Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
521
 

Çömelelim mi çömelmiyelim mi

Bu sözcük çok hoşuma gitti. Hiç akla gelir miydi, ülke yönetiminde çömelme sözcüğünün bu kadar önemli olacağı. Güncel yaşantımı bile etkiledi. Egenin serin sularında kulaç atarken, dostlara sesleniyorum, "Kumsalda çömelerek oturma, koşun denize dik durmaya çalışın."

Çömelme sözcüğünü çözümlemeye çalışırken, 9.Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel "Ülke iyi yönetilmiyor" diye konuştu? Kafam iyice karıştı. Yaşadığımız sosyal olayları olguları başladım irdelemeye. Yazı sıcağında düşünmekten yoruluyoruz?

Kırmızı ışık altında gitar çalanların, komünistlik propagandası yapıyorlar diye gözaltına alınmaları birden aklıma geldi. Zehir hafiye içişleri bakanının yaptıklarını anımsadım. "Bu kış komünizm gelecek" safsatası ile halkı nasıl kandırmışlardı. Aydınlar ve üniversite öğrencilerine uygulanan baskı unutulur mu hiç. Daha komiği, "Halk plan değil pilav istiyor" diyerek bilimsel çalışmalara karşı tavır almışlardı.

Sayın Demirel, bizim kuşağı öğrencilik yıllarında yakalayıp, emekli edene dek yönettiğini söyleyebiliriz. Bu gün söylediklerine katılıyor muyum? Evet, katılıyorum. Ülke iyi yönetilemiyor.

Televizyona yapılan yorumlara da şaşırıyorum. Şehit cenazeleri geldikçe, "Bu sorun çözülmelidir" tümcesi sıkça kullanılmaktadır." Doğu ve Güneydoğu sorunu sosyal bir olgu olarak durmaktadır .” Tümcesi ise dillerden düşmemektedir. Öneri? Öneri yok. " Kan durmalıdır. Terör önlenmelidir. Analar babalar ağlamamalıdır. Şehidin annesi Türkçe bilmiyor, Kürtçe ağıt yaktı, bitsin bu öldürmeler” içerikli yazılar yazılıyor gazetelerde.

Anaların babaların ağlaması nasıl duracak? Sorunun yanıtı yok. Konuşulan sözcüklerin içeriğini doldurulamıyorlar bir türlü. İktidarı da, Muhalefeti de dolduramıyor. Aydınlardan da net ve somut öneriler gelmiyor. Çömeldi çömelmedi sözcükleriyle de el ense çekiliyor durmadan. Bu sözcüklerin tartışılması, farklılıkların giderek ayrıştığını göstermiyor mu?

Sosyal olgular, yanlış kulvarlar da tartışılarak bu günlere gelinildi. İnanç ve kimlik sorunları fazla abartıldı. Birey olmanın sosyal boyutu, metafizik düşüncenin etkisi alanına sokuldu. Bu süreç, bilimi reddetmese de, etkisini azalttı. Gerçeklerin tartışılmasının önüne geçildi. Bireyin özgürce ve insanca yaşam kavgasının ekonomik boyutu unutuldu.

Doğu ve Güneydoğu bölgemizde, yoksulluğa neden olan feodal yapının kimlik sorunuyla çözümlenebileceğini söyleyebilir miyiz? Bu güne dek bu yörelerden milletvekili seçilenlerin niteliklerini inceleyelim. Sınıfsal analizini yapalım. Aydınlanma gerçekleşmedikçe, yarında aynı güçlerin temsilcisi ve yöneticisi olmayacağını kim inkar edebilir. Ha Ali, ha Mehmet Ali. Fark eden bir şey olmadığı yıllarca görüldü.

"Suçumuz Alevi olmak" Sivas olaylarının yıldönümü nedeniyle yapılan toplantıda pankarta yazılmış anlamlı bir slogan idi. Bence yanlış bir slogan. İnanç konusu ile insanlık yıllarca sömürülmüştür, hala sömürülmektedir. Sosyal olay ve olguların din ve mezhep çerçevesinde irdelenmeye çalışılması, ümmet toplumunun özelliğidir. Hacıya, hocaya, papaza, dedeye kucak açan ümmet topluluklarından kimse korkmaz. Korkulan şey aydınlanmadır. Sivas olaylarında aydınlanma yakılmıştır. Ne Yazık ki, bu gün " Ülke iyi yönetilemiyor" diye Sayın Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Sayın rahmeti Erdal İnönü Başbakan vekili idi. İyi yönetilemediği için aydınlarımız can vermiştir. Yakılmıştır.

Sayın Kılıçdaroğluna önerim, " Her sorun bizim iktidarımızda çözülecektir" şeklinde ki yuvarlak tümcelerden kaçınılması olacaktır. Fırsat kollayanlar, " Bizim İktidarımızda Üniversitelerde Türban Serbest Olacaktır" diye flaş haberi patlatır. Bazı yazarların dolduruşlarına ortam hazırlanmamalıdır.

Giysinin, yaşam tarzının sembolü olduğunu Sayın Kılçıdaroğlu bizden daha iyi bilir. Sembol olmasa, bu konu üzerinde ısrarla neden durulsun. Çağdaşlaşma sürecinde, halkın giysi konusundaki değişimi bazı alışkanlıklar ve değerler nedeniyle yeterli olmayabilir. Bu konuyu "Analarımızda başını örterdi" tümcesi ile açıklıyoruz ve sosyal süreç içindeki yerini değerlendiriyoruz. Üniversite öğrencisi, ülkenin eğitim olanaklarından yararlanmış bir kültürü temsil ettiği için, turban yaklaşımları çağdaş değerlere karşı bir eylem niteliğindedir. Kadının bireysel özgürleşmesini kısıtlayan metafizik değerlerin, yaşam biçimine hakim olma kavgasıdır da diyebiliriz.

Sosyal demokrat bir partinin lideri, konuşurken sözcükleri iyi seçmek ve doğru anlamlar yüklemek zorundadır. Sonunda, o kastedilmedi, şu denilmek istendi türü açıklamalar, liderin genel kültür boyutunun zayıflılığını çağrıştırır.

Aydınlanma gerçekleşmediği sürece, sosyal gelişmelerin yeterli olamayacağı ortadadır. Toplumlar metafizik değerlerden arındıkça, akıl duyguların önünde hareket edebilir. Evrensel kültür, inanç ve etnik değerlere yönelik yaklaşımları, şovencilik olarak yorumlamaktadır.

Ülkemizde demokrasiyi zenginleştirmek için yapılan tartışmalar, mevzi değiştirerek ayrımcılık sürecine doğru ilerlediğini söyleyebiliriz. Doğu ve Güneydoğuda terör değil, konulmayan bir savaşın yapıldığını herkes görmektedir. Parlamento da temsil edilen bir partinin yetkilisinin, seslendirdiği yönetim yaklaşımına duyulmamış gibi davranılıyor. Kimlik siyasetini çağdaş değerlerin karşıtı olarak değerlendirdiğim için, seslendirilen yöntem şeklini önemsemiyorum bile. "Sosyal olgular değerlendirilmelidir" diyenlerin yorumlarını ve önerilerini bekliyoruz. Bilgilenmek hakkımız değil mi?. 5.07.2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ülke gündemi ile bağlantımı kestikten sonra televizyonda gördüm bu meseleyi. üç fotoğraf var. Kimi oturuyor kimi ayakta. Evet diyorum sorun ne. Efendim o neden oturuyor o neden ayakta duruyor. Korkusundan mı oturuyor. Mavi Marmara unutuldu Şehitler unutuldu gürültü yasağı unutuldu referandum unutuldu kim oturuyor kim ayakta. Susuyorum. Gündem bu kadarda belli edilerek değiştirilir mi. yakında bakanlar eşleriyle gider. Hatta 23 Nisanda başbakan koltuğuna oturan çocukta gitmek ister bütün ülke tartışırız kim daha uzun ayakta kalacak. Oturdu mu vatan haini. Ayakta mı reklâm yapıyor. Siper mi büyük küçük mü? Ben burada kimsenin tarafında değilim bunu da belirtmek isterim. Diyecek söz yok. İthal etler hiç konuşulmuyor nedense.5–10 yıl sonra bitecek hayvancılık 10 yıl sonra gündem olur ancak bizim ülkemizde. Kaleminize sağlık...

Mertcan Akkoyun 
 07.07.2010 15:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 442
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster