Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Haziran '07

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
1661
 

Çözemediğimiz korkularımız / Anksyete

Çözemediğimiz korkularımız / Anksyete
 

Aniden bir haber geldi. Bizim çalışan sanatkarlardan biri kendini dördüncü kattan aşağıya atmak isterken vazgeçirilmiş son anda. Kendisini hastaneye kaldırmışlar.

Bu bahsettiğim kişi gayet sağlıklı görünen son derece terbiyeli ve etrafına saygıda kusur etmeyen otuz yaşlarında genç bir insan. İki gün ruh hastalıkları hastanesinde tutulduktan sonra çarşımıza geri döndü. Antikacı dükkanımın önünden geçerken içeri çağırdım ve konuştum kendisiyle. Kendisine verilen antidepresan ilaç nedeniyle uyuşuk bir şekildeydi. Az çok ailevi problemlerinden dolayı biraz bunalımda olduğunu öğrenmiştim o hastanede iken. Nasıl oldu diyerek konuyu biraz irdeleyerek problemin içine girmek istedim. "İçimden atlamak geldi Metin Ağabey, " dedi.

Evet o içimiz yokmu içimiz. O emri veren beynimiz ya da benliğimiz. Ve ona anlatmaya başladım. Bak dedim herkesin irili ufaklı problemleri olabilir. İçinden çıkılamayacak dertleri ve sıkıntıları olabilir. Ve hepimiz bir şeylere sarılmak ihtiyacı hissederiz. Kimimiz çare olarak zararlı olmasına rağmen alkole, kimimiz sigaraya kimimiz ilaçlara başvururuz. Sen öyle bir tehlikeli bir reçete yazmışsınki beynine ve benliğine, zayıf düştüğün zaman ve bunalımda olduğun zaman bilinç altında emir almak için harekete geçecek sinsi bir düşman gibi bekleyecek bir tuzak kurmuşsun kendine.

Gelişigüzel yapılmış planlar ve o an yapmayı düşünmediğimiz, yaşamımızı tehdit edecek projeler, beyin tarafından yapılabilecekler listesine eklenir gizlice. Bilinçaltımız hiç durmadan çalışır ve tüm organlarımızla koordinasyon kurar düşüncelerimiz doğrultusunda. Ruhumuz ve düşüncemizin gizli gücü yönlendirir çoğu zaman organlarımızı. Tıpkı stres yaptığımız zaman midemizin asit salgılaması gibi. Bu sistem çoğu zamanda tam tersi çalışır. Nasılmı? Beynimizdeki problemlerin ruh halimizi ve hayatımızın gidişini etkilemesi gibi. Ya da iyi çalışmayan bir organımız yüzünden bütün mutluluğumuzun kaybolması gibi. Bu inanılmaz koordinasyon çarklarından biri aksarsa sistem teklemeye başlar.

Her ne kadar yakınlarımıza ve ailemize bağlı olarak etkilenmemiz çok doğal görünse de, ruhlarımızın tekamül sınavlarında yaşam planlarımız farklı tezahür edebilir. Sen ailendeki bir kişinin planındaki kötü gelişmelere çok üzüldüğün için kendi yaşamına son vermeye kalkıyorsun. Pekala senin planını ve gelecekte doğacak çocuklarının yaşamlarınıda bitirmiş olmuyormusun bu hareketinle. Senin şu anda onları toparlama şansın var. Evine sen çalışarak bakıyorsun. Sen yok olunca onların akibetinin ne olacağını biliyormusun?

Bu konuşmalarıma sessizce bir cevap geldi genç adamdan. "Biri bana atla dedi." Evet çünkü bu genç adam beynine kazımış atlamayı. Kurtuluş reçetesinin en tehlikelisini yazmış kendine. Beyin elektrik yüklü bir trafo gibidir. Fazla yüklenildiğinde, dengesinin bozulduğunda ve özellikle stres nedeniyle uykusuz kalındığında, tıpkı bir film makinası gibi görüntüler göstermeye başlar bizlere. O anki ruh halimize göre inanılmaz senaryolar çıkar ortaya. Beyin hiç ciddiye almadığımız sözcükleri ve tehditleri de adeta belgesel olarak sunar bizlere.

Aman siz siz olun benliğinize sahip çıkın. Sinirlenseniz bile ağzınızdan çıkan sözleri kulaklarınız duysun. Farkında olmadan kendi planınızı çizmeyin beyninize. Melankolik ruhsal sıkıntılarınızı travmatik problemlere çevirme heveslisi olmayın. Sahip olduğunuz akıl gibi inanılmaz bir hazinenin farkında olun. Kartopu gibi çözülebilir problemlerinizi kendi ellerinizle yuvarlayarak çığ haline getirmeyin. Kendi kendinizi geri dönülemeyecek mutsuzluklara atmayın. İnanınki her evde bir sıkıntı var. Önemli olan bu sıkıntılardan sıyrılarak güneşi bulabilmektir .

Anksyete hastalarının çoğu benliklerine hakim olamadıkları için ipin ucunu kaçırmışlardır.
Anksyete, nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı ve kötü bir şey olacakmış hissi ile yaşanılan bunalımlardır. Derece derecedir. Tabiiki organik rahatsızlıklar nedeniyle de problem yaşayanlar vardır. Fakat genelde sosyal hayatımızdaki zorluklar, ekonomik krizler, şahsi ve ailevi problemler başrolü oynamaktadır. Kimi zamansa genlerle alakalı anksyete bozukluklarına rastlanabilmektedir. Evet çözemediğimiz mutsuzluklarla karşı karşıya kaldığımızda, bol bol temiz havada yürüyün. Kendinize yeni uğraşlar yaratın. Çok sinirli ve sıkıntılı olduğunuz zamanlarda hiç bir şey yapamıyorsanız uzun ve derin nefes alarak rahatlayın. Hiç bir şey sağlıkla nefes almaktan daha değerli değildir.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

atlamak isteyipte atlayamadığım zamanlar.Nedeni sadece Allah korkumdur.Bi ara sinirden bende zona çıkmıştı.Zona sinir uçlarında iltahaplanma.valla sinirlendiğim zaman ne yaptığımı pek bilmem.Kötü birşey aslında..

ScReAm 
 07.06.2007 22:03
Cevap :
Bu kadar genç yaşlarda kendinize gereksiz yükler yüklememeniz en doğrusu. Zona hastalığı içe vurursa allah korusun çok tehlikelidir. Bol bol nefes al sinirlenince ve kendine bir idol yarat onu düşünerek sakinleş scream. Teşekkür ederim bu içten yorumuna.  08.06.2007 0:09
 

Bu tip hastalar günümüz yaşamında gittikçe artmakta. Günlük stresler ve bazı zorluklar insanları bunalıma iterek, yaşamdan tat almasını önleyip,kişinin hayatını zindana çevirmesine neden olabiliyor. İpin ucunu kaçırmak yerine, doğru ipe sımsıkı sarılmak lazım. Hayat acısıyla da olsa yaşamaya değer. Üzüldüğüm zaman hep bunu söylerim kendime. Eğer kafama taktığım ve değiştiremeyeceğim bir şey varsa, onu olduğu gibi kabul ederek, yaşamın tadını çıkarmaya çalışırım.Sevgiler...

_E...A_ 
 02.06.2007 18:21
Cevap :
Evet Esra Hanım, hayat acıları ilede olsa yaşamaya değer. İpin ucunu bırakmamak lazım. Yorumunuza teşekkür ederim. Sevgilerimle  02.06.2007 23:53
 

Mümin Sekman'ın ''Her şey seninle başlar'' kitabında diyordu ki; Korkunun kendisi, korkulan şeyden daha fazla zarar verir''. Oldukça uzun düşünmüştüm bu cümle üzerine ve ne kadar haklı olduğunu hayretle görmüştüm. Korkularımızla, ruhlarımıza o kadar gereksiz, o kadar ağır yükler taşıtıyoruz ki! Ne olduğunu bile bilmeksizin, korkarak, gereksiz yere kaçtığımız pek çok şey bize o kadar boşuna zaman harcatıp, o kadar gereksiz acılar yaşatıyor.ki.. Hele de hayattan korkmak! Sorunlardan korkmak! Korkarak kaçtığımız pek çok sorun, cesaretle üzerine gidebildiğimizde rahatlıkla çözülebilir problemlerden ibaret oysa! Hayata karşı cesur ve yürekli durabilmenin tek anahtarı da, kendimize hakettiğimiz değeri vermek. Ruhlarımızı en az bedenlerimiz kadar bakımlı tutabilmek. Başkalarına nasıl göründüğümüzden ziyade, kendi içimizdeki aynamızda nasıl yansıdığımızı ciddiye almak!

Leyla ÖNDER 
 02.06.2007 12:42
Cevap :
Yorumunuz adeta bir blog yazısı kadar etkili ve tamamlayıcı. Sizinde söylediğiniz gibi korkularımızın üstüne cesaretle gitmeliyiz. Kendimize hakettiğimiz değeri vermeliyiz. Çok teşekkür ederim Leyla Hanım.  02.06.2007 14:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 641
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 3140
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

İstanbul' da doğdum. Antikacı, saray restoratörü ve eksperim. Antika konusunda 50’ye yakın belgesel ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster