK 
 11.02.2014 9:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 391
Toplam yorum
: 85
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 754
Kayıt tarihi
: 19.02.10
 
 

Tarım, Gıda, Ormancılık, Çevre, Örgütlenme ve Proje konularında çalışmalarda bulunmaktayım. Öncel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster