Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '08

 
Kategori
Sektörler
Okunma Sayısı
624
 

Çöpe atılan markalar

Çöpe atılan markalar
 

Ben çocukken GIMA vardı…

Önceleri Ordu yardımlaşma Kurumuna ait bu marketler zinciri yalnızca Ordu mensubu ailelere hizmet veriyordu. Sonraları halka açıldı.

Şirket evliliklerinin, devlerin bırakın ufakları birbirlerini yuttukları bir dönemde ise. Türkiye perakende sektörünün en önemli isimlerinden birisi Gima bir Fransız devi Carrefour tarafından satın alındı, idari personelden, dükkan yerleşim planlarına kadar herşeyi değiştirip yeniledi. Ama bence en şaşırtıcısı 1940'lardan beri Türkiye perakende sektöründe iyi tanınmış Gima markasının çöpe atılması oldu…

Bu kadar iyi bilinen, tüketici için kalite, güvence, fiyat kategorisi, ürün çeşitliliği konusunda fikir veren güvenilir ve iyi bilinen bir marka bir anda ticaret hayatından silindi.

Diğer taraftan TMSF'nin Telsim'i dünya telekominikasyon devi Vodafone'a satmasıyla birlikte bu firma dünya çapındaki markasını hızlı bir şekilde Telsim'le birleştirerek “Telsim – Vodafone“ yaptı. Ama bu aşama o kadar hızlı değişti ki, eski Telsim Shoplar daha bu tabelaları takmalarından sonra henüz kirlenmelerine fırsat kalmadan sadece Vodafone yazan tabelalara geçtiler ki bu da Türkiye devler sahnesinden bir ismin daha uluslararası bir ejderhanın masasında “tatlı” olarak tüketildi.


Üstüne trilyonlar yatırılan aralıksız reklam kampanyaları ile desteklenen markaların bu kadar kolay gözden çıkartılmasına şaşırmamak elde değil...

Bir marka ve güvenilir bir imaj kolay sağlanmıyor ve asıl ürünlerini üretmeseler bile sadece isimleri bile pek çok marka için önemli bir satın alma gerekçesi, hatta yeterliliği oluyor.

Örneğin markası SONY olan bir otomobile sahip olmak için çok fazla düşünmezsiniz öyle değil mi? Ya da markası HONDA olan, bir müzik setine?

Markaların sizlerde yarattığı güven duygusu, en azından çıkan ürünü incelemenize sebep olacaktır. Çünkü marka güvenirliği kolay kolay yaratılmıyor ve ne yazık ki çok kolay harcanıyor.

1996 yılında Barış Manço’nun desteği ile Türkiye pazarına iddialı bir giriş yapan Daewoo otomobilleri, üç sene önce Amerikan Chevrolet firması tarafından satın alındı. Birleşme sonucu, Türkiye’de çok fazla tanınmayan ama inanılmaz işlere imza atan Daewoo markası çöpe atıldı. Çöpe atılan Daewoo, iletişim uydularından tutun da beyaz eşyaya kadar hemen hemen her şeyi üretiyor ve hepsini de aynı marka ile pazarlıyordu. ” Eski ayları kırpıp kırpıp yıldız yaparlar” deyişine uygun olarak. Bu başarılı marka parçalara ayrıldığında da farklı markalar yaratıldı.

Chevrolet’e de bu efsane markanın bir yıldızına yani otomotiv sektörüne adını vermiş oldu. Offf Amerikan Efsanesi Chevrolet otomobil seçenler evet gerçekten de bir efsaneye biniyorlar ama Amerikan değil, Kore Efsanesine…

Eğer Chevrolet gibi bir marka, adını ve amblemini kendi adına üretilen Daewoo otomobillerine yapıştırmakta bir sakınca görmüyorsa; o araçların kalitelerinden ufacık bir şüphye düşmek ancak enayilik olur. Çünkü markanın yarattığı katma değer kolay kazanılmıyor ve kolay kolay da tehlikeye atılmıyor.


Bakın şimdi akıma geldi ya Yapı ve Kredi Bankasına ne demeli? Koçbank’ın Yapı Kredi’yi satın almasından bahsediyorum!

Birisi logosunu, birisi adını verdi, ortaya yanar döner karışık bir banka çıktı. Birisinin popülaritesi ve yaygınlığı, diğerinin arkasındaki holding gücü ve saygın imajı ile yeniden piyasaya sürülen bir devam filmi gibi... Ama olmadı! Olmadı olmadı…

logonun griliği, işlere getirdikleri ciddiyeti değil de daha da soğuk ve sevimsiz olduklarını ima ediyor gibi bana.

Ben hala o sevimli Yapı Kredi leyleğini unutamadım…


Ben bu tip dev birleşmelerden, içe almalardan, sindirimlerden aslında çok rahatsız olmuyorum. Belki de benim hissettiklerim biraz nostaljik özlem. Cevabını aradığım soru ise çok basit!
Bir marka yaratmak bu kadar kolay mı ki, O'nu çöpe atmak bu kadar kolay olsun?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok içten ve yakın buldum bende İletişim Fakültesi öğrencisiyim. Teşekkürler yazınız için.

Buğra TOKMAKOĞLU 
 13.01.2009 17:18
 

dostum seninle aynı dönemlerde ankarada yaşamış ve kızılay Gima'nın yürüyen merdivenlerinde oyun oynamış biri olarak seni çok iyi anlıyorum. ve fakat senin de eminim çok iyi bildiğin gibi gerçek, kapitalin başlangıçta marka olmak için yırtındığı, geçen yüzyıla ait kendi değerlerini de tüketerek ancak ayakta kalabildiğindendir ki, marka olmak gibi bir zamanlar Tanrılaştırdığı bütün pratikleri işte böyle çöpe atabilmekte. bundan sonraki süreçte ise tüm devlerin fazla büyümekten çöktüğü ve onları küçük parçalar halinde küçük balıkların yediği bir dönem olabilir:) selamlar

Başak ALTIN 
 27.08.2008 11:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 11.04.07
 
 

1971 Ankara doğumluyum. Marmara Üni. İletişim Fakültesi Radyo,Tv ve Sinema mezunuyum.Televizyon p..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster