Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '20

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
31
 

Covid-19 ve Tohumculuğumuz

Covid-19 ve Tohumculuğumuz

Pandemi başlangıcında, haber programlarında gösterilen boşalmış market rafları insanları gıda açısından endişelere sürükledi. Doğal olarak tarımsal üretim artısı eksisi ile sorgulanmaya başladı. Gıda maddeleri üretimi, stok durumu, nakliyesi ile öne çıkarırken, tarımla ilgili güncel yayınlar da artmaya devam ediyor. “Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi” dergisinin son sayısını “TARIM POLİTİKALARI ÖZEL SAYISI” olarak yayınladı. İki ciltlik 944 sayfalık bu dergide, 75 yazarın makalelerine yer verilmiştir. Tarımın hemen hemen tüm konularına değinilen yazılardan biri de tohumculuk sektörü ile ilgili idi. Tarafımdan “Türk Tohumculuğu Yeni Stratejiler Gerektiriyor” başlığı ile ele alınan makalede öne çıkan bazı konular, Milliyet okuyucuları için bilgilendirici olacağı düşüncesi ile aşağıda özetlenmiştir.

Bitkisel üretimin başlangıcı tohum-fide-fidandır. Bu ögeler ne kadar doğru, yerinde ve zamanında ele alınırsa, üretim performansı o kadar yüksek olacaktır. Herhangi bir ekoloji için en uygun genotipin, çeşidin, tohumun zamanında ve optimum koşullarda toprakla buluşturulması maksimum verime ulaştıracaktır üreticiyi. Nitekim buğday veriminde 1,65 kg/da ve çeltik veriminde 2,24 kg/da verim rekorları[1] bir gerçektir.

Maalesef tohumculuk firmaları çoğunlukla oldukça yeni kurulmuş, küçük veya küçük-ortaişletmelerdir. Batının köklü firmaları ile rekabet edebilmeleri için, bu firmalara kol-kanat gerecek bir üst kurum gereksinimi gözden kaçmamalıdır. Söz konusu yerli firmaların genetik materyal desteği acil yeni çözümler beklemekte. Özellikle tohumculuktaki Ortadoğu’daki lider pozisyonunu sürdürebilmesi için kurumsal bir çatı örgütünün oluşturulması kaçınılmaz görünüyor[2];

Tohumculuğumuzda genitör-gen materyali sorunu, var olan alt yapımızla (başta uzman) pek çözülecek gibi görünmüyor.  Koruma altına alınmış 1067 çeşidin %44’ü yerli, geri kalan %56’si yurt dışı kaynaklıdır[3].

Birçok tohum firması tescil ettirdikleri-koruma altına aldırdıkları yabancı çeşitler için yıllardır milyonlarca dolar royalite- ıslahçı hakları ödemektedirler

Tohumculuğumuz hızla değişen ve gelişen dünya tohumculuğuna anında adapte olmak zorundadır. Örneğin tohum tescili ve ticaretinde tohum firmaları sorunlar yaşamaktadır. Son zamanlarda Türk bitki ıslahçılarının aleyhine işleyen “üretim izni” uygulaması dikkatleri çekmektedir. Üretim izni, yerli veya yabancı çeşit adaylarının çeşit tescil edilinceye kadar verilen kısıtlı süre içinde tohumluk üretim ve satış müsaadesidir. Ne var ki Avrupa Birliği tohumculuğunda yeri olmayan bu uygulama maksadını aşmıştır. Çünkü yerli bir çeşide sahip olmayan bir firma yurtdışından getirdiği bir çeşidi (hatta adayını) tescil amacıyla gerekli başvuruyu yaptığı gün, üretim iznini alıp tohum üretim ve dolayısı ile satışı için de yetki alabiliyor. Henüz ticari ölçüde tohuma sahip olmayan, Türkiye’de çeşit ıslah eden çeşit sahibi firmalar ise, böyle bir şansa sahip olamıyor.  Yurt dışından getirilen çeşit, tescil denemelerinden başarı ile çıkmasa bile, o yabancı çeşit sahibi firma, elindeki binlerce ton tohumu bu süreçte satma şansını koruyor.  İşte bu satışlar, o ürünün tohumluk pazarında yerli bitki ıslahçılarının çeşitlerinin pazar payında azalmalar anlamına gelmektedir.     

Yurt dışından ihracat amaçlı tohumluk üretiminde çeşidin kayıt altına alınma şartı aranmamaktadır. Acaba aynı kolaylık ihraç amaçlı yerli çeşitlerin tohumluk üretimine de uygulanamaz mı?

Ticareti yapılacak tohumların kayıt altına alınma zorunluluğu, kayıt altına alınmamış türler için sorun yaratabilmektedir. Konu, AB tohumculuk mevzuatına uyumlu maddelerle çözülebilecektir.

Tüm bu ve benzeri aksaklıkların, yapılacak mevzuat düzenlemeleri ile giderilebileceği beklenmelidir.

Batıda tohumculuk firmaları, gereksinim duyulan gen kaynakları ile kamu tarafından desteklenmektedir. Bu amaçla oluşturulan üniversite-kamu-özel sektör bağlantıları, gereksinim duyulan anaç-ebeveynleri, gen-genom analiz sistemleri ile elde ederek tohumcuların hizmetine sunmaktadırlar. Bu ara geliştirilen yeni ıslah teknikleri ile ıslah süresini de kısaltabilmektedirler. Bu da tohumculuğumuz için yeni bir “çeşit geliştirme stratejisi” geliştirilmesini gerektirmektedir. Burada kamu, üniversite ve özel sektörün bir çatı altında toplandığı, Brezilya’nın EMPREPA[4] benzeri bir “Türkiye Tarımsal Araştırma Kurumu” oluşturulması yerinde olacaktır.

3. Tarım Orman Şurası 18-21 Kasım 2019 tarihler arasında Ankara’da gerçekleştirildi. 300’den fazla hedef ve stratejinin belirlendiği Şura’nın Sonuç Bildirgesi yayınlandı. Bildirgede kararlar 60 maddede toplanmıştır. Bu yazıyı ilgilendiren 28. madde “Ar-Ge ve inovasyonda kaynakların daha etkin kullanılması için kamu, özel sektör ve üniversiteleri de kapsayacak yeni bir kurumsal altyapının oluşturulması” şeklindedir.Bu karar Türk tohumculuğunun kurumsal bir alt yapısı için başlangıç noktası olabilir. Kamu-üniversite-özel sektör iş birliğini sağlayacak, tüm tohumculuğu bir çatı altında toplayacak oluşuma büyük gereksinim var.

Ülkemiz çok uygun ekolojisine ve yüksek tarımsal potansiyeline rağmen dünya tarımsal ürün ticaretinden tam manası ile yararlanıyor diyemeyiz. Sahip olduğu iklim, toprak, nüfus ve biyolojik çeşitliliği ile ülkemiz bir tarımsal ürün ihracat patlaması yapabilir. Coğrafi nedenlerle Türk tarımının, ihracat potansiyeli çok yüksektir. Ancak, bu potansiyelin harekete geçirilmesi için “Yeni Stratejilere” de gereksinim vardır. Ulusal düzeyde tarımsal geleceğimizin stratejisini belirlememiz aşamasında, öncelikle AB ve küresel rekabete adaptasyon bakımından konuya yaklaşmak gerekmektedir. Bu da politikacıların, sivil toplum örgütlerinin, bürokrat ve düşünürlerimizin tarımın gerçekleri ile bilgilendirmesiyle olasıdır.  Tarım ve Gıda araştırmaları ve üretim planlamaları, yarınların değişen tüketimine odaklanmalıdır[5]. Örneğin tahıl tüketiminde kişi başına yıllık tüketimin azalacağı, baklagil ve sebze tüketiminde ise  tersine artacağı tahmin edilmektedir[6].  Bu durumda, potansiyel baklagil ve sebze ekim alanı ile coğrafi açıdan avantajlı olan Türkiye, bu fırsatlardan neden yararlanmasın? Ve yarının tarım programları şekillenirken, bu ve benzeri öngörülerden yola çıkmak zorundayız.

Nazimi Açıkgöz



[2]https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/03/17/brezilyada-tarimin-yukselis-sirri-arge/

[3]https://www.tarim.com.tr/Yeni-Bitki-Cesitlerimiz-Pek-De-Milli-Olamayacak,752y

[6]Loboguerrero, A., et al. 2018. “Feeding the World in a Changing Climate: Available online at www.gca.org.

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 503
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster