Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
384
 

Cümbür cemaat çıldırmaya az kaldı

Cümbür cemaat çıldırmaya az kaldı
 

Resim: İnternetten alıntı


Anlaşıldı, topyekun saldırıya geçtiler, delirtmeye çalışıyorlar bizi. Yakında verecekler ellerimize seri üretim maharetiyle üretilmiş hunilerimizi. Öyle ya… Nasıl dayanır, nasıl mücadele eder bunca sapıtmışlıkla akıl, nasıl korur kendini bu toplu saldırılardan.

Son on yılda bütün bildiklerimiz tersyüz etmekle başladılar işe. Türküm doğruyum çalışkanım demek ırkçılıkmış meğer… Bilmiyorduk.

Ermeni’yim diyebilirsin bu ülkede, hepimiz Ermeni’yiz deyip sahiplenirler size. Doğruyum çalışkanım diyemeseniz de, kürdüm diyebilirsiniz. Asırlar boyu ezilmiş bir ırkın üyeleri olarak ağzınızdan çıkacak kelimeye bakar, dikkat kesilirler. Bu nasıl ezilmekse? Aynı bayrağın altında yaşar, aynı anayasanın hükümlerinden aynı çerçevede yararlanır, doğu-batı, kuzey-güney demeksizin Türkiye’nin dört bir yanında çalışır, iş kurar, ticaret yapar, yerleşir, aynı pazardan alışveriş yapar, aynı ağacın gölgesinde serinlerken.

Şehidin kelle, teröristin sayın olduğunu da son on yılda öğrendik. Hizmetkarların gerektiğinde o herkese lazım olan yargıdan müsteşar kaçırabildiğini de!

Bizim millet kadar pohpohlanmayı seven, iki çift tatlı söze kanan başka bir millet de görmedim ha! Bir de biz kadınlara derler, iki çift tatlı söze kanarlar diye. Evet, doğrudur. Biz yediğimizi inkar edenlerden değiliz, kanarız, bunu da inkar etmiyoruz. Ya sizinkine ne demeli? Siz kandığınızın, kandırıldığınızın bile farkında değilsiniz. İyi misiniz?

Meğer ne muhtaçmış (yalan da olsa) kendine iki çift tatlı söz edecek birine-birilerine bu millet. Kafasına vur ekmeğini al dedikleri bu olsa gerek! Gerçi “Dallas” seyrederken evi soyulan bir milletten başka ne beklenir ki… Ver gazı (biberlisi daha makbul) çek altından dünyayı. Uyandığında yapacak bir şeyi kalmaz nasıl olsa… Efendiliktir, hizmetkarlıktır, ne güzel geçinip gidiyoruz işte.

Efendi olup ortalama bin-binbeşyüz maaşa talim etmek nasıl efendilikse?

İçine tüküreyim böyle efendiciliğin! Efendi olup üç kuruşa talim edeceğime, hizmetkar olur, yüzer gezer hastanelerde, otellerde, yedi yıldızlı süitlerde vakit geçirir, gemiciklerle dünya turuna çıkarım anasını satayım (!) diyecek bir millet arıyorum ben. Varmola ki görünen, görünmeyen ufuklarda.

Her neyse… Bunlar tekrarlamaktan bıktığımız, hicap duyduğumuz şeyler artık. Biz gelelim huni meselesine.

Okumasanız da, izliyor, görüyorsunuzdur, gıda sektörü üzerine son zamanlarda ardı arkasına gelen açıklamaları. Firmalar bir bir deşifre ediliyor. Eşek eti, katır tırnağı, karga burnu, kuş pisliği ne ararsan var. En son bomba sucukta patladı.

Şok, şok, şok! Sucuk üretiminde koruyucu madde olarak kullanılan 'nitrat'ın atom bombası imalatında kullanıldığı tespit edildi. Nitrat deposu olan sucuk ve salamın yasaklanması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Kenan Demirkol ayrıca, inekleri endüstriyel yem ile beslemeye devam edersek, etinin de sütünün de zehir olacağına dikkat çekerek, meracılığın önemini vurguladı.

İyi de zehir iliklerimize dek işlemiş, hiçbir şok şok etkisi yapmıyor artık. %100’nü Müslüman saydığımız bir ülkede 12-13 yaşındaki çocuklara tecavüz ediliyor, o bize sahip çıkar, hakkımızı korur dediğimiz yargı (kendi rızası ile) hükmü veriyorsa, ayakkabı Çin’den, don İngiltere’den, doktor Fransa’dan, öğretmen uzak doğudan, kanser deposu granit Çin’den geliyorsa, bunun şoku, moku mu kalmış kardeşim. Boka batmışız çoktan. Uğraştırmayın, verin kısa yoldan hunilerimizi de tam olsun. O da olmuşken Madein Amerika olsun! Çıldırmaya az kaldı doktorum nerede diyebileceğimiz bir doktorumuz bile kalmayacak yakında nasıl olsa.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, huniyi tepemize biz mi geçiyoruz, yoksa huni hep tepemizdeydi de üzerine birileri şapka geçirmişti de şapka mı düştü? Anlamak gerçekten zor ama mevcut durum "huniyi kabullenelim" mi diyor yoksa "bir yüzümüzü yıkayalım kendimize gelelim" beklentisi içinde mi buna karar vermek gerek. Saygılarımla

Onur Senol 
 28.06.2012 13:50
Cevap :
Yüzümüzü yıkayıp kendimize gelmeyi tercih etmeliyiz doğal olarak. Fakat günlük gelişmeler buna izin verir mi bilmem. Yine de şansımızı zorlamalıyız diye düşünüyorum. Saygılar  29.06.2012 0:26
 

Üç beş sivri zeka anlaşır "şunu kafaya alalım diye" OYUN;"sen az önce pastayı ben yedim demedin mi?"der içlerinden birisi.KAFAYA ALINAN;"yemedim"der.HEPSİ BİRDEN;"yedim dedin,biz de duyduk"derken,oyun yedin yemedine dönüşür.Kafaya alınan(yemeyen,nasıl bir oyunun içinde olduğunu anlamadan başlar içinden söylenmeye;"acaba yedim mi yaa?" delirmemek mümkün değil,bu sivri zekaların işi....

Berra 
 22.06.2012 15:51
Cevap :
:)) Birine kırk kere deli dersen olayı. Maalesef öyle. Milletimizin bu zaafını bilenler de iyi kullanıyor. Selamlar, saygılar.   22.06.2012 21:21
 

Yeşilsoğan yanılıyor...en az 250 olur...ha unutmadan ne rampa'ymış be ya...hiç inişi de yook:)))

nedim üstün 
 21.06.2012 12:36
Cevap :
Flaşh Flaşh Flaşh! Bakalım Yeşilsoğan ne cevap verecek bu çıkışa. Azzzz sonra! :))  21.06.2012 13:38
 

Her şeyin taklidi gibi inanmanın da taklidini yaşıyoruz, maskesini takıyoruz, işimize geleni yapıyoruz, inanmak insanın içindeki kötülük tohumunu, kaypaklığı, vurgunculuğu engellemiyor ki..! "Dini bir vicdan meselesi haline getirmemişse, inansa ne olur, inanmasa..!"

Arzu Elif 
 19.06.2012 12:44
Cevap :
Aynen. Katılıyorum. Cuma mamazlarını bile showa çevirdik bir. Magazinel programmış gibi... Saygılar  19.06.2012 22:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1445
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster