Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
149
 

Coronayla Savaşa Devam

AKLIN YOLU BİRDİR: CORONAYLA  SAVAŞA DEVAM

Corona salgınından eve kapandığım şu günlerde, vaktiyle,  ortaokul Türkçe ders kitaplarinda "Tecessüs" başlığı ile geçen bir okuma parçası  geldi aklıma. Sanırım bu parça Ahmet Haşim'in gezi notlarından alıntı idi. Tecessüs; sözcük anlamıyla, "anlama merakı, anlayıp öğrenme merakı"dır. Biz öğrencilere,  o zamanlar, okuyup anlama merakı  edinip kendimizi  toplum olarak geliştirmemizin gerekliliğine vurgu yapılıyordu. Tam da bugün, bütün dünyanın corona virüsünü anlayıp içeriğini öğrenmek ve bu sayede insanlığa yararlı olmak için yaptığı ilaç geliştirme, aşı bulma çalışmalarında olduğu gibi.

Bu tecessüsümüz o kadar arttı ki gazetelerde, televizyonlarda tıp uzmanları, diğer dallardaki bilim adamları, program sunucuları, program konukları, hatta "youtuber"lar, hep bu corona virüsü etrafında, bildikleri ya da hayal ettikleri kadarıyla, birşeyler üretmeye çalışıyorlar bu corona virüsü illetini yenmek için. Bunu yaparken doğal olarak, dünyadaki gelişmelere bakıyorlar, oradaki deneyimlemeleri alıyor, kendi bilgi, beceri, yeterlik düzeyine göre bir süzgeçten geçirip kendi halkına uygulamaya çalışıyorlar; aynı hataya düşmemek , zararı aza indirgemek, diğerlerinin tecrübelerinden yararlanıp vakit kaybetmemek için. Ben kendi adıma konuşacak olursam; ben bile daha geçen gün, bir doktor arkadaşımla konuşurken C vitaminin virüse karşı önleyici olarak kullanımyıla ile ilgili neredeyse, bir doktora bilgi empoze edecek kadar heyecanıma yenik düştüm. Bu duruma, uzaktan izlediğim televizyon kanallarında bazı program yöneticilerinin düştüğüne, ileri gittiğine tanık olduğum gibi. Hatta Trump'ın zırvalar nitelikte  ve büyük tehlikelere yol açacak şekilde, -belki de sorumluluğunun farkında olmadan- basın toplantısında halka hitap ederken,  virüsü yok edici çözüm olarak, doktorları kastederek bir şekilde "insanlara dezenfektan enjekte edin ya da ultra viyole ışınları zerk edin" demesi de ayrı bir talihsizlikti. Gerçi Trump bu söylemlerine bir açıklama getirdi ama açıklamalar kimseyi pek tatmin etmedi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün Sars-Cov2 diye adlandırdığı bu virüse karşı mücadelede bütün dünyada "open  source" lar üzerinden çalışılıyor.

Türkiye'de de bir tıp uzmanı, bunu yapmaya çalıştı aslında, "open source" yani açık kaynaklar üzerinden çalışıyordu; araştırmasını "twitter"dan duyurdu; ardından,  otoritelerden gelen "Bir araştrma böyle mi takip edilir, uluslarası saygınlığı olan dergilerde bir makale yazmanız gerekirdi" şeklinde, bir karşı çıkışa maruz kaldı. Bu tıp uzmanı da çalışmasındaki geldiği noktayı , aslında, böyle bir açık kaynağa borçluydu; o da, sosyal medya üzerinden bağlantıları takip ederek çalışmasında kullandığı söz konusu ilacın, diğer ülkelerde  denendiği ve işe yaradığı bilgisine ulaşıp kendi deneyimlerini ve bilgisini üzerine koyup geliştirmişti aslında. Zaten bunu dile getirmeye de çekinmedi. Ayrıca,  makaleler yayınladığını, resmi kanallardan gerekeni yaptığını da bildirdi. Sanırım çalışmanın devamı konusunda konulan şerhler de ortadan kalktı. Çok kulvarlı bu yarışta, diğer milli aşı çalışmaları da hızla sürdürülüyor.

Hatırlarım; yine yıllar önce, "web designe" çalıştığım sırada, ilk "open source" la orada karşılaşmıştım, işte; bu "open source"lar sayesinde internet gelişti, benim okuduğum dönemde paket programlar vardı sadece, html, Java Script, SQL, Flash v.b. Daha sonra, işte bu açık kaynak çalışmaları sayesinde "browser"lar, internet gelişti, mobil telefonlar, facebook, instagram,  twitter v.s. İşte bu "open source"lar sayesinde Suriye'nin orta düzeyli ailesinden gelen Stelve Job'lar, Zuckerbergl'er ortaya çıktı. Bilim böyle birşeydir. Sadece, bir tuğla da üzerine siz koyarsınız ama son noktayı koymazsınınz. Gerçi; bu tıp uzmanı , konuya netlik kazandırmak için  kendini  ifadeye çalıştı.  Ama ne işe yaradı ki Badel harabü'l Basra "Basra yıkıldıktan sonra"! İş işten geçmişti bir kere...  Bütün şimşekleri üzerine çekmişti. Kendi deyimiyle kuş sütü eksik olmayan laboratuarında neferleriyle var gücüyle çalışıyordu. Ne vardı; o da diğerleri gibi elinden geleni yapıyordu. Bırakınız yapsınlar.... Bırakınız başarsınlar. Bir tuğla da onlar koysunlar...

Yine size geçmişten bir örnek vereceğim çocukluğumdan; mahallede oynarken eve gitmeyi biraz geciktirdiğimiz akşamın alaca karanlığı bastığı zamanlarda; yarasalar, evet evet, yarasalar,  gökyüzünde pervasızca turlarını atar biz de kendimize siper edinecek bir yer arardık çünkü bilirdik; yarasalar çok yapışkandırlar ne bileyim aklımda öyle kalmış ve aynı zamanda kördürler ya da gündüz iyi görmezler, onun için gece vakti sokağa çıkarlar ve av bulmaya çalışırlar. Bugünün çocuklarının ancak "batman" karakteriyle bilgisayar üzerinden tanıştığı bu yarasalar, Çin'de "wet market" dedikleri canlı hayvan pazarlarında fareler,yılanlar, pangolinler vesair hayvanat arasında satılıp yiyecek olarak tüketiliyor. Şimdi yarasalardan, belki! de onlardan pangolinlere geçip biz; ademoğluna bulaştığı söylenen bu "novel virus" yani " virüs illeti" bize diz çöktürmeye çalışıyor. 

Yine bir öğretmen arkadaşımı anarak kulağını çınlatacağım: Yurtdışı okul gezisi kapsamında, sınıfıyla birlikte gittiği Çin'deki izlenimlerini bize aktarıp kendine değişik gelen bu kültüre dair paylaşımda bulunurken;  fare, börtü böcek, deniz ürünü,  bütün sürüngen, kemirgen ne varsa yendiğini, kendisinin de denemeye çalıştığını anlattığında yemek ortasında  biz hepimiz, mide spazmına uğramıştık.  Zaten, hep Çin mutfağından biraz uzak durmuşumdur, bir "sebzeli noodle" larını severek yerdim. Genel yargıya göre; Çinliler yürüyen herşeyi yerler, bunu zaten bilirdim. Yine öğrenci evinde kendilerine İngililzce konusunda yardım ettiğim yurt arkadaşlarım bana hep memnuniyetlerini bildirmek için beni odalarına davet ederler ve "hot pot" ta hazırladıkları, içine hiçbir zaman ne koyduklarını emin olamadığım yiyecekleri sunarlardı, ben de yine noodle ve sushi varsa nisbeten rahatlıkla yerdim.

Evet Covid19'un yayılışı Amerika'da baş edilemez bir hal alınca, Trump'ın buna, Çin virüsü demesi siyasi bir söylemdir, ya da Boris'in "herd immunity"i öncelemesi ve sonradan çark etmesi politik bir tutumdur. Suçlu ararken yapılacaklardan feragat etmek kolaycılıktır, evet; eksikleriyle, gedikleriyle bunlar yapılıyor. Bütün bu yapılanlarn halkı sıkmadan, psikolojik olarak baskılamadan ve maddi olarak desteklemeden yapmanız mümkün değil; zaten gereği de yerine getiriliyor. Zaten eksik yapanlar da bununla yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Önemli olan, hesap verilebilirlik tutumunun yaşamasına izin veren ortamların var olmasıdır. Evet, maksat burada kimseyi övmeğe ya da  yermeye çalışmak değil. Yoksa; Sheakespear'in, o hep belagat örneği olarak gösterilen, o meşhur tiradında olduğu gibi Brutus dahil dostları tarafından hançerlenen Sezar'ın yanı başında, üzülerek gözyaşlarına boğulan  Antonious'un, Brutus' u hedef göstererek halkı galeyana getirdiği  ve dostu Sezar'a vefasını göstermek için yaptığı konuşmasında:

 "Arkadaşlar, Romalılar, vatandaşlar beni dinleyin! Ben buraya Sezar'ı gömmeye geldim; övmeye değil!  Kötüler ölünce yaptıklarıyla anılır; yapılan iyilikler de  insanın kemikleriyle beraber gömülür.  Asil Brutus, size Sezar'ın haris olduğunu söyledi,  eğer bu doğruysa, bu büyük bir hatadır; Sezar bunun bedelini ağır ödedi. Şimdi,  şerefli Brutus'un ve diğerlerinin izniyle,  Brutus asildir ve diğerleri de öyle, sizlerin izniyle Sezar'ın cenazesinde konuşmaya geldim. O, dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü fakat Brutus onun haris olduğunu söylüyor; Brutus şerefli bir insandır; Sezar Roma'ya esirler getirdi, onlardan aldığı vergilerle hazineyi doldurdu; Sezar'ı hırslı yapan bu muydu? Yokusullar ağladığında, Sezar'ın gözleri yaşarırdı, hırs denilen şey bundan daha zalim birşey olsa gerek; Evet; Brutus, Sezar'ın hırslı olduğunu söylüyor; evet; Brutus şerefli bir adamdır. Siz, hepiniz gördünüz: Ben Luperkal yortusunda Sezar'a üç kez kraliyet tacını takdim ettim ama o  her seferinde reddetti;  hırs bu muymuş; yine de Brutus onun için harisdi diyor, şüphesiz, Brutus şerefli bir adamdır; ben buraya Brutus'un söylediklerini çürütmeye gelmedim, bütün bildiklerimi söylemeye geldim. Bir zamanlar hepiniz, kendinize göre bir sebeple Sezar'ı severdiniz, şimdi  sizi, ona yas tutmaktan alıkoyan nedir?; ferasete ne oldu; o vahşi hayvanlara karıştı; insanlar da sağduyularını yitirdiler; bana izin verin, şimdi kalbim Sezar'ın tabutu içinde ve orada, tekrar bana gelinceye kadar bekleyeceğim." sözleriyle yaptığı gibi ters köşe yapmak değil gayem.

Yine basın yoluyla öğrendiğim, Çinli öğrencelerimizden bazılarının "Corona Çin'den yayıldığı için bizi suçluyorlar, biz kötü değiliz, suçlu değiliz" dediklerini hatırlıyorum.

 2019 Aralık'ın sonunda, İngiltere'de okullarda, Çinli öğrencilere ve ailelerine destek vermek için videolar gösterildi.  Ben burada kimseyi övmeye ya da yermeğe çalışmıyorum ama daha Mart başında, bu hastalık vakalarının patlamasından çok önce, öğrencilere psikolojik destek verilerek ve hijyen kuralları öğretilerek ve uygulattırılarak bu iş ciddiye alınmıştı bunun bizzat şahidiyim.  Tabii bunun bu kadar yayılacağı bilinmiyordu. Yiğidi öldürelim ama hakkını da teslim edelim. Evet burada,  Avrupa ülkeleri ve Amerika'da da aşı çalışmaları hızla ilerliyor, insanlar üzerinde deneniyor, koruyucu sağlık ekipmanlarındaki tedarik eksiklikleri giderildi büyük oranda.

Biz insanoğlu hep şöyle sanırız, biz en iyisiyiz, başkasının iyi olamayacağını sanırız ta ki bizden başkasının hikayesini duyana kadar... Emin olun ki nice yiğitler var hikayeleri bize benzemez... Eğer böyle görürsek tecessüsümüz artar, eğer böyle görürsek başarırız, eğer öz eleştiri yaparsak, yapanlara izin verirsek gerçekler gün yüzüne çıkar. Kapalı devre toplumlarda verilen figürlere itibar etmeyin zira bu figür dedikleriniz; candır, insandır, nefestir!..

Birbuçuk milyardan fazla nüfusu olan Çin'de sadece yüzbinlik vaka olması, 3 bin civarında ölü olması  belki bir başarıdır ama bu durumun başarı ile açıkalanabilmesinin yanında,  kapalı toplumların, kapalı devre sistemlerle çalıştığı gerçeğiyle açıklanabileceğini, bir elin, birşeylerin üzerini örtmeye çalıştığını göz ardı etmeyelim, zira; salgının iyi idare edildiği söylenilen Kuzey Kore'de de, devlet lideri Kim Jong-un'un, iki haftadır, bırakın ölüp ölmediğini, daha yerinin bile nerede olduğunun bilinmediğini hatırlayın. Unutmayalım, eğer güç; gerçeğe galebe çalarsa herşey arap saçına döner.

Şimdi; yine bu heyecanla, bu tecessüs merakıyla, dünyada ve Türkiye'de sürdürülen spekülasyonlar üzerinde duralım. Bu Sars-Cov2 olarak adlandırılan virüsün laboratuarda yapılma olasılığı var mıdır?; evet bu olasılık vardır, bu olasılık hesaplanamayacak kadar olasıdır; laboratuarda yapılabilmesi de  yapılmadığı ihtimali kadar olasıdır. Yani bu olasılık "eksi sonsuz"dan orası neresiyse!  "artı sonsuz"a kadar gider; olasılıkları ve beklentileri en iyi açıklayan Gauss eğrisidir. Hatırlayın yine lise kitaplarımızdan, bu yöntemi bize öğretmişlerdi. Daha ayrıntılı bilmek isterseniz matematik profesörü  Ali Nesin'in "Madeni  bir paranın yazı tura atarak hile taşıyıp taşımadığını nasıl anlarsınız?" sorusuna aradığı cevapta bulabilirsiniz. Merak edenler için hemen söyleyeyim; burada,  "olup olmadığı" sözcüğünden yola çıkarak iki ihtimalden söz edebilirsiniz,  yani  iki ihtimal var, ya evet ya hayır diyebilirsiniz ama madalyonun gerçek yüzü öyle değil; yanıtı sonsuz... Bu sorunun yanıtını bilemeyiz, ta ki bunu, biri bize açıklıkla söyleyene kadar... Onun için açıklık özgürlükler önemlidir diyoruz!... 

İşte bu açıklık politikalarından dolayı, Avrupa'da gazeteler, başbakan Johson'un "herd immunity" denilen sürü bağışıklığını tercih edip hesaplamalar yapıp 20 bin kişiyi kaybedebiliriz dediğini, yani "ölen ölür kalan sağlar bizimdir" mantığıyla yaklaştığını, bir müddet sonra başbakanın kendisinin de Covid19'a yakalanmasının ardından, onlarca kuruluş, istatistik kuruluşu, halk sağlığı uzmanları, bilimsel çevreler, tıp uzmanları, gazeteciler, üniversiteler, rahatlıkla ne olup bittiğini yazabiliyor, şüphelerini, çekincelerini  dile getirebiliyor. Hatta televizyoncular, gazeteciler sağlık bakanını direkt olarak sorgulayabiliyor: bakana; "ben kendi işimi yapıyorum, sana soru soruyorum, sen de işini yap cevabını ver" diye hesap sorabiliyor, bu sorulara muhatap olan o siyasiler de otoritenin halk olduğunu , soruyu onların soracağını, yanıt vermesi  gerekenin kendisi olduğunu biliyor. Hal böyle olunca 10 bin ölüm vakası, yaşlı bakımevlerindeki ölümler de dahil edilerek 20 bin olarak düzeltilebiliyor. Otorite, elindeki  koruyucu sağlık ekipmanını kullanmadığının mahçubiyetini, tedarik malzemelerinin teslimatındaki gecikmelerin bedeleni de ödemeyi biliyor. Zaten bu konuda tek bir tedarikçiye bel bağlanmıyor.

Hesap verebilirlik önemli, hukuk, hak, adalet, özgürlük onun için önemli. Ben iyiyim derken, bir  bakalım, bizden başka kimin daha iyi bir hikayesi olabilir diye... O zaman bu sayılar, figürler, gerçekler ortaya dökülecektir... İnanın; dünyadaki her  bir ülke de, hatalarıyla, eksikleriyle, fazlalıklarıyla elinden geleni yapıyor...  Tekamül ancak tecessüsle olur, eğer, bu virüsü  ilk ve daha yoğun olarak deneyimleyenler, diğerlerine bu bilgileri aktarmamış, diğerleri de bu bilgi ve tecrübelerden yararlanmamış olsalardı, durum daha vahim olurdu. Durmak yok; açık kaynak çalışmalarına da,  yola da devam... Tekamül; bir öncekinin kıymetini bilmekle mümkün olur.  Çünkü bu; bir tecridi iştir, bir zincirdir; birinden ötekine yol alır;  aslında ve neticede aklın yolu birdir!

Aşı bulunana kadar anlaşılan hiç kimseye rahat yok, aslında bütün dünyadaki tüm insanlar,  bu virüsle bir şekilde tanışacak ta ki aşı çıkana kadar, evet, alınan önlemler; maske takmak, hijyen ve fiziksel mesafe kurallarını uygulamak; test sayısını artırarak vaka tesbiti yapmak gibi uygulamalar, bulaşıcılığı zamana yaymak bakımından çok önemli, fakat daha ne kadar, başımızı küpe sokarak "Midas'ın kulakları eşşek kulaklı, Midas'ın kulakları eşşek kulaklı" diye bağırabilir; kendimizi bu gerçekten soyutlayabiliriz. Kral Midas'ın, eşşek kulaklı  olduğunu herkesten sakladığı, sonunda; saçını kestirmeğe gittiği berberin Midas'ın sırrını farketemesi fakat bu gördüklerini kimselere söyleyemeye cesaret edemeyerek küpe haykırması ve böylece gerçeğin sulara, kuyulara, ırmaklara, oradan da dilden dile dolanarak bütün ülkeye yayıldığı gibi bu virüs de er ya da geç; sokağa çıktığımızda ya da normal hayata dönmeye çalıştığımız günlerde yaygınlaşacak  ama mühim olan bizi savunmasız bulmamış olması...

Can Cakir 28.04.2020. @16.20

Reviewed on: 29.04.2020 at:16.39

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 422
Kayıt tarihi
: 09.12.11
 
 

Türk Dili Edebiyatı öğretmeni. Profesyonel öğrenci. Düşünür, yazar, çizer. Okumaktan kendini alam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster