Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '07

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
846
 

Costa Rica

Costa Rica
 

Bir aylık Güney Amerika maceramı geride bıraktıktan sonra Ekvador’un başkenti Quito’dan kalkan uçağım Kolombiya hava sahası ve Büyük Okyanus’un kıyı çizgisinden süzülerek iki saat sonra tropikal bir cennet içinde parlayan bir yıldızı andıran Panama’nın başkenti Panama City’e ulaştı. Panama vizem olmadığı için bu ülkeyi pas geçerek Orta Amerika turuna başlamam gerekiyor. Bu nedenle Panama City’deki uslararası alanda iki saat bekleme süresi içinde alışveriş merkezlerini dolaşıp birkaç minik hediyelik eşya satın aldım. Panama, Orta ve Güney Amerika arasında serbest bir ticaret merkezi olduğu için oldukça gelişmiş ve buna bağlı olarak çevre ülkelerine göre çok daha zengin bir ülke. Tabi hal böyle olunca bu durum fiyatlara tamamen yansımış durumda.

İki saatlik bir beklemenin ardından tekrar havalanan uçağımız, Costa Rica’nın başkenti San Jose Havaalanına vardığında hava kararmaya yüz tutmuştu. Başkentin sokaklarına ürkütücü bir sesizlik hakimdi. Hemen bir taksiye atlayıp rehber kitabımın tavsiye ettiği Hostel Toruma’ya gidip mütevazi bir odaya yerleştim. Tesadüf eseri akşam yemeğini otelimin karşısında bulunan Lübnanlı bir El Turko’nun lokantasında yedim.

Çoğu Türk insanı Costa Rica adında bir ülkenin varlığını 2002 Dünya Kupası finallerinde ülkemizin rakibi olduğunda duymuştu. İflah olmaz kaşif Cristof Colomb 4. kez okyanusun öbür yanından demir alıp bu coğrafyalara geldiğinde rotasında biraz değişiklik yaparak bu toprakların kıyısına gelince bölgenin zenginliğini görüp buralara zengin bölge anlamına gelen Costa Rica adını vermiş. İşte ülkenin adının sebebi hikmeti buradan geliyor. Ülkeyle ilgili biraz araştırma yapıp bilgi aldığınızda Colomb’un bu düşüncesinde ne kadar haklı olduğu hemen ortaya çıkıyor. Nüfusu 4 milyon olan ülke, güneyinde Panama ve kuzeyinde Nikaragua arasında yer alan ve bizim Konya’dan biraz daha büyük bir ülke. Ayrıca bir tarafında Karaip Denizi ile Atlas Okyanusu’na bağlıyken diğer tarafında Pasifik Okyanusu bulunuyor. Toprakları çok küçük olsada ülkenin işlevi gerçekten çok büyük. Tropikal bir ülkede olması gereken her şey fazlasıyla var burada. Örneğin bitki ve canlı türü bakımından ülkemizden kırk kat daha fazla zenginliğe sahip. Bu doğal zenginliği nedeniyle ülke topraklarının % 61’i doğal koruma alanı ve milli park konumunda. Sırf bu özelliği ile bile Costa Rica toplam oranına göre dünyanın en çok sit alanına sahip ülkesi konumunda. Tropikal iklime sahip olduğu için sürekli yaz mevsimi yaşayan ülkede iki farklı dönem var. Kurak ve yağışlı dönem. Ülkemizden farklı oarak burada yaz ayları yağışlı geçiyor. Bende Temmuzda geldiğim için her gün bulut ve yağmurla karşılaştım. Neyse ki yağmur öğleden sonra ve kısa süreli yağdığı için bu duruma çabuk alıştım.

Gecenin aksine gündüz başkent San Jose oldukça hareketli ve bir o kadarda renkliydi. Bir kaç saatilk başkent turumun ardından bir otobüse atladığım gibi tropikal ormanların içinden yol alarak Guapilas üzerinden Cariari kentine geldim. Öğle sıcağından bunalınca kendimi bir büfeye atıp tropikal meyvelerden oluşan heybetli bir meyve tabağı siparişi verdim. Onca yıllık gezgin olmama rağmen belkide sadece bu ülkeye özgü olan ve daha önce hiç yemediğim bir çok ilginç meyve yedim. Ancak yinede favorim buradada karşıma çıkan rambutan oldu. Kendime geldikten sonra bu kez başka bir dolmuşa binip 1, 5 saat daha yol aldıktan sonra geniş muz bahçelerinin ve yemyeşil çayırların içinde semiren karnı şiş ineklerin arasından geçerek küçük bir Amazon kıvamındaki nehir ağzına geldik. Benim gibi bir kaç gezginle birlikte ince uzun bir motorlu tekneyle su yatağına girdik ve makinalarımızı çıkarıp etrafı seyre koyulup Tortuguero Milli Parkı sınırları içinde büyüleyici bir cangılın derinliklerinde gizemli bir nehir yolculuğuna başladık. Rehberimizin söylediğine göre bu güzergah dünyanın en zengin kuş, sürüngen ve diğer yabanıl hayatın bulunduğu mekanlardan biriymiş. Bu sözleri duyunca her an bir canlı görme umuduyla gözümüzü dört açıyoruz. Ancak teknemizin motoru çok gürültü yaptığı için daha yaklaşmadan yabanıl hayat kayboluveriyor. Bazen rehberimize rica edip motoru durdurarak kürek yardımıyla ilerliyoruz ama yinede istediğimiz görüntüleri alamıyoruz. Yabani hayatı daha iyi gözlemleyebilmek için nehir yatağından biraz uzaklaşmak gerekiyor ama onada biz cesaret edemiyoruz. Zira etraf hem bataklık hem de oldukça sık ağaçlardan oluşuyor. Neme lazım bir anaconda ile göz göze gelmeyi kim ister? Yabanıl kuş türlerinin sunduğu sonatlar eşliğinde ilerlerken çıkardığımız gürültülerden ürken timsahlar birer birer kendilerini kıyıdan çamurlu suların içine salıveriyorlar. Bu kadar zengin yabani hayvanın bulundğu yerde nasıl oluyorda motorlu teknelere izin veriliyor anlamak mümkün değil. Üstelikde burası bir milli park ve koruma alanı. 2 saatlik bir egzotik tekne yolcuğulunun ardından nihayet nehrin denize ulaştğı yerde bulunan kaplumbağa cenneti olan Tortuguero yerleşimine ulaştık. Adını kaplumbağalardan alan bu yerleşim gerçektende cennet bir mekan. Karaiplerin kıyısında kokonat ağaçlarının süslediği sahilde bulunan şirin bir bungalova yerleşip kendimi hamaklardan birine atıp manzaranın tadını çıkarıyorum. Burada insanın karşılaştığı en büyük sorun hangi bungalovu seçeceği konusunda kararsız kalması. Zira hepsi birbirinden güzel. İnsanlarıda çok iyi ve yardımsever. Akşam deniz ürünlerinin gırla gittiği otantik bir restoranda karaip kıyısı manzarası eşliğinde günü batırdık. Sık sık yemeğe ara verip fotoğraf çekmek zorunda kaldım. Gece olup iyice hava kararınca her biri 200 kilonun üstünde olan ve buraya özgü kaplumbağaları görmek için bir grubun peşine takıldım. Sadece rehberimizin elinde küçük bir fener olduğu halde karanlıkta yol alarak sessizce bir kıyıda bekleyip bu dev ve sevimli kaplumbağaların denizden çıkıp sahildeki kumlara gelmelerini bekledik. Rehberimiz bu işte o kadar usta olmuş ki “ bir kaç dakikaya kalmaz gelmeye başlarlar” dedi. Gerçektende öyle oldu ve bir süre sonra devasa boyutlarda iki tane kaplumbağa gelip kumları eşelemeye başladı. Tabi fotoğraf çekmek kesinlikle yasak olduğu için bu sevimli yaratıkları görüntüleyemedik. Yumurtalarını kıyıya bırakıp tekrar suya dönüyorlarmış. Kasabanın en büyük gelir kaynağı ziyaretçilere bu kaplumbağaları tanıtmak. Özellikle hava kararınca kimseyi sahile sokmuyorlar. Sabahlara kadar bekçiler sahili kontrol ediyor.

Ertesi gün, gün doğmadan yollara düşerek bu kez kendimi Karaip kıyılarından söküp ülkenin iç kısımlarındaki volkanik dağların yamaçlarına vurdum. Ülkede bol miktarda aktif volkanlar bulunuyor. Bunlar içinde Poas volkanı çok ilgi çekici. Alajuela kentinden bindiğim yerel araç virajları dönerek kahve, muz ve kakao bahçelerinin arasından geçerek Poas volkanına ulaştı. Kraterin ağız kısmında oluşan üçyüz metrelik dev çukurlardan hala gazlar çıkıyordu. Hemen o kraterin etrafında da iki küçük Kaldera Gölü oluşmuştu. Havanın biraz sisli olmasından dolayı pek istediğim nitelikte fotoğraflar çekemedim. Bu arada gecenin karanlığında aşağıdaki kasabaya indiğimde kalacak yer bulamadım. Bunun üzerine Karı koca ve sevimli iki çocukları olan bir aile beni evlerinde misafir ettiler. Bütün gece bahçelerinde yetiştirdikleri kahvelerden bol bol yudumlayarak kendimizden, ülkelerimizden ve seyahat konularından uzun uzun lafladık.

Costa Rica gezimin üçüncü gününde bu kez Puntarenas yolundan Büyük Okyanus kıyısında bulunan ülkenin en meşhur sayfiye yerlerinden olan Tamarindo kentine gittim. Hem denizi, hem doğası ve hemde yapıları çok cezbedici bir yer burası. Ancak bu durum fiyatlara da yansıyor. Ülkede hali vakti yerinde olan kişiler buraya sayfiye evleri yapmışlar. Hepside yemyeşil doğanın içinde ve çevreyle uyumlu. Ülkemizde ithal edilen tropikal meyvelerin önemli bir kısmı bu ülkeden geliyor. Kahve diyarı olarak bilinen Brezilya’yı iki kez baştan aşağı kat ettiğim halde bir tane kahve bitkisine rastlamazken, bu ülkede adım başı kahve ve muz tarlalarından geçilmiyor. Tarlalarının çok verimli olması bir yana ülkede tamamen moden tarım yöntemleri kullanılıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı bu tropikal ürünlerin yanı sıra mükemmel doğasındaki yabanıl hayat ve onları ziyarete gelen yabancılar. Yirmi gün içinde karayoluyla tüm Orta Amerika ülkelerini hızlı bir şekilde gezerek Meksika’ya ulaşmak zorundao lduğum için gelecek yıl tekrar gelerek daha ayrıntılı bir şekilde gezmek üzere üç günlük Costa Rica gezimi tamalayıp Nikaragua sınırına dayanıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

burada duyurun , eminim ilgilenecek çok sayıda arkadaşımız olacak.

nilgun 
 17.09.2007 16:11
 

olsa gerek, umarım tüm gezilerinizi yazı , anı ve fotoğraflarla birlikte kitap haline getirirsiniz. Elinize sağlık. Yollarınız hiç bitmesin.

nilgun 
 16.09.2007 23:42
Cevap :
Bu seyahatlerle ilgili kitap yazıyorum. ikinci kitabım Güney Amerika ülkelerine yaptığım geziyi anlatıyor. Üçüncüsüne yeni başladım. Orta Amerika ülkelerini anlatıyorum. Bu arada bu sene içinde farklı mekan ve şehirlerde 4 adet fotoğraf sergisi açmayı planlıyorum.  17.09.2007 15:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 24
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

1970 Adana doğumluyum. Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliğini bitirdim. Türkiye'nin yedi coğra..