Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Haziran '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
444
 

Cumhurbaşkanı ve Yoğurt kabının hatırlattıkları

Cumhurbaşkanı ve Yoğurt kabının hatırlattıkları
 

RESİM INTERNETTEN ALINMIŞTIR


Dün gazetelerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Erciyes Yaylası’nda yaptığı yürüyüşe ilişkin fotoğraflarda bir detaya takıldım. Resimlere ilk baktığımda yaşadığım duygularla ertesi gün hissettiklerimi paylaşmak istedim.  

Ne sayın Cumhurbaşkanı’nın giydiği Nike spor kıyafetler ne de kendisine hediye edilen kuzuya takıldım. Bilakis halktan olduğunu, halka ne denli yakın olduğunu gözümüze sokmaya çalışan kareler olduğunu düşündürdü bana.  

Sayın Abdullah Gül’e ilişkin olumsuz kişisel kanaatim yok. Kendisi de halkta olumsuzluk yaratmamak için açıklamalarını ortalama çizgide tutar. Bulunduğu pozisyonda söyleyeceklerinin ülkede yaratacağı olumsuzlukları hesapladığı için yaşanılan olaylara karşı açıklamaları ortalama sözlerle olmuştur.  

Bu kısımlara takılmıyorum zira aklım politika dedikleri kulvara yatkın değil. Yapılması gerekenler var, Cumhurbaşkanı olmanın yarattığı sorumluluk ağır. Bulunduğu makamda her hangi bir siyasi yelpazeye yakınlık göstermeden nötr bir duruş sergilenmesi gerekir. Olaylara karşı tavır ve duruşu bunu göstermekte.  

Asıl takıldığım noktayı yazmak istiyorum. Dedim ya ne giydiği falan değil benim kafama takılan.  

Sayın Cumhurbaşkanı bir sini etrafında köylülerle birlikte yoğurt kaşıklıyor. Resmi çekenin dikkatli olduğunu düşünüyorum. Zira yoğurt kabının üzerinde bulunan isim gözükmesin diye yazılı bölümü çevrilmiş. Yahut öyle denk gelmiş de yazılı kısım gözükmüyor.  

İlk bakışta Erciyes’te yaylaya çıkmış köylülerin hazır yoğurt yiyor olmasına fena takıldım. Eşimin memleketi olan Kayseri, benimde sevdiğim şehirlerdendir. Kayınvalidem köye gidip geldiği zamanlar yakınırdı “Kızım köylüde tembel olmuş. Kimse ekmek yapmıyor, ekmeği hazır alıyorlar. Tavuk yok, tavuk bile hazır alınıyor.” Diye hayıflanırdı. Köylünün köyde şehir hayatıyla eş düzende yaşadığını ve onlarında rahata alıştıklarını hayvancılık ve tarım yapmadıklarını söylerdi iç çekerek.  

Resmi ilk gördüğüm an aklıma kadıncağızın yakınmaları geldi. “Nerede yufka ekmek, köy yoğurdu, köy tavuğu. Hepsi hazır. Manav bile var. Bahçeye iki domates, salatalık ekmeye üşenir olmuşlar. O küheylan ceviz ve dut ağaçları. Çocukluğumuzun bağları viran olmuş.”  

Çiftçi bir ailenin çocuğu olarak düşünüyorum. Ekin ve bulgur zamanları ayrı bir haz ve heyecan duyardım. Patosun üstünden sapı çöpü ayrılırken ekinlerin yüzlerine bağladıkları tülbentlerle çalışan erkekler. Bir tek gözleri ve kaşları açıkta kalırdı. Kaşlarının ve kirpiklerinin üzeri ve tüm üstlükleri saplanan saptan bembeyaz olurdu. Hedik kokusu. Koyunlarımız ve ineklerimiz vardı. Bakımını babam ve annem yapardı. Bir de çoban olurdu otlatan. Misafir gelince, babam yatırırdı bir koyun evin önüne. Ziyafet verilirdi gelen misafire ve köylüye. Tavuklar ve hindiler. Onların civcivlerini büyütmek için peşlerinde koşturan annem. Yani çiftlik hayatı çok keyifliydi ben çocukken. Çiftçi ailesi olmak güzeldi.  

Yaşadığım güzel günlere özlem ve köyde yaşayanların modern hayata adapte olup, artık şehirden farksız bir hayat yaşıyor olmaları beni üzdü.  

Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir sininin başında yoğurt kaşıklaması beni nereden nereye getirdi. Bir yoğurt kabından hayatımın hikayesi döküldü.  

Bunları dün gece düşünmüştüm. Sabah yazıyı yazmadan Cumhurbaşkanı’nın resmine yeniden baktım. Çevresinde toplanan insanların yüzlerindeki ifadelere.  

Yanakları al al olmuş kadının yüzünde oluşan memnuniyete. Oturuşundaki terbiyeye ve duruşundaki asalete. Sonra aklıma annem düştü.  

Annemi düşününce o yoğurt kabı üzerine başka şeyler geldi aklıma.  

Eve damacana ile su almıyoruz uzun zamandır. Plastik ambalajda bekleyen suyun kanserojen risk taşımasının sinirimizi bozmasından, litrelik ambalajlarda alıyoruz suyumuzu. Pet şişeleri toplayıp konteynıra koyuyorduk. Ta ki eşimin ablası köyde kadınların çok ihtiyaç duydukları bir nesne olduğunu söyleyene kadar. Şimdi toplayıp köye gönderiyoruz. Ayrıca yoğurt kutuları ve yumurta kartonları da çok işlerine yarıyormuş. Atmadan değerlendikleri için bizde biriktirip köye gönderiyoruz.  

Demem o ki; belki bu insanlarda yoğurt kaplarını toplayıp içine yoğurt yapıyor olabilirler. Bu açıdan bakınca hayıflanmamak gerektiği fikrine varmış bulunuyorum. Yoklukta ele geçen her ürün değerlendiriliyor.  

Çocukluğumla ilgili küçük bir anıyı da ekleyerek bitiriyorum. Ebemiz vardı. Tüm köyün ebesiydi malum. Bir yaşlı kadın köyün tüm çocuklarının ebesi olurdu ben küçükken. Ebemiz şehirden gelen çamaşırları kullanmadan önce kenarlarına dikilmiş küçük süslemeleri çıkartıp saklardı. Daha sonra yapılacak bir çeyiz de bu süsleri diktiği elbezlerinin kenarlarına yerleştirirdi. Dikilen kıyafetlerden artan hiçbir parçayı çöpe atmaz değerlendirmek üzere saklardı.  

Nur içinde yatsın. Hepimize de çeyiz olarak birer tutacak yapıp, kenarlarının bu şekilde süsleyerek anneme vermiş. Elime geldikçe yaptığı tutacaklar ebemi rahmetle anarım. “Mekanları cennet olsun.”  

Not: Miraç Kandili; hepinize ve hepimize tüm ülkeme hatta insanlığa bereket, bolluk, huzur ve mutluluk getirsin. Saygı ve sevgi içinde birlikte yaşayabilmek dileğiyle.  

 

Sağlıkla ve mutlu kalın.  

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çok doğru bir tespit yapmışsın canım. Gerçekten köylerde artık aynı şehirdeki gibi herşey hazır alınıyor. Ben ise bunları gördükçe nasıl hayıflanıyorum. Özlemişim köy yoğurdunu, yumurtasını, daldan kopma domatesini v.s. Sevgiyle kal...

SELVİ 
 29.06.2011 9:16
Cevap :
Canım, Bende özledim, hem de çooook! Güzel günler yaşadım köyde... Sağlıkla ve mutlu kal  29.06.2011 13:14
 

Ülkemizde bugüne kadar seçilen Cumhurbaşkanlarının siyasi partiler karşısında “nötr” olması beklentisi, ne yazık ki birkaç sivil Cumhurbaşkanı için söz konusu olmuştur. Bunun ne anlama geldiğini, askeri darbe yapıp, bir sağcıya karşılık bir solcuyu asanlara sormak lazım, ama pişman olmadıklarını söylediklerine göre merakımızı da gidermemiz mümkün değildir. Eskiden yün çoraplar giyerdik, bugünlerde onun yerini alan “naylon çorap” da yok oldu. Nike dışında giyebileceğimiz bir yerli ayakkabımız var mı, hayvancılık ölmüş ya da öldürülmüşse köylü nasıl olacak ki hazır yoğurt yemeyecek? Dahası bu bir yanılsama da olabilir, hatırlıyorum köylerde yağ tenekelerine konurdu peynir, geçmişte tam tersine keçi derilerine basılırdı. Belki de ucuz ve hazır kap olduğu için, yoğurdu onun içine mayalamış da olabilirler. Nasrettin Hocamız, boşuna maya çalmamış “Ak” şehir Gölü’ne… Demek ki, başka çaresi kalmamış halkımızın, görüyoruz meclise girip yemin etmek de sorun oldu ülkemizde… Sevgi ve saygılar...

Rıza Üsküdar 
 28.06.2011 14:43
Cevap :
Merhaba, Teşekkür ederim hatırlattıklarınıza. Yün çoraplar; annem önden nakışlısını büyüklere, burnu topuğu siyahları çocuklara örerdi. O da senede bir sefer. Sağlıkla ve mutlu kalın  29.06.2011 13:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 245
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 682
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Buradayım işte. Yaşamın tam içinde. Her anın benim olduğunu bilerek. Yaşamın sadece "Şimdi" olduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster