Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
261
 

Çözüm ve barış süreci - 1

Çözüm ve barış süreci - 1
 

1921 Anayasası çalışmaları...


İLK ÇÖZÜM VE BARIŞ SÜRECİNİ M.KEMAL(ATATÜRK) BAŞLATMIŞ OLABİLİR Mİ?

Başlamadan önce...

Bence, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 3-4 yıl önce, "Güzel şeyler olacak"  sözleri ile başlattığı ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da, özellikle bu yıl hayata geçirdiği bu sürece, kimileri "Barış Süreci", bazıları da "Çözüm Süreci" diyorlar...

Ben ikisini birleştirerek "Çözüm ve Barış Süreci" dedim..

Bir ülkede, durduk yere barıştan söz ediliyorsa, demek ki ortada barışa ihtiyaç duyulan bir durum ya da problem var.. O zaman önce bu proplemin çözülmesi gerek.. Barış, problemin çözülmesinden sonra gelecek bir durumdur.

M.Kemal Atatürk, "Yurta barış dünyada barış" sözünü boşuna etmemiştir... M.Kemal Atatürk, büyük olasılıkla bu sözü, Kurtuluş Savaşı, öncesinde, sürecinde ve sonrasında ülkede karşılaşılan onlarca isyanı düşünerek söylemiştir..

30 yıldır, Kürt halkını, bütünden ayırmaya yönelik amacı ile ülke huzurunu bozan, ülkenin maddi ve manevi kaynaklarını eriten PKK'yı da, bu isyanlar sınıfına sokabiliriz... Çünkü PKK, özellikle Türkler ve kendilerini Türk hisseden diğer etnik kökenli vatandaşlarımızla Kürtleri huzursuz etmiş ve halk arasındaki barışı bozmuştur.

Şimdi bu barışı yeniden kurma süreci içindeyiz.... Türkiye halkı, uzun yıllar "demokrasi ve insan hak ve özgürlükleri" konusunda pek kafa yormamış; ancak dışarıdan yapılan özendirmelerle bunun farkına varmıştır..

92 YIL ÖNCESİNE GİDELİM VE BAKALIM NASIL BAŞLATMIŞ? 

Düşüncemin doğruluk payı ne kadar?

Kürtlerin ilk heveslenmesi...

8 Ocak 1918 tarihinde, ABD Başkanı Woodraw Wilson, Kongre'de yaptığı konuşmada, Birinci Dünya Savaşı sonrasını belirleyen bir bildiri yayınladı bütün dünyaya... Wilson Prensipleri  denen bu 15 maddelik ilkelerin 12'ncisi aynen şöyleydi;:

"Osmanlı İmparatorluğu'nda Türklerin çoğunluk sağladıkları bölgelerin bağımsızlığı ; Türk egemenliği altında bulunan diğer uluslara da özerk bir gelişme için tam ve engelsiz bir fırsat sağlanmalıdır"

Başkan Wilson'un bu ilkesi, 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması'nın 62.maddesinde yer aldı...

Kürtleri özerkliğe heveslendiren ilk dış kaynaklı girişim bu olmuştur...

1920 yılı....

Yunan ordusu Anadolu'nun içlerine doğru ilerliyor... Güvendiği bir grup arkadaşı ile Samsun'a çıkan M.Kemal, ard arda Kongreler topluyor; vatanın kurtuluşu için çareler arıyor... Kongreler sonrasında 1920'de BMM'ni açıyor...

Kurtuluş hareketini yasal bir zemine oturtmak için bir anayasaya ihtiyaç vardır... Fakat, 1876 tarihli Osmanlı Meşrutiyet Anayasası hala yürürlüktedir..

Bu nasıl olacaktı ki?

Halk, kendini Osmanlı olarak biliyor, padişahına ve halifesine bağlı... Eğer, düşmana karşı bir mücadele verilecekse, ülkenin işgalden kurtarılmasıyla beraber Padişah ve Halife'nin de selameti sağlanmalıdır.

M.Kemal bunun farkındadır... Meclis'teki durum da aynıdır... Milletvekillerinin çoğu da, kendilerini seçen halk gibi düşünmektedir... Padişah ve Halife de kurtarılmalıdır.

M.Kemal, bu nedenle, Meclis'teki bazı milletvekillerinin ve bazı çevrelerin tepkisini gidermek için Sadrazam Tevfik Paşa'ya bir telgraf çekerek, bir konuda anlaşıyorlar...

5 Eylül 1920 ...

BMM'nde, anayasal nitelilki bir kanun hazırlanıyor ve yürürülüğe giriyor... Adı, Nisab-ı Müzakere Kanunu(Görüşme Çoğunluğu Yasası)...

Bu yasada, "BMM, Hilafet ve Saltanatın, vatan ve milletin kurtarılmasından ve bağımsızlığından ibaret olan gayesinin husulüne kadar toplanır" şeklinde bir hüküm vardır; ve bu hüküm bağlayıcıdır... Yani, vatanın, Padişah'ın ve Halife'nin kurtarılmasından sonra BMM dağılacak ve gerekirse yeniden toplanacaktır.

20 Ocak 1921...

Anayasa hazırlanır ve yürürülüğe girer... Ancak, yeni anayasanın sonundaki, "Madde-i  Münferide" de, yukarıda belirttiğim "Nisab-ı Müzakere" yasası yer alır.

M.Kemal, Sadrazam Tevfik Paşa'ya çektiği telgrafta bu hususa da yer verir ve "1876 Osmanlı Meşrutiyet Anayasası'nın, 1921 Anayasası'na aykırı olmayan hükümlerinin yürürlükte kalacağını" söyler..

Anayasa işi tamamdır..Bu anayasa, 23 maddelik kısa bir anayasadır...Geçici bir anayasadır...Vatan, millet, Padişah ve Halife kurtarıldıktan sonra BMM dağılacaktır..

Şimdi, bu Anayasa'nın içeriğine bir bakalım...

Bana göre bu anayasa, günümüze kadar Türkiye'nin ve halkının görmediği kadar "demokratik ve insan merkezlidir"... Bu anayasanın içerdiği maddeler, şu anda hazırlanmakta olan -nasıl hazırlanmakta ise!- yeni anayasaya ışık tutabilecek niteliktedir... Ama ne yazık ki, anayasayı hazırlamakla görevli komisyon bu ışığı görememekte; ya da görmekte ama, görmezden gelmektedir... Çünkü, iktidar olsun, muhalefet olsun, hiçbir partinin ve üyelerinin bu anaysadan söz ettiğini pek duymadım..

Bu anayasanın bazı maddelerine bir göz atalım :

Md. 4 : Büyük Millet Meclisi, vilayetler halkınca müntehap(seçilmiş.cd.) azadan mürekkeptir.

Bu madde ile ilgili ayrıntılar (seçilme şekli ve süresi); 12,13 ve 14. maddelerdedir.

Yani, Meclis'e giden milletvekillerini, vilayet halkı kendisi seçmektedir.. Az çok tanıdıkları insanlardır.

Md. 5 : BMM azasının herbiri, kendini seçen vilayetin ayrıca vekili olmayıp umum milletin vekilidr.

Md. 11 : Vilayet, mahalli umurda(işlerde) manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer'i, adli ve askeri umur, beynelmilel iktisadi münasebet ve hükümetin umumi tekalifi ve menafii birden ziyade vilayete şamil hususat müstesma olmak üzere Büyük Millet Meclis'nce vaz edilecek kavanin mucibince Evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhıye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti içtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi Vilayet Şuraları'nın selahiyeti dahilindedir.

Bu maddeyi günümüz Türkçesi'ne çevirmeyi düşünmedim.Çünkü maddenin tamamı okunduğunda "yerel yönetimlere" fazlaca yetki veren bir idare sistemidir..Büyük işlerde merkeze bağlılık vardır..Bu şekil yönetime, bildiğim kadarı ile siyaset biliminde "Adem-i  Merkezi İdare" denmektedir...

Özellikle, vilayetlere "Vilayet Şuraları" adı altında  verilen "muhtariyet",  bazı kesimlerce -bu kesimlere Kürtlerin kendileri de dahildir-  Kürtlere mal edilmiş ve Kurtuluş Savaşı sonrasında, Kürtlerin  çoğunlukla yaşadığı vilayetlere "Muhtariyet" verieceği izlenimi yaratmış, onları sevindirmiş ve özendirmiştir.

NOT- 1 : Bu konuda M.Kemal ve Kürtler arasında gizli bir antlaşma olup olmadığı konusunda bir bilgim yok; ama böyle bir antlaşma olduğunu duydum... Bu konuda, o dönemin Gizli Meclis Tutanaklarına girmek gerekir... Ancak, Sıvas Kongresi sırasında M.Kemal'in, Kürt Aşiret resisleri ile çekilmiş bazı fotoğraflarının bulunması bir birliktelik düşüncesi çağrıştırabilir düşüncelerimizde... Öyle olmasa bile,1921 Anayasası'nın bu maddesi(11.Md.), Kürtlerin Kurtuluş Savaşı'na katılmalarını kolaylaştıran ve özendiren bir çekicilik olduğunu söyleyebilirim.

Bu kısa anayasanın bir özelliği de, içeriğinde ve hiçbir maddesinde etnik kökenlere vurgu yapılmaması, özellikle de "Türk" ve "Kürt" sözcüğünün geçmemesidir.. Yalnızca "Türkiye Devleti" (bir kez) ve "millet" sözcüğü geçmektedir.

NOT -2 : Bu arada şunu da ifade etmek isterim.. Vilayet Şuraları, yalnızca Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı vilayetler için değil; Türkiye'nin tüm vilayetleri içindir... Günümüzde de düşünülen benzer idari yapılanma - örneğin eyalet sistemi - da aynı şekilde yalnızca Kürtlerin yaşadığı vilayetler için değil: Türkiye'nin tüm vilayetleri içindir.

Kürtler hayal kırıklığına mı uğruyorlar?

Kurtuluş Savaşı kazanıldı... Kürtler, yürürülükteki 1921 Anayasası'nın temel esaslarını düşünerek heyacanlı bir bekleyiş içine girdiler...

NOT-3 : Buna rağmen, bazı aceleci Kürt grupları, sanırım, BMM Hükümeti'nden pek emin olmadıkları için, anayasanın yürürlüğe girmesinden  40-45 gün sonra, 6 Mart 1921'de Koçgiri(Koçkiri) İsyanı'nı başlattılar... Amaç,  anzimat'tan bu yana, merkezin kontroluna girmek istemeyen ve  Osmanlı'nın bu yöndeki her girişiminde ayaklanan Kürt Aşiretleri'den biri olan Koçgiri aşireti, bu Hükümet'ten de benzer bir girişim beklemiş olmalılar ki, bu ayaklanmayı gerçekleştirmişlerdir.

Ancak, bu heyacanlı bekleyiş uzun sürmedi...Lozan Konferansı'nda Misak-ı Milli hudutları içinde kalan bölgeler ve bu arada da, Kürtlerle yakından ilgili olan  Musul  Vilayeti ve Suriye'nin kuzey bölgesi  alınamadı...

Cumhuriyet ilan edildi... Yeni bir anayasa yürülüğe kondu.. İşte bu anayasa, 1921 Anayasa'nın Kürtleri heveslendiren içeriğini de ortadan kaldırdı...

Cumhuriyet'in ilanından sonra iş değişiyor...

1924 Anayasası, 1921 Anayasası'ndan çok farklıyıdı.. 1921 Anayasası, etnik kökene vurgu yapmazken 1924 Anayasası, Türk ırkını öne çıkaran bir anayasa olmuştur... Demokrasi çağrışımlı 1921 Anayasası gitmiş; yerine ulusalcı bir anayasa gelmiştir.. .

Bu anayasaya, "Türklerin Hukuki Ammesi" adı altında 20 maddelik özel bir bölüm eklenmişti... Böylece beklenti içindeki Kürtler, hayal kırıklığına uğramışlardır.... Bundan böyle Kürtler, artık  "Türk kimliği" içinde bırakılmışlardır(sayılmıştır)... Bu durum da, anayasanın 88.maddesi ile belgelenmiş ve yasal hale getirilmiştir... Madde aynen şöyledir :

Md. 88 : Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur...

M.Kemal Atatürk, aşağıdaki sözleri ile konuya son noktayı koymuştur:

Bugünkü Türk milleti, siyasi ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfi idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir etki meydana getirmemiştir. Çünkü bu milletlerin fertleri de genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.(1)

Özel Not : Şu andaki toplumsal ve bireysel düşüncelere bakarsak, M.Kemal Atatürk'ün, "birkaç gerici beyinsiz" diye niteledikleri fertlerin sayısının çoğaldığını düşünmek ne kadar doğru olur, acaba?

NOT- 4:  Bana göre aslında 1924 Anayasası'nın 88. maddesi ve M.Kemal Atatürk'ün yukarıdaki sözleri - o günlerin koşullarında olması gereken bir- birleştirciliktir. Çünkü  "vatandaşlık" kavramı, demokratik bir deyiştir; ama Kürtler açısından bakılırsa  biraz farklı düşünülebilir... Yine bana göre, bir Kürt vatandaşımız, "Evet, ben Türkiye ahalisindenim, Türkiye'nin bir vatandaşıyım; ama Kürt'üm" demeyi tercih eder...

SONUÇ :

Kürtler, başlangıçta bağımsızlık peşindeydi... Sevr Antlaşması'nın uygulanmasını ve de Wilson Prensiplerinin hayata geçirilmesini istiyorlardı... Yukarıda değindiğim 1921 Koçgiri İsyanı'nın, arkasındn gelen Şeyh Sait  ve Dersim İsyanlarının  görünen ya da görülmeyen amaçlarının da  aynı yönde olduğu söylenebilir.

Yakın zamanların güdümlü PKK terörü de, görünürde aynı amaçlıdır...(Uluslararası bir uyşturucu organizasyonunun en büyük halkasını teşkil ettiklerini saymazsak)

Ancak, yılar geçtikçe "bağımsızlık"  isteği yavaş yavaş gerilemiştir... Önce ABD, PKK'ya olan yardım ve desteğini çekmiş ve kurulması düşünülen Kürt Devleti  için adres olarak Kuzey Irak'ı göstermiştir... Körfez Savaşı ile de, bu adreste istediği oluşumun gerçekleşmesi için gerekli koşulları yaratmıştır.

1992-93'de Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başlattığı barış sürecinde de, Abdullah Öcalan, "özerk yönetim" ve "federasyon" derken, 2013'e geldiğimizde bu istek iyice yumuşatılmış ve "üniter yapı içinde birlikte yaşamak" şekline dönüşmüştür... Bunda elbetteki, dünyanın ve Türkiye'nin demokrasiye biraz daha önem vermesi; ilave olarak da Türkiye'nin ve  TSK'nın kararlı tutumu etkin olmuştur...

Bu sürece destek vermek ya da karşı olmak, siyasilerin ve halkın bilgilenme şeklinin kendilerinde oluşturduğu sosyal ve siyasal görüşlerine, kendi doğrularına bağlıdır.

Bir de bu sürecin, orta ve uzun vadede, Türkiye'nin topraksal büyümesine giden bir yolu da olacaktır...Bunu da, zamanı geldiğinde tarihe düşülen notlar eşliğinde anlatmaya çalışacağım.

Önerim :

İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ SÜRECİ ANLAMAK, UYGUN YORUMLAR YAPABİLMEK VE SAĞLIKLI ÖNERİLER  İLERİ SÜREBİLMEK  İÇİN :

"1-1919 -1924 yılları arasındaki dönemi iyi bilmek,

2-1921 Anayasası'nı iyi okumak

3- 1921 ve 1924 arasındaki M.Kemal Atatürk'ün Söylev ve Demeçlerini iyi değerlendirmek

4- 1924 Anayasası'nı iyi incelemek  ve de

5- TURGUT ÖZAL'IN BAŞLATTIĞI SÜREC HAKKINDA YETERLİ BİLGİYE SAHİP OLMAK " gerekir, diye düşünüyorum. 

NOT - 5 :  Önerdiğim bu konular okudunduğunda bilinmeyen ve belki de hoşlanılmayan bilgilerle de karşılalaşılabilir... Belki, resmi tarihin bize bellettiği bazı ezberler bozulabilir. Kişisel doğrulardan ve önyargılardan ibaret olan ezberlerin kolay kolay bozulamayacağını biliyorum..Bu nedenle de bloğuma Albert Einstein'in bir sözü ile nokta koymak istiyorum :

"Önyargıları kırmak atomu parçalamak kadar zordur"..

cdenizkent

 ______________________

(1) Afet İnan, Medeni Bilgiler ve M.K. Atatürk'ün Rl Yazmaları, ss.378-381'den Atatürkçülük (Birinci Kitap, Genelkurmay Başkanlığı Yayını, 1984, s.73

ÖZEL NOT : Blog yönetiminden riacamdır. koyu  ve italik harflerle vurguladığın yerlerin aynen çıkmasıdır...Teşekkürlerimle..

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 939
Toplam yorum
: 2432
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1380
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster