Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
120
 

Cumhuriyet Dönemi'nde;roman, öykü ve "Arapgir hasreti"(2)

Cumhuriyet Dönemi'nde;roman, öykü ve "Arapgir hasreti"(2)
 

Türk edebiyatında, başta İstanbul olmak üzere İzmir, Ankara gibi kentler, ilk dönemden itibaren romanlara mekân olarak seçilmiştir. Bu kentlerin dokusunu oluşturan tarih, kültür ve yaşam biçimi, romanların geri planında varlığını duyurur, ancak kentin ruhunu, "enerjisini", "geçmişe dönük yüzünü" sorunsallaştırarak öne çıkaran güçlü örnekler yok gibidir. Sait Faik'in, Peyami Safa'nın, Mithat Cemal'in, Halide Edip'in, Tanpınar'ın ve Yusuf Atılgan'ın İstanbul'u; Yakup Kadri'nin ve Adalet Ağaoğlu'nun Ankara'sı; Samim Kocagöz'ün İzmir'i akla ilk gelen örnekler olarak sıralanabilir. Bunların yanı sıra, Adalet Ağaoğlu Eskişehir'i, Orhan Pamuk Kars'ı birer romanında merkezî mekan olarak seçmiştir.(6) Buna Kemal Tahir'in yakın tarihin olaylarını konu edinen ve toplumumuzun batılılaşma sürecine ilişkin yorum ve eleştirilerini içeren kent romanlarını da ekleyebiliriz.

Cumhuriyet dönemi Türk romanındaki kentin ele alınışını bu çerçevede değerlendirebiliriz. Şimdi bu romanlardan bazılarına kronolojik bir sıra takip ederek kısaca değinelim.

Mithat Cemal Kuntay,gözlemlerini romanlaştırma amacındadır. Romanıyla ne yapmak istediğini de şöyle açıklar:

Bu üç devri ev ve insan örneklerinde göstermek. İnsanlar evleri ile karmakarışık dururlarsa bir devri çok güzel ifade ederler. İstanbul’da on onbeş prototip ev tanırım. Avrupalı olmak isteyen gülünç ev, tablo diye duvarına sahibinin büyütülmüş fotoğrafı asılan kaba ev; panjurlu eve namussuz diye garez olan kafesli ev; 31 Mart’a gebe kalan cumbalı ev; bir de zarif tesbihleriyle, ince kalemtraşla, Beykoz vazolarıyla,Üsküdar çatmalarıyla eski eşya medeniyetimizi gösteren derin, sessiz evler.. Bunları çizdim.”(Mithat Cemal Kuntay'ın "Üç İstanbul", İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları,Dergâh Yay., İst. 1991, s.129).

Bu açıklamalardan yazarın kendisine perspektif olarak farklı mekânları ve özellikle bu mekânların birbirine olan mesafelerini seçmiş olduğunu çıkartıyoruz. (Ertan Örgen,Üç İstanbul Romanında Anlatıcı ve Bakış Açısı)

Halide Edip'in "Sinekli Bakkal" ve ilk adı "İstanbul Kızı" olan Reşat Nuri'nin "Çalıkuşu" adlı romanlarını ve Osman Cemal Kaygılı'nın tıpkı Hüseyin Rahmi gibi şehrin kenar mahallelerini anlatmasını çıkış noktası kabul edersek, Cumhuriyet devri Türk romanlarında ağırlıklı olarak işlenen kentin İstanbul olduğu görülür. Bu arada Halikarnas Balıkçısı'nın "Aganta Burina Burinata" gibi Bodrum'u anlatan romanı ile Samim Kocagöz'ün İzmir'i anlattığı "İzmir'in İçinde" adlı romanlarını da taşra (Anadolu)kentlerine açılım olarak değerlendirebiliriz.

Kabaağaçlı,en kötü anlarında güzel günlerin yadigarı çıngırağın sesini kulağına yaklaştırıp dinleyişini de şöyle anlatır:

"Karın tokluğuna, yani aşçıdan müşterilere gelen yemek artıklarına ...Görüyorsun a, yakın müşterilere kahve götürmeden başka ahırdan çıktığım yok. Halbuki çoban ve sürücüyken dünyaları dolaşırdım. Bazen koyundan çıngırağı çıkarır, çıngırdatır . Çobanlıkta başımı alıp dere tepe gezdiğimi, çocukların sütdiliyle bana konuştuklarını hatırlarım. Geçmiş iyi günler acı acı gözümün önünden geçer." (Kabaağaçlı,C.S.Aganta Burina Burinata, Bilgi Yayınevi, Ankara,  2010: 47).

Taşra kentlerinde açılım denilince romanda Yakup Kadri'yi de anmak gerekir. Özellikle onun "Ankara" adlı romanını anmakta yarar görüyoruz. Çünkü Yakup Kadri bu romanında kenti semt semt tanıtır.

Memduh Şevket Esendal ise, "Ayaşlı İle Kiracıları" adlı romanında Cumhuriyet'in ilk yıllarının Ankara'sını anlatır. "Ayaşlı" lakabıyla tanınan roman kahramanının evinde hemen hemen hiçbiri Ankaralı olmayan kiracılar oturmaktadır. Esendal, romanında bu farklı kişilerin eğitim, iş, dünya görüşleri ve birbirleriyle ilişkilerini yansıtır. Örneğin, bu romanda romanın iki kahramanı konuşurlarken kent değerlendirmesi yaparlar: "Balıkesir yaban memleketi mi ya? Orası bizim değil mi? -Gene onlar da Müslüman, ama İstanbul hiçbir yere benzemez, dedi."(7)

Kenti genellikle "memur" kavramıyla özdeşleştiren Ayaşlı, memurları da "hükümet" olarak görür: "Ayaşlı için 'hükümet' demek memurlar demektir. Büyük memurlar, küçük memurlar toplanır, adına hükümet derler." (s. 33) Roman kahramanlarından biri de "kent” kavramını şu sözlerle değerlendirir: "Bu kentler, kentçikler bozdu beni. (…)Kentler, insanı rahatsız eder." (s. 206)

Şehir olgusu ilk defa Tanpınar'ın "Huzur" romanında bir mekan malzemesi olmaktan çıkmış, toplumsal dokunun içinde yaşayan bir varlığa dönüşmüştür.Tanpınar'a gelinceye kadar Türk romanında şehir, bir dekordan ibarettir.(8) Mesela Mümtaz sevdiği kadın olan Nuran'la İstanbul'u özdeşleştirir ve Nuran'a şunu sorar: "Birbirimizi mi, yoksa Boğaz'ı mı seviyoruz?" Dolayısıyla Mümtaz, ne İstanbul'u, ne Boğaz'ı, ne eski musikiyi, ne de sevdiği kadını birbirinden ayırmağa imkân bulamazdı."(9 )Tanpınar'ın Ankara'dan da bahseden romanı "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"dür. Taner Timur, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü” acaba Devlet Planlama Teşkilatı mıdır?"(10) sormaktan kendini alamaz. Çünkü bu romanda modernleşme merkezi olan Ankara'da (şehirde), modernleşme adına yapılanlar romana konu olmuştur.

Özellikle köy-şehir ilişkisini konu edinen romancılardan biri de Orhan Kemal'dir. Çünkü onun romanlarında köyden ilk kez şehre gelme konusu romanlarında sıkça işlenmiştir. Orhan Kemal, kent romanlarında kentten köye, köyden kente göçleri, ırgatlıktan işçiliğe geçişi, gecekondulaşmayı, köylünün şehirde tutunma çabalarını, yozlaşmasını, sömürü çarklarının işleyişini anlatır. Özellikle "Bereketli Topraklar Üzerinde" adlı romanı bu bağlamda dikkate değer bir eserdir.

Orhan Kemal'in bu bağlamda dikkate değer romanlarından biri de "Murtaza"dır. Örneğin, bu romanda roman kahramanı şehri zenginlerin mekânı olarak görür ve şu sözlerle şehri ironik olarak eleştirir: "Evler, köşklerle apartmanlardan pek çoğunun pencereleri bol ışıklarla apaydınlıktı. (…) Bahçelerde kadın erkek kımıltıları… Belliydi ki, poker, bezik, tavla oynuyorlardı. Varsın oynasınlardı. Yoktu kimseye zararları. Çalışmış, kazanmış, bu köşk ve apartmanlara alınlarının teriyle sahip olmuşlardı. Cenab-ı Allah çalışana verirdi. (…) Çalıştıkları için Cenab-ı Allah'ın bol bol verdiği sevgili kulların asfalt caddesine çıkacaktı. Üstlerdi onlar."(11 )

Romanın bir yerinde de Murtaza şunu söyler. "Yukarıda Allah, Ankara'da Devlet, hem de Hükümet, burada da Murtaza (vardı)" (s. 8)

Orhan Kemal başta olmak üzere daha birçok yazar, geleneksel el sanatlarının yok oluşunu ve artık geçim kapısının fabrika ve şehir olduğunu konusunu bir şehir sorunsalı olarak işlerler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkürler değerli eğitmenim. Esen kalınız.

Şahin ÖZŞAHİN 
 15.12.2015 12:39
 

Sayın Başdoğan! Bu güzel deneme yazınızla konu hakkında bilgilendim teşekkürler selam ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 15.12.2015 0:06
Cevap :
Nahide Hanım,ilgine teşekkür ederim.Selam ve saygılarımla.  15.12.2015 1:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 330
Toplam yorum
: 1186
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1875
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster