Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
1194
 

Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül’e açık mektup

Cumhurbaşkanı Sn.  Abdullah Gül’e açık mektup
 

Sn. Gül, vatandaşı olmaktan gurur duyduğum Türkiye Cumhuriyetinin 11. Cumhurbaşkanı olma şerefine nail olmuş durumdasınız. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini uzatan bir kargaşa döneminin sonunda, geniş bir halk kesiminin onayını alan bir siyasi partinin desteği ile seçilme başarısını gösterdiniz.

Cumhurbaşkanlığınızın size ve ülkeme hayırlı olmasını dilerim. Dün itibari ile benim ve benim dâhil olduğum toplumun barış, esenlik, refah ve özgürlük içinde yaşamasını sağlamak için var olan devlet kurumunun başı ve bu ülke vatandaşlarının her birinin tüm dünyada temsilcisi olma görevine başladınız.

Bu görevlerde başarılı olmanızı en içten duygularımla dilerim. Ancak kendi adıma göreve başladığınız bu tarihlerde görüş ve taleplerimi aktarmayı bir borç bilmekteyim.

Sizin siyasi hayatınızda savunduğunuz fikirlere yakın olan birisi değilim. Hatta yaşam kültürlerimizin de birbirine çok yakın olduğu kanaati taşımıyorum. Ancak bu ne yasal anlamda sizin bu ülkeye Cumhurbaşkanı olamayacağınız ne de kişisel anlamda benim cumhurbaşkanım olamayacağınız anlamına gelmez. Sizi yalnızca medyadan takip eden ama özellikle son beş yıllık politik yaşamınızı dikkatli gözlemeye çalışan birisi olarak, beni, yaşam tarzımı ve ortak cumhuriyetimizi en iyi şekilde temsil edeceğinizi düşünüyorum.

Bildiğiniz üzere, post-modern çağ olarak adlandıracağımız süreç uzun bir zamandır, insanların ve toplumların farklılıklarının ön plana çıkmasını destekleyen ve bunu zenginlik olarak gören bir anlayış üretti. Ancak bu farklılaşma süreci, toplum genelinde kopma, ayrışma, bölünme, çatışma korkularına zemin yaratsa da, süreç aslında farklıkların üzerinde yükseldiği zeminin ortaklığının fark edilmesine de vesile oldu. Yani farklı olan, bu farklılıklarını sergilemeye çalışan insanlar ve topluluklar aslında tahmin ettiklerinden daha fazla birbirlerine benzer olduklarını anlamaya başladılar.

Ben bu ülkede yaşayan insanların, ne kadar farklı din, mezhep, etnik kimlik, sınıf, sosyal statü, cinsiyet farkı, cinsel tercih, kültürel değer ve fikir akımlarına sahip olsalar da, ortak yönleri farklı yönlerinden daha fazla olduğu için, istikrarsız bir bölgede oldukça huzurlu bir ortamda yaşadığımızı düşünüyorum.

Ancak sahip olduğum bu olumlu bakış açısı ne yazık ki ülkem adına tespit ettiğim eksiklikleri görmeme engel olmuyor. Bu tespitlerimi ve önerilerimi sizinle paylaşmak istiyorum;

Cumhurbaşkanı olana kadar savunduğunuz siyasi görüş ile mevcut laiklik anlayışının barışık olmadığına dair bazı çevrelerde kuşkular bulunmaktadır. Bu kuşkulara bende de sahibim. Ancak bu kuşkular beni üzmekten öte meraklandırmaktadır. Çünkü laikliğe samimiyetle inanan birisi olsam da, ülkemdeki laiklik anlayışının özürlü olduğunu düşünmekteyim. Ve bu şekli ile ülkeme fayda yerine zarar verdiğine inanmaktayım. Ancak benim üzerimde durduğum noktalarda uzlaşıp uzlaşamayacağımızdan emin değilim. Yani mevcut uygulamaya karşı çıkış noktalarımızın aynı olmadığı kanaati taşımaktayım.

Öncelikle eşinizin başında istediği tarz bir örtü ile Çankaya Köşkünün her ortamında özgürce yer almasını isterim. Ayrıca hizmet veren tarafında olmadığı müddetçe, dini inançlarına göre hareket eden insanların tüm kamu ortamlarında yer edinmesinde de herhangi bir sakınca görmemekteyim. —Çünkü söz konusu kamu ortamının esas sahibi hizmet veren değil hizmet alandır, hizmet veren kişi olsa olsa, özel şartlarda orada çalışmak için görevlendirilmiş kişidir-

Ancak şu ana kadar simgesel anlamda yaşanan bu krizlerin ötesinde ülkemdeki özürlü laiklik uygulamasının inançlı toplum -inançlarına bağlı Sünni kesim diyebiliriz- lehine yaşanan bir uygulama olduğunu düşünmekteyim. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı gibi devletin dine müdahil olması için kurulan ama elbette ki tersine işleyen ve bir mezhep lehine kamunun çok büyük kaynaklarını eriten bir yapının varlığı, 70 binin üzerindeki din adamının maaşının -dindar olmayan, Müslüman olmayan, Sünni olmayan ve dini vecibelerini yerine getirme gereği duymayan- vatandaşların vergisi ile ödenmesi, fark gözetmeksizin tüm öğrencilere zorla din derslerinin verilmesi garip laiklik uygulamalarımızdandır.

Ayrıca bu ülkede devletin toplumun dini inancına yön verme ve onu kalıplara sokma çabası ne kadar özgürlüklere yönelik bir tehditse, toplumun geniş kesiminin inançlarını, ne kadar az olursa olsun toplumun daha dar çevreleri üzerinde baskı unsuru olarak kullanması da daha bir o kadar büyük bir tehdittir. Ülkemde son bir yıl içinde Hıristiyan bir din adamının, üç misyonerin ve bir adet gazetecinin öldürülmüş olması, bu ülkede din adına toplum cephesinden de önemli tehditlerin olduğunun göstergesidir. Bir ülke vatandaşlarının %99’unun Müslüman olmasının kimseye bu hakkı vermeyeceğinin sizde farkındasınızdır. Gerçi, nüfus bilgileri üzerinden vatandaşlarımızın %99’unun Müslüman olduğu görülse de, siyasi dengelerimiz ve kamuoyu araştırmaları göstermektedir ki, söz konusu %99’un inançlara bakış açıları –ne mutlu ki- büyük ölçüde benzer değildir.

Bu nedenlerle laiklik, en başta inançlı Müslümanlar olmak üzere, her fikir ve inanca sahip insanın huzur ve özgürlüğü için vazgeçilmez bir ilkedir. Siz, geçmişte farklı bir düşünsel akımdan gelseniz de, bu noktaya ulaştığınızı gösteren uygulamalarınızı en kısa zamanda görmek istemekteyim. Bu noktada sizden, kendi bakış açınızla görünen sıkıntılardan öte, laikle ilgili temel yanlışlıkları da gidermenizi ve insanların inançları ile ilgili talepleri, sivil toplum uygulamaları ile çözmelerinin önünü açmanızı talep ediyorum.

Siyasi hayatında sıkça antidemokratik uygulamalar şahit olan hatta mağduru olan birisi olarak, gücü eline geçirene kadar demokrat olan ya da işine geldiği müddetçe demokrat olan insanlardan olmadığınızın ispatını da en kısa zamanda görmek istemekteyim. Bazı insanlarca demokrasi jestlerle idare edilen bir düzen olarak algılansa da, ben bu sistemin yüzeysel tavırlarla geçiştirilemeyeceğini, köklü uygulamalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Elinizde, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy gibi, bir Hristiyan ülkesinde bir Müslümanı Adalet Bakanı atamak gibi bir yetki bulunmayabilir. Ancak konularına hakim bir gayrimüslümü veya ateisti resmi danışmanınız olarak atayabilmeniz ve bu insanlardan gerçek anlamda faydalanabilmeniz bence oldukça anlamlı olur.

Uzun vadede, en başta sivil bir anayasanın inşa edilmesine ve paralelinde tüm mevzuatların demokrasi, özgürlük ve eşitlik üçgeninde, hukuk biliminin gerekleri doğrultusunda düzenlenmesine öncülük etmenizi ve parlamentoya bu konuda gerekli uyarıları yapmanızı isterim. Bu düzenlemelerin içinde Cumhurbaşkanlığının yetkisinin daraltılması ve mevcut görevlerinin çoğunun gerçek sahibine yani parlamentoya devrine ön ayak olmanızda kendi hukuk inancını sergilemenize katkı sağlayacaktır.

Özgürlüğün tüm toplumların ileri adım atabilmelerinin ön koşulu olduğu bilincinden hiçbir zaman sapmadan, gerekirse kendi inanç ve fikirlerinizin özgürlüğünün daralmasını göze alarak, toplumun tüm kesimlerine ortak özgürlük alanı yaratmanız gerekmektedir. Örneğin bir şeriat devletinde inançlarına sadık insanlar, inançları açısından özgür olacaktır ama bu inançlı insanların bile siyaseten ve toplumun genelinin de her anlamda özgür olduğu anlamına gelmez. Toplumun tamamının eşit özgürlük alanına sahip olması, büyük olasılıkla bazı kesimlerin özgürlüklerinin kısılmasına yol açacaktır. Ancak bildiğiniz üzere özgürlüğün en temel ilkesi de budur; Başkasının özgürlük alanının ile sizinkinin çakışmaması.

Son yıllarda deneyim kazandığınız dış politika konusunda, ülkemizi dış dünyadan soyutlamaya çalışan anlayışlara direnmenizi, ülkemi dünyanın aktif, etkileşim halinde, dünyanın gidişatına yön veren aktörlerden birisi haline getirmenizi isterim. Üst bölgesel birliklere girmekten çekinmeyen, ancak bir rekabet ortamının varlığının bilinci ile mücadele ve müzakere ederek hak kazanan, ülkelerle ilişkilerini barışçı temaslar üzerinden kuran ama gücünü hissettirmekten çekinmeyen, sömürmeyen ama kendisini de sömürtmeyen bir ülke olmanın gereklerini yerine getirmenizi dilerim.

Sizin Cumhurbaşkanlığınız, kendiniz ve siyasi akımınız adına bir başarı olmanın ötesinde Atatürk’ün bu ülkeye çizdiği hedefin zaferidir. Bu ülkenin ortalama bir ailesinin ferdinin cumhurbaşkanı olabilmesi, en başta halkın kendi kendini yönetmesi ilkesine dayalı bir sistemin eseridir. Bu anlamda bu yolun rotasını çizen Mustafa Kemal’i bir kez daha saygı ve sevgi ile anmak istiyorum. Ancak ülkenin kurucu önderi Mustafa Kemal'in fikirlerinin, bu ülkenin özel şartları olduğu dayatmaları ile demokrasinin ve özgürlüğün önünü kesmeye çalışan kesimlerce yanlış yorumlandığını düşünüyorum. Sizden de, Atatürk'ün ve kurucu meclisin ilkelerini demokrasinin günümüzde ulaştığı normlar çerçevesinde ele almanızı ve bu anlayışa samimiyetle sahip çıkmanızı istiyorum. Ben, sizin ülkem adına ön göreceğiniz politikaların, Mustafa Kemal'in Türkiye’si ve günümüz modern devlet anlayışı ile çelişmeyeceğine ikna edilmeyi talep ediyorum.

Halkı fakir, devleti güçlü olan üçüncü dünya ülkelerinden birinde değil, halkının zenginliğinden beslenen bir gelişmiş ülkede yaşamak istiyorum. Sizinde bu hedefe hizmet edeceğinizi umut ederek,

Yeniden görevinizde başarılar diliyorum,

Saygılarımla,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Maksat erkeklerin dikkatini çekmemekse, alacalı bulacalı, çiçekli, rengarenk, dallı güllü bu tuhaf örtünme tarzının mantığını da anlayabilmiş değilim. Modernleşme çabası olarak görmek oldukça iyimser bir bakış.

BilgeBaydan 
 30.08.2007 17:26
Cevap :
Bilge Hanım, eğer çelişki arayacak olursak, dini inançları güçlü olan bayanların erkeklerle yanyana okula gitmesi, işe gitmesi, otobüse binmesi de bir çelişkidir. Dini inançlarında kadının gülüşü bile haram kılınmıştır bilindiği üzere. Ancak ben bu insanların kentleştikçe ve zenginleştikçe modernleşeceklerine inanıyorum. Yani yüzyıl önce kara çarşaf giyen insanların, başını örtsede allı güllü desenler kullanması olsa olsa inancında bu tip konularda popülist olabildiğini göstermektedir. Günümüzde gitgide konserlerde, eğlencelerde, sosyal etkinliklerde de başörtülü bayanlar çoğalmaya başladı. İletişim ve medya çağında, insanlarının gitgide daha fazla etkilediği bir ortamda, özgürlüğün tadına varan insanların kolay kolay bundan vazgeçemeyeceğini düşünüyorum. Kumardan hoşlanmam ama bu ülkeye şeriat gelse ilk kaçacak olan insanların çevremde AKP'ye oy veren insanlar olacağına bahse bile girebilirim. iyimser olduğumu biliyorum ama temelsiz değilim bence, katkı için teşekkür ederim, saygılar  30.08.2007 17:42
 

Bn. Gül'ün baş örtme tarzına Şule Yüksel Başı -sıkmabaş- deniyor. Bu, aile büyüklerimizde, geleneğe bağlı Türk ailelerinde görmeğe alışık olduğumuz masum başörtüsü değil; Atatürk'ün devrimlerine, kurduğu cumhuriyete karşı çıkan siyasal hareketin bir simgesi, işareti. Bu nedenle çok yadırganıyor ve reddediliyor. Böyle bir örtünme şekli Suudiler'de ve İran'da bile yok. Garip, itici bir tarz.

BilgeBaydan 
 30.08.2007 14:51
Cevap :
Merhaba Bilge Hanım, şu anda başörtüsü takan bayanların, başlarına taktıkları şeyin, ne geleneksel ne de klasik bir örtü olmadığı kesin. Yanılmıyorsam son 30 yıl içinde yaygınlaşan bir örtü. Bu da aslında dindar kadınların modernleşme çabasının biri ürünü. Bazen insanlar başörtüsü takanların sayısının arttığını söyleselerde bu bilgi hatalıdır. Ülkemde son 50 yıl içinde 2/3'ü kırda yaşayan nüfusun, büyük kısmı kente göçmüştür. Yani eskiden köyünde örtü takan, şehirde takmaya başlamıştır. İlk dönemlerde köylerindeki adetler ile modern kent yaşamı arasına sıkışan kadınlar genellikle çareyi bu tarz örtüde bulmuştur. Bu bir yanıyla onların sosyal yaşama girmek istemedir. Elbette hoş ve doğru bir giyim tarzı değil bence de ama insan inandıktan ve istedikten sonra bize müdahala etme hakkı düşmez. Suudilerde ve İran'da bu tarzın olmaması bu insanların kendi tarzını yarattığının göstergesi değil mi aynı zamanda. Anadolunun kendine ait bir inanç tarzı yarattığının göstergesi, katkı için teşekkür  30.08.2007 16:43
 

postmodernizm modernizm sonrası anlamına gelmekte ve modernizmin en başta zaman olmak üzere yaşamı kurallara oturtan şeklini reddetmektedir bu anlamda genellikle edebiyat, sanat ve felsefe alanında postmodernizmin uygulanışını görmekteyiz ancak bizim gibi 3. dünya ülkelerinde belkide en büyük sorunlarımızdan biri hala devletin bu modern olmaya çalışan ve olamayan yapısı tam bir arada kalmışlık yani Habermas bizim gibi ülkelerde sistemin devam edebilmesi için milliyetçilik ya da din gibi yapay söylencelerin sıklıkla kullanıldığı ve sürekliliğin bununla sağlandığını belirtir bence şuan yaşanan da bunun dışında birşey değil gelen kişinin niteliği hiç önemli değil çünkü sistem aynı çarkların dönmesiyle zaten işliyor maalesef artık cumhuriyetten bahsetmek de çok doğru değil ülkemiz yabancı sermayedarların himayesi altındayken hangi cumhuriyetten bahsediyoruz, baş örtüsünden önce kocaman bir amerika var karşısında durmamız gereken yazınız eksik ama çok güzeldi teşekkür ederiz sevgilerimle

duygusel 
 30.08.2007 11:44
Cevap :
Merhaba Sayın Duygusel, bence postmodernizmi son derece iyi tanımlamışsınız. Şimdi bende modernizim - postmodernizim sürecinin, Türkiye üzerinden ekonomi altyapıya yansımasını aktarmaya çalışayım. Gelişmiş batı, sanayi toplumu sürecini burjuva demokrasi ile yaşarken, bizler feodal toplum sürecini yaşadık. Şimdi onlar sanayi toplumu sürecinden bilgi toplumu sürecine geçerken bizler hala yarı feodal yarı bürokratik bir toplum dokusunu yaşıyoruz. Ben toplumdaki değişimi feodal yapıdan - sanayi toplumuna dönüşün krizleri olarak görüyorum. Ancak ülkede sermayenin biriktiği kesim muhafazakar kesim olması dolayısı ile istemeselerde sürece öncülük etmektedirler. Ne yazık ki, ekonomik altyapıdan bağımsız olarak benim gibi solcular devrimci-değişimci olmamız gerekirken, statükocu pozisyona girdik. Portmodernizim geriye dönüşlerlerle beslenen bir anlayış ve muhafazar topluma da kolaylık sağlıyor. yani modern olmadan daha geriden beslenip, yeni bir süreç örgütlüyorlar, daha uzun anlatmak isterdim  30.08.2007 19:11
 

Arada katıldıklarım da var... niye böyle düşündü acaba dediklerimde var..Neyse bunlar sizin görüşünüz saygı duyarız..Yalnız acaba siz inanıyormusunuz ki..Sn. Cumhurbaşkanı partisine ve eski çalışma arkadaşlarına ihanet edecek..Daha şimdiden Anayasayı kendi çıkarları için değiştirme çabasına girdiler..Sırf önlerinde engel olmasın diye.. Kusura bakmayın sizin temennilerinize saygılıyım ama ben kesinlikle inanmıyorum..Ülke çok yakın bir zamanda büyük bir karışıklığa gebe olacak. Ve yaşayacak. Susuzluk kuraklık heran kapımızda.. Borç batağı hergeçen gün dahada artacak.Çeşitli krizler arka arkaya dizilecek..Yani bütün bu olacak olumsuzlukların oluşması için hertürlü imkanı hazırlayan partisine destek vermek isteyecek.Zaten doğal olanı da bu..Kaldı ki Amerikanın her istediğini yapma güdüsü ile hareketle vatanı ona buna peşkeş çektiler ve çekmeye de devam ediyorlar.Bölünmüşlük halkımız arasında hat safhada.Ne olur kusuruma bakmayın ben inanmıyorum. Başarılı olacağına inşallah yanılırım.

Zeynep Gülay 
 30.08.2007 10:35
Cevap :
Sayın Zeynep Gülay Kibaroğlu, öncelikle görüşlerime saygı duyduğunuz çok teşekkür ederim. Bu günlerde fikirlere saygı duymaya çok ihtiyacımız var çünkü. Açıkcası ben bu mektubu Abdullah Gül arkadaşlarına ihanet etsin diye yazmadım ve böyle bir beklentim yok. Ergün Özbudun'un aktardığı bilgiler doğrultusunda, hazırlanan Anayasa gayet makul gibi, ancak elbette bu akademik bir taslak, siyasetçi eli değince ne olur bilinmez ama 12 Eylül Anayasasından daha iyi olacağı kesin. Ekonomi alanında da riskler çok yüksek ama bu ağırlıklı olarak küresel bir kriz ve iktidarda kim olsa fark etmez. Bu noktadan sonra bende sizin özellikle vatanın satıldığı vb eleştirilere katılmıyorum ama bu haklı olduğumu göstermez elbette. Yalnızca şunu biliyorum ki, çöken bir Türkiye ile dünya daha güvensiz olur ve dünya buna izin veremez. Çünkü küresel ekonomi birbirine inanılmaz şekilde bağlı. Dünyanın en borçlu ülkesi Amerika olduğuna göre çok karamsar olmamak lazım. Katkı için teşekkür ederim, saygılarımla  30.08.2007 19:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1798
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster