Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
767
 

Çöplüğün generali

Kararsızlık insanın iç huzurunu

darmadağın eder. En kötü karar

bile kararsızlıktan iyidir. Kitaptan.

Yetmiş yıllık bir ömre altı roman bir öykü kitabı sığdıran araştırmacı yazar ve eylem kadını Oya Baydar, sulara, çöplüklere atılan, boş arazilere gömülen bomba ve mühimmatın insanlar tarafından milad sayılan Büyük Patlama’nın gerçekleştiğini alegorik bir anlatımla ‘Çöğlüğün Generali’nde dile getirmiş.

‘Çöplüğün Generali’nin Büyük Patlama’dan nasıl sağ kurtulduğunu birlikte okuyalım: ‘Eski kent patlayıp havaya uçarken patlamadan etkilenmeyen tek bölge çöplüklerdi. Çöp insanları bütün patlayıcıları toplamışlar, belki bir somun ekmek, belki bir defter, bir kalem, bir paket kötü çikolata, şeker, bir kutucuk ilaç ya da benzer bir şey karşılığında ölüm tacirlerine satmışlardı. Temiz kalmış tek yerdi çöplükler.’ (s.251) ‘Alegorik bir metinde bu kadar gerçekçi olmak zorunda değilim’ (s.252) diyerek sağlam bir kurgunun olmadığını vurgulayan Baydar’ın kitap içi resme denk düşmeyen öyküsü ve yazın diline işlevsellik katan ayrıntı : “Şehit oğulun eşyaları, birkaç kitap, bilgisayarı, cep telefonu ve olay günü üzerinde olan asteğmen üniforması bir torba içinde geri verilirken, yüksek düzeyde gizlilik taşıyan bir zarf da ulaştırılmıştı Komutana. Zarfın içindeki pusulada, ‘Bölücü hainler tarafından şehit edilen oğlunuzun sırtına ilştirilmiş yazı ektedir, ’ deniliyordu. O lanetli, hain kâğıt parçasının üzerinde ise ‘Babanın cinayetleri için’ yazılıydı.” (s.86) Az yer verdiği ayrıntıları kullanmakta ustalık göstermiş. (8 puan) Tek oğlu arkadan vurularak öldürülen generalin ruh çözümlemesi: ‘Cinayetlerim?.. Kimseyi kendi ellerimle öldürmedim, cellat değilim ben. Suçluyu idama mahkûm eden yargıç katil midir? Özel savaşın özel kuralları vardır, bunu herkes bilir.’ (s.86) Hayat ayrıntıların içinde saklıdır..! ‘benim oğlumdu, benim değerlerimle yatişmişti. Pırlanta gibi dedikleri türden pırıl pırıl bir gençti.’ (s.85) Kurgunun içinde Çin Resmi gibi duran bu öykü, yazarın kutupluluğu eşit mesafede durarak yapmadığının da örneği. (0 p) Yoksa, Oya Baydar da ânı anlatan postmodernist yazarlar gibi kurguya bağlı kalmamaya başladı?!.. Okur yüreğini burkan sözler: ‘Karanlık sokaklarda ensesinden tek kurşunla vurulmuş cesetler, kuş uçmaz kervan geçmez yolların kenarında, köpüre köpüre akan ırmak kıyılarında, köprü altlarında elleri arkadan bağlanmış, telle boğulmuş olarak bulunan ölüler… Bulunduğu bölgede faili meçhuller ne zaman çoğalmıştı?’ (s.87)

Gözlerin ne ister bukalemundan daha becerikli Hitler yüzlü?

Asi/t kuyusuna attığın çocuk katilinin yakarışını mı..?

Büyük Patlama’dan önceki dönem, Ergenekon Örgütü iddiası ortaya atıldıktan sonra gazetelerin üçüncü sayfa haberlerindeki öykülerden oluşmuş. Alegorik kuguya alt yapı oluşturan öyküler. ‘Çölüğün Generali’yle direk bir ilgisi yok!..

Sait Faik Hikâye Armağanı ödülünü kazanan Baydar, 3 M virüsünü bir metafor, eleştiri eğretilemesi olarak kullanmış. H2M1 virüsü araştırılırken başka başka bir virüsle karşılaşırlar. Bu virüsün adı H2M3, unutma… 3M, yani ‘3 M virüsü, ’ insanları üç maymuna benzetme virüsü, bilmeme, görmeme, konuşmama..! Kaval(ı)lar üç şarlatanı oynarken halk üç maymunu oynuyor…

Toplumun aynasının edebiyat olduğunu iyi bilen Oya Baydar’ın söylemleri (4 p) : ‘Her şair biraz kâhindir, kâhinler de şair’ (s.93) ‘kız – erkek çöp çocukları…’ (s.96) ‘Üç Maymun kimilerine göre mutluluğun simgesidir. Geleceğin mutlu budalalar toplumun simgesi.’ (s.100) ‘Gördüklerini görmezden gelmek bu toplumda erdem sayılan bir alışkanlık.’ (s.192)

Yazarın dünya görüşünü dile getiren eleştirileri: ‘Okurken kendini sol akımlara enikonu kaptırmıştı. Kaptırmayan yoktu ki o zamanlar! Bizim zamanımızda solculuk böyle devlet, millet, ordu düşmanlığı değildi; vatanseverlikti, bağımsızlıktı, milliyeçilikti, gericiye yobaza karşı olmaktı’ (s.68)

Serim, düğüm ve çözüm katmanları oluşturan Baydar, öykülerdeki kahramanlara ad koymamış!.. Kahraman yaratılmamış..! Karakterler geçidini birlikte okuyalım. General, Doktor, Gazeteci, Jeolog arkadaşım, Unutmak İsteyen Adam, Ana, Muhabir, Şair, Müsteşar, Mühendis, Yaşlı Adam, Tekneden çıkıp gelen adam, Yuva Öğretmeni, Mikrobiyolog… Kahramanın adı olmazsa, genelgeçer oluyor… Rol verilen kişi silik kalıyor..!

Yunus Nadi Roman Ödülü sahibi Oya Baydar, ‘Çöplüğün Generali’ romanını yüzde 28.6 (28.5)* diyalogla yazmış. (10 p) Sayfada ortalama 4.1 paragraf yapmış. (0 p) Okuru sıkmama adına 5 – 8 paragrafa iki puan veriliyor.

Orhan Kemal Roman Armağanı ödülünü alan Baydar, ‘Çöplüğün Generali’ni yüzde 17.2 (18.2) yabancı sözcükle yazmış. (0 p) Yüzde on beşin altında olan değere puan veriliyor. ‘Mikrobiyoloji uzmanı kadının dünya tıp ve mikrobiyoloji literatürüne’ (s.137) Eski dil: ‘Habis dünceli (s.75) ‘yataklarının tatlı rehavetine’ (s.77) ‘hangi melun planlar peşinde’ (s.84) Bu sözcükler yazarın yaşını da ele veriyor… Bazı gazetelerin iki bin yılı yabancı sözcük oranı (% ): Cumhuriyet 16.2, Hürriyet 18.7, Sabah 20.6, Türkiye 27 (Dil Yarası / Mustafa Argunşah) Diyaloglar ortama göre kısa veya uzun tutulduğu gibi anlatımlarda uzun tümceler kurulmuş. ‘Polifoni zordur tabi, bu yüzden önemli bir çok romancı bilerek tek dili, tek anlatıcının gözüyle aktarımı tercih eder’ diyen Oya Baydar, ‘Büyük Patlama’dan öncesini üçüncü tekil kişi ağzından, sonrasını ise benöyküsel bir anlatımla dile getirmiş. Tüm karakterleri aynı kültürde konuşturduğu söylenebilir. Yörelere göre bir ağız kullanılmamış.

Güzel bir tümce tek başına bir öyküyü anlatabilir. Oya Baydar’ın okura gülen albenili sözleri (7 p): ‘ilhamını leş kokusundan alan dizeler’ (s.95) ‘Hâlâ şair şair bakıyorsun bu dünyaya.’ (s.99) ‘insan baş edemeyeceği şeyi, kendi suçunu, ihanetini en çabuk unutur.’ (s.123) Okur ne vakit alımlı çalımlı bir söz görse, tilki gibi gözleri ışıldar… Baydar’ın pek sevmadiği absürt ve argolu sözler: ‘Küçük itler! Sevimliydiler, masumdular.’ (s.34) ‘Bizden yamuk olmaz.’ (s.35) Yazarın metafor yaratmaya çalıştığı şiirsel düzyazı: ‘Bahar geldi. Tarlalar, kırlar mermi çiçekleri açtı. Bomba ağaçları çiçeğe durdu. Toprak patladı patlayacak…’ (s.238)

Üç maymunu simge olarak kullanan (1 p) Baydar, bir bilinç türü olan imgeyi sayfada ortalama 1.4 (3.8) kez kullanmış. (11.2 p) ‘Kayıp Söz’ romanına göre düşük bir oran. ‘alçak uzlaşmalar uğruna kellesini pazarlık konusu yapan sözde dostlar…’ (s.84) ‘Yaşıyorsan analık hakkını helâl etmem sana, diye haykırıyordu yüreğinin kulaklara varmayan sesiyle.’ (s.108) Zaman zaman imgeyle kurguladığı tümceleri noktalama imleri ile pekiştirmemiş. Noktalama imleri, imgeye sözcükten önce varır…

Sanata daha yakın duran akıcı, bilecen denemeden yararlanmayan (0 p) Baydar, gülmeceye sayfada ortalama 0.0156 (0.0312) kez yer vermiş. (0.2 p) “ ‘Ne var, gösterin hele bir, halinize bakan kılıc falan yakaladığınızı sanır!’ ‘Tekneye atla, ’ dedi İhtiyar Balıkçı. ‘Denizkızı mı çektiniz, bu ne gizlilik, ne hava böyle! Yoksa müşteri mi kızıştırıyorsun?’ ‘Seninle ne zaman pazarlık ettik! İş şakalık değil bu defa. Şunlara bak!’ …’Ne bunlar? Nerden buldun?’ ‘Anamın çeyizinden getirdim! Görmüyor musun ne olduğunu? Bomba, silah, ne istersen…’ ” (s.149) Mizahın beşiği Anadolu’da okurlarımızı pek güldürmesini bilmiyoruz.

Modern romanın araç ve gereçlerini az da olsa kullanan Baydar, hayatın içinde olan halk diliyle edebiyat yapıldığının göstergesi atasözünü sayfada ortalama 0.0156 (0.172) kez kullanmış. (0.1 p) ‘Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.’ (s.40) ‘Köpeksiz köyde değneksiz gezme rehavetine mi kapıldık?’ (s.88) Sözvarlığı atasözlerinin kural özelliği vardır.

Yaşanılan sosyolojik öğeleri güncele dönüştürmesini bilen Baydar, sosyal konu çözümlemesini sayfada ortalama 0.3 (-) kez yapmış. (0.9 p) ‘Bulduğumuz cevaplarla yetinebiliriz; bundan sonrası benim işim değil, zaten kimsenin de işi olmamalı diyebiliriz; aldığımız yurttaşlık eğitimi de bunu gerektirmiyor mu zaten? İnsanlara huzursuzluk aşılamak, tarihe güvensizlik yaratmak, kitleleri toplumsal belleğin doğrularından ve kendi kimliklerinden kuşkuya düşürmek kime ne kazandıracak?’ (s.206)

Derin devletin kirli çamaşırlarını ortaya sermeye çalışan Baydar, iç çözümlemeyi sayfada ortalama 0.035 (-) kez kullanmış. (0.1 p) “Hepsinin yüzündeki ‘bu kurtulmaz, boşuna çaba’ ifadesini okudu.” (s.42) “Ana aldırmadı, içindeki ses, ‘Köpeğe kanma, yürü, Karabaş dönsün isterse, sen yürü, ’ diyordu.” (s.114) İç çözümleri yapmakta ustalık göstermiş. Kolay kolay edebiyatın üç çınarı.., İnci Aral, Ayşe Kulin ve Oya Baydar olunmuyor…

Ayrıntıları yakalamasını bilen Baydar, yaşamı aralayan soruları sayfada ortalama 2.3 (2.5) kez yöneltmiş. (6.9 p) “ ‘Doğru tek bile olsa, yol mubah mıdır?’ Ne demek istiyor? Hangi yol? Benim bildiklerimin ötesinde ne biliyor? Bu gece bir şey var bu kadında, karım gibi konuşuyor. ‘Siyasette amaç aracı haklı kılar.’ ” (s.74) Okurunu soru işaretinde bırakmıyor, ötesine taşıyor…

Faili meçhullerin izinin sürülmesini ister gibi yazan Baydar, kendi gerçek anlamının dışında başka bir anlam ifade eden yananlamı sayfada ortalama 1.1 (3.5) kez kullanmış. (7.7 p) ‘Bekçinin sözleri kafasına çakılmış olmasaydı’ (s.134) ‘İki arkadaşa merak mikrobunu bulaştırp’ (s.200)

İnsan haklarına ve barışa değer veren Baydar, genel kural özelliğinde olmayan çağrışım gücü yüksek deyimleri sayfada ortalama 0.7 (1.2) kez kullanmış. (4.9 p) ‘kuyruk acısı var besbelli’ (s.125) ‘kirli çamaşırları ortaya döküyor’ (s.125) ‘Meraktan öldüğünü biliyorum, numara yapma’ (s.208) ‘Havlu atmamı beklemesinler’ (s.84) Gelecekte milad olacak ‘Büyük Patlama’dan sonrasında da eski deyimleri kullanmış..?

Eleştirmenler kendisini incitmiş olacaklar ki, ‘Kaderinizin efendisi eleştirmenler’ diyen Oya Baydar, rol biçtiği karakterin içinden geçenleri dile getiren bilinççakımını sayfada ortalama 0.089 (0.0286) kez yapmış. (0.4 p) ‘Tam adamını buldum galiba, diye geçirdim içimden.’ (s.160) ‘Ya da bir general, diye geçirdim içimden: Çöplüğün Generali.’ (s.239)

Aynanın içine değişik açılardan bakmasını bilen Baydar, çevremizde olup biteni yansıtan betimlemeleri sayfada ortalama 4 (13) satır yapmış. (0.8 p) ‘yanılsama değildi, akbaba, korkuluk ya da başka bir şey değildi; bir insan siluetiydi, belki bir çocuk ya da ufak tefek bir ihtiyar. Tepeyle bütünleşen koyuca renkli bir çarşaf, hayır bir pelerine ya da kaftana sarılmıştı.’ (s.213) ‘Yuva Öğremeni gençkız da kendi ağacını çizdi; kahverengi gövdeli, yeşil dallı, pembe çiçekli bir ağaç, tam da yetişkin insan ağacı.’ (s.131) Betimlemenin kopya etmek olmadığını bilerek yapmış. İnsanın çözülüş manzarasını sayfada ortalama 0.1 (0.2) kez yapmış. (0.3 p) İlk öyküdeki işlevsel ayrıntılarla birlikte ruh çözümleme örneği verilmişti.

Sofrasına edebiyat tadı veren Baydar, iç tepmesiyle gelen çağrışımları (içmonolog) sayfada ortalama 0.0194 (0.1) kez kullanmış. (0.1 p) “ ‘Anahtar, tel örgülerin ardında, uçurumun kenarındaki tepecikte, ’ dedim kendi kendimle konuşur gibi.” (s.210)

Öykülere duygu katmayı unutan Baydar, benzetmeyi sayfada ortalama 0.7 (2.2) kez yapmış. (2.8 p) ‘Karun gibi zengin olurdum.’ (s.88) ‘anımsamalar, sözcükler, adlar, şifreler ağulu yılanlar gibi dolaşıyordu.’ (s.88) Eğretilemeyi sayfada ortalama 0.3 (0.7) kez kullanmış. (0.9 p) ‘Ve Çöplüğün Generali mühimmat işinde tartışmasız Bir Numara’ydı.’ (s.100) ‘tam bir yetişkin insan ağacı.’ (s.131)

Toplumsal bellek kaybını öne çıkaran Baydar, dilin anlatım gücünü artırdığı gibi ahenk ve güzellik katan ikilemeleri sayfada ortalama 0.4 (1.6) kez kullanmış. (0.8 p) ‘Tepeye doğru adım adım yürüyorum’ (s.244) ‘lime lime olmuş haki renkli asker ceketi’ (s.246)

Romanın öfke ve vicdanın dile getirildiği bir tür olduğunu bilen Baydar, bir düşünme aracı olan terimi sayfada ortalama 5.6 (4.7) kez kullanmış. (16.8 p) ‘Üç Maymun virüsü.’ (s.141) ‘topografik – jeolojik haritalar meselesi…’ (s.181) Her bilim dalının bir terim dili vardır.

Eski tüfek Oya Baydar, kullanıldığı yere anlam zenginliği ve derinlik katan pekiştirmeyi sayfada ortalama 1.7 (0.6) kez kullanmış. (5.1 p) ‘böyle cicili bicili şeyleri sever’ (s.101) ‘Bekçiler sustu pustu.’ (s.133)

Merakı gıdıklayarak sürükleyici bir roman yazan (4 p) Baydar, şiirin olmazsa olmazı, bir önad olan sıfatı sayfada ortalama 4.9 (8.9) kez kullanmış. (9.8 p) ‘Kemer tokası böyle tahta sandıklarda gelmez’ (s.40) ‘sarı badanalı evi de, beyaz çuvalları, tahta kasaları’ (s.80)

Toplumsal kara delikleri gösteren Baydar, yazının içinde süs gibi duran hazır söz kalıpları ve şiirleri montaj tekniğiyle sayfada ortalama 0.035 (0.0667) kez kullanmış. (0.4 p) ‘Tarlalara mermi saçtım, yeşerip çiçek açtılar / dağa taşa asker dizdim vurulup şehit oldular / oğullar kızlar öldüler, kör çukura doldular / çöpler boğacak gayri sahiplerini…’ (s.94)

Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre Oya Baydar’ın ‘Çöplüğün Generali’ romanına 104.2 puan verildi. Oya Baydar’ın bir önceki romanı ‘Kayıp Söz’ ile yapılan kıyaslamadaki değerlere göre ‘Çöplüğün Generali’ aceleye getirilmiş bir roman..!? Herhangi bir yapıta sanatsal değer kazandıran bezeme yapılmamış. Romanları türlerine göre kıyaslamayı size bırakıyorum. Muzaffer Koçer’in ‘Gökçek Ölmemiş’ 110.9 p, Nurgün Erdinç’in ‘Kan Kırmızı İhanet’ 85.3 p, Muammer Yüksel’in ‘Cennet’ 94.5 p, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ 96.2 p, Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ 105.6 p, Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ 76.8 p, Ahmet Ümit’in ‘Bab – ı Esrar’ 121 p, Hasan Hüseyin Gündüzalp’in ‘Yuğ’ 118 p, Ayşe Kulin’in ‘Umut / Hayat Akan Bir Sudur’ 109.4 p, Canan Tan’ın ‘En Son Yürekler Ölür’ 115.4 p, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ 118.1 p, Ayfer Tunç’un ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ 102.2 p, Sinan Akyüz’ün ‘Sevmek Zorunda Değilsin Beni’ 91.3 p, Ece Temelkuran’ın ‘Muz Sesleri’ 130.2 p, İnci Aral’ın Sadakat romanına 122.1 puan verilmişti. / Çöplüğün Generali / Oya Baydar / Can / 257 s. /// Söz varlığının ölçülebilirliği, edebiyatın özgürlük alanını kısıtlamaz. Yorum yapan eleştirmen yazının izindedir, yerim dar dedirtmeyen eldir. Edebiyata sanatsal derinlik katan tüm terimlerin tanımı bellidir. Tanımı yapılan her şey ölçülebilir. Ölçülebilirlik, ölçüsüzlükten çok daha iyidir!.. Eleştiriyi eşitleyen her yorumdan kaçınılmalı. Kattığı işlevsel değere göre puan verilmeli. Şair ve yazarın yazın diline katkı sağlayan, keşfettiği her değer ölçüme katılmalıdır. Ölçülebilirlik, keşfedilen yeni değerin katkısını da tespit eder.

Eleştirmen, zaten sayısal değerlendirmeleri yaparken satır aralarını sezgisel eleştiri ile bezer. Şiir, öykü ve roman sanatının ölçülebilirliği şair ve yazarlar arasında rekabet yaratacağından edebiyata katkı sağlayacaktır.

Ölçme işlemini, bu işe gönül vermiş, yeniliğe açık, donanımlı edebiyat hocalarının yapması uygun olacaktır. En yaman eleştiri metni metinle, şiiri şiirle kıyaslamaktır!.. İki ayaklı vicdanın belgesiz sezgisel eleştirisine pek güvenme!..

*- Parantez içindeki değerler Oya Baydar’ın ‘Kayıp Söz’ romanına ait bilgilerdir.

Ali Akdemir

23. 06. 10

Çukurova

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 421
Kayıt tarihi
: 15.07.09
 
 

Ali Akdemir, Adana tarihinin en büyük sel felaketini yaşadığı 21. 02. 1948 tarihinde doğdu. Edebi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster