Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
451
 

Çözümü siyasette ve parlamentoda arayalım

Çözümü siyasette ve parlamentoda arayalım
 

Ülkemizde demokrasinin henüz yeterli olgunlukta olmadığının örnekleri uzun bir süredir sergileniyordu.

Hükümet, zaten zayıf olan (1/3 bir destek, her zaman için toplumun geri kalanı karşısında azınlıktır) toplumsal desteğine karşın, seçim yasamızın istikrara yönelik ruhu gereğince 4, 5 yıldır yüksek bir parlamento çoğunluğu ile iktidarı yürütmekteydi. Bu sürece toplumda çok aşırı bir tepki oluşmadı. Toplumumuzda istikrar talebi, zayıf destek sakatlığının üzerini örttü.

Hükümet, seçime 6 ay kala gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimini, toplumsal destekten iyiden iyiye kopan meclisle idare etmeye çalıştı. Bu da bir olasılık olabilirdi elbet ama, zaten kendisine dair rejimi aleyhtarlığı eleştirilerini de göz önüne alacak olan hükümetin, rejimi ve Cumhuriyetin gereklerini ön plana çıkaracak bir uzlaşmaya girişerek bu süreci yürütmesi gerekirdi.

Demokrasinin, en ilkel uygulama şekli matematikle yapılır. Bu da, sayıları, yani insanoğlunun soyutlama çabasının ürünlerini, gerçeğin, yani toplumsal realitenin yerine koyarak gerçekleşir. İnsanların, grupların talep, arzu, beklentilerini hesaba katacağınıza, sayılarla çıkarma, toplama işlemleri yaparsanız, ancak demokrasinin ilk basamaklarında gezinirsiniz.

Son günlerde ülkemde demokrasi adına yalnızca rakamların konuşuluyor olması da, demokrasi düzeyimizin göstergesi değil midir?

Zayıf demokrasilerin olgunlaşması, ancak demokrasinin ruhunun ön plana çıkarılması ile mümkün olur. Çoğunluk diktatörlüklerinin, sayısal üstünlüklerin demokrasi kılıfı altında sergilenmesi, ne yazık ki demokrasiye herhangi bir katkı sağlamaz.

AKP Hükümetinin, 4, 5 yıllık iktidarında, toplumsal desteğinin zayıflığına çok aşırı itiraz gelmemesinin nedenlerinden birisinin, özellikle reform paketlerinin bir çoğunu ana muhalefet partisi ile birlikte uzlaşarak çıkarmasının etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Seçime, altı ay kala yaşanacak bir seçimde de benzer bir uzlaşmanın yaşanacağını umut ettim. Özellikle de AKP'nin, cumhuriyete ve rejime bağlılığını ispat edecek ve demokrasinin derinleşmesine katkı sağlayacak bir yöntem seçeceğine dair bir beklenti bende ve toplumun büyük bir kesiminde de oluşmuştu. Ve ben ne kadar istemesem de, bu tip bir uyum politikasının, AKP'ye önümüzdeki seçimlerde önemli bir avantaj yaratacağını da düşünmüştüm.

Ancak AKP'nin ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu süreci toplumda tansiyonu yükseltecek şekilde kullanması, uzlaşmaya dair adımlar atmaması ve sayısal çoğunluğunu dayatmaya çalışması, ülkem açısından zaten zayıf olan demokrasi kültüründe kriz oluşmasını neden oldu.

Elbette süreçte, uzlaşmanın diğer taraflarının da hoş olmayan, demokrasi kültüründen beslenmeyen bir tavır sergilendikleri doğrudur. Ancak burada esas görevin yetkiyi elinde bulunduranda olduğu gerçeği hiçbir zaman ortadan kalkmaz.

Siyasetin bir uzlaşma sanatı olduğu her zaman dile getirilir. Bu Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde uzlaşmamak siyasetin işlerlik kazanmadığının ve bir boşluk yarattığının ifadesidir.

Ülkemizde bu boşluğun doldurulması konusunda oluşmuş bir geleneğin olduğunu söyleyebiliriz. İstesekte istemesekte böylesine bir yönetim kültürümüz var. Şu anda ülkemdeki siyasetçilere düşen tek görev siyasette asla boşluk bırakmamaktır.

Genelkurmay'ın bildirisi ile zor bir sürece girdiğimiz doğrudur. Ancak bu noktada siyasetçilerin hala yapabileceği birşeyler olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle, süreçte uzlaşmanın bir ürünü olmayan Abdullah Gül'ün (zaten istemediği) Cumhurbaşkanlığı adaylığından feragat etmesi, CHP'nin Anayasa Mahkemesine sunduğu davadan vazgeçmesi, uzlaşılarak karar verilecek bir ismin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi gerekmektedir.

Bunu demokrasiye yönelik bir dayatma olarak algılamakta mümkündür. Ancak olaya tersinden baktığımızda, yani bu tarihe kadar yapılması gerekeni, hassas bir dönemde geri adım atılarak yapmayı bir dayatma olarak görmemek gerekir.

Aksine, bir daha bu tip hoş olmayan müdahalelere yol açmayacak bir çaba olarak değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Seçimin erken yapılması yönünde fikirlere gelince; zaten altı ay kalmış olan ve büyük ihtimalle hükümet tarafından da 2-3 ay öne çekilmesi planlanan bir seçimi erken olarak tanımlamak çok anlamlı değildir. Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi hasarsız atlatılabilinirse, seçiminde normal sürecinde gitmesi mümkündür.

Bu noktada, özellikle CHP'nin, demokrasi dışı bir süreci kabul etmeyeceklerini ve uzlaşmaya açık olmaları halinde AKP ile demokrasiyi güçlendirecek çözümler üretmeye hazır olduklarını belirten bir açıklamayı en kısa zamanda yapması ve AKP'nin demokrasiyi ve uzlaşmayı seçmesi açısından önünü açması gerekmektedir. Neticede, bu noktaya gelmemize yol açan yanlış adımı atanlar AKP yönetimidir ve onlara bir adım geriye atma cesareti ancak demokrasi söylemini yükselterek mümkün olabilir. Bu çabaya karşın AKP'nin hatada ısrar edecek olması ile, en azından CHP demokrasi adına görevini yerine getirmiş olacaktır.






Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu güne kadar bir oy farkla alınan kararlarla yönetilen ülkemizde ezici bir oy üstünlüğüne sahip bir partiden üstünlüğünden feragat etmesini beklemenin demokratik bir talep olduğunu hiç sanmıyorum. Ben bu güne kadar hep laiklik ilkesinin demokrasi ve hukuk ile bağdaşmadığını savundum ve gelinen durum da aynen benim öngördüğüm durumdur. Demokrasi ve hukukun kuralları bellidir ve bunlara saygı duyulması gerekir. Çoğunluğa sahip bir partiden azınlığın dümen suyuna girmesini beklemenin hukuğu bir kenara bırakalım etik bir yanı olduğunu hiç düşünemiyorum. Türk elitlerinin bu güne kadar başta türbanlılar olmak üzere bütün dindarları dışlayıp rencide etmeleri bu günlere gelmemize neden olmuştur. Ben dinsiz olarak inanlara saygı duyuyorsam laik olduklarını iddia edenlerinde saygı duyması gerekir. Durum ülkemiz açısından oldukça utanç verici bir durum ama benim için hukukun üstünlüğü her şeyden önce gelir. Çok üzücü. Saygılar

Matilla 
 28.04.2007 13:32
Cevap :
"Çoğunluğa sahip olan bir partinin azınlığın dümen suyuna girmek" tabirinin söz konusu duruma eş düşmediğini düşünüyorum. Demokraside belirleyici olan halk mıdır, milletvekili mi? Hassas bir parlemento yapısı vardı ve AKP'de bunun bilicindeydi. Türban, İmam Hatip ve YÖK konularında toplumsal mutabakat arayacaklarını söyleyen ve gerçek oy oranına dayanmayan milletvekili çoğunluğunun bu soruna çözüm üretmeye yetmeyeceğinin farkındaydılar. Benzer bir uygulamanın Cumhurbaşkanlığı içinde gösterilmesi gerekirdi. Son tahlilde tek bir kişi seçiyorsunuz. Tek kişiyi partilerin milletvekili sayısına göre paylaştırma şansınız yok. Ayrıca söz konusu iş bir hükümet icraatıda değildir. Parlamentoya devredilmiş bir görevdir. Uzlaşarak bir kişinin seçilmesi (büyük olasılıkla bir AKP'linin) ve topluma bir uzlaşma mesajı verilmiş olması gerekirdi. Cumhurbaşkanlığının yetkilerini kısmakda mantıklı bir adımdı ancak AKP süreci işgal mantığı ile sürdürdüğü izlenimi verdi, saygılarımla  30.04.2007 14:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1780
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster