Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '19

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
68
 

Cumhuriyet Ekonomileri (10)

29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildikten sonra, başta halkın refahı olmak üzere ekonomi, özgürlük ve adalet alanındaki değişiklikler, olayın birinci derecedeki tanıkları tarafından aşağıda aktarılmaktadır.

Bu konuda ilk sözü, Mustafa Kemal Paşa tarafından kendisine Muhalefet Partisi (Serbest Cumhuriyet Fırkası) kurma görevi verilen eski Paris büyükelçisi, eski başbakan, TBMM Başkanlığı ve milletvekilliği yapmış ve aynı zamanda M.Kemal Paşa’nın en yakın arkadaşlarından olan Fethi (Okyar) Bey’e bırakıyoruz :

...

“Mustafa Kemal Paşa ile Fethi (Okyar) Bey arasındaki görüşmeler olumlu sonuca vardı ve 7 Ağustos 1930’da, Fethi Bey’in ‘Serbest Cumhuriyet Fırkası’ adında bir parti kurması kararlaştırıldı. Fethi Bey, bu partiyi Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ve izni ile kurduğuna dair bir yazılı teminat, belge istedi.

...Fethi Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki yazışmalar açıklanıp yayımlandı. 09 Ağustos 1930 tarihli mektubunda Fethi Bey :

'İç huzursuzlukta ilk göze çarpan sıkıntının ekonomik ve mali durumdaki bunalım olduğunu, bu bunalımın genel sebepler dışında beş yıldan beri izlenen ekonomik ve mali politikadan ileri geldiğini, Hükümet’in gereksiz harcamalar için halktan dayanamayacağı kadar vergiler aldığını, yerli ürünler ve sanatların korunmadığı için ihracatın azaldığını, Hükümet’in topladığı vergilerin büyük kısmını faizlere ve ithalat için döviz alımına harcadığını, milli paranın değerinin düşüşüne karşı tedbir alınmadığını, bunlara ilave olarak adaletin dağıtılmasında ve iç ve dış siyasette eksiklikler bulunduğunu, bütün bu nedenlerle köylünün ve halkın teşekküre değer çabalarına rağmen meydana çıkan sonucun hoşnutluk verici olmadığını, bunun da Meclis’te tek parti bulunmasından ileri geldiğini, tek parti mensuplarının kendi hükümetlerini eleştirmekten çekindiklerini, serbest tartışmanın azaldığını, hükümetin sorumsuz duruma geldiğini, Cumhuriyet idaresinin devamlı olabilmesi için millet işlerinde tartışma özgürlüğünün gerektiğini anlatıyordu…” (1)

* * *

Konu ile ilgili ikinci bir örnek de farklı bir kaynaktan aktarılmaktadır :

(1930’da) “…Ülkede kılık kıyafetten, alfabeye kadar uzanan geniş bir alanda gerçekleştirilen yenileştirici ve köktenci kararların kamuoyuna yeterince benimsetilememesi, halkla iletişimin yeterince kurulamaması, ekonomik alanda karşılaşılan yetersizlikler, geniş bir halk kesiminde hoşnutsuzluğa neden olmuştur. Vergilerin ağırlığından ve alınma yönteminden, Ziraat Bankası’nın köylüye borç para vermemesinden, bankanın krediyi tüccara kullandırmasından ve tüccarın aldığı parayı köylüye kullandırmasından sürekli yakınılmıştır”. (2)

* * *

Yukarıdaki kaynaklardan anlaşılanlar :

a) Ülkede, ekonomi ve mali politikalardan kaynaklanan iç huzursuzluk var ve bu beş yıldan beri izlenen (hatalı) ekonomik ve mali politikaların sonucudur. Hükümet, gereksiz harcamalar için halktan dayanamayacağı kadar vergiler almakta ve ülkede tartışma özgürlüğü bulunmuyor.

b) Halkla yeterli iletişim yok. Halk, ekonomik alandaki yetersizliklerden şikayetçi. Vergiler ağır, Ziraat Bankası köylüye değil, tüccara kredi kullandırıyor. Tüccar da bunu (aracı olarak) halka veriyor.

* * *

1789 Fransız İhtilali’ne sebep olarak, önceki bölümlerde neler sayılmıştır ?

Yüksek vergiler,

Ekonomik sıkıntılar,

Sınıf ayrımcılığı.

....

Bizdeki serzenişler hangi yıla ait ?

-1930 yılına. Fransız İhtilâli’nden yaklaşık 140 yıl sonrasına.

...

"Fransız İhtilâli" halka neler sağlayacak, Cumhuriyetle neler değişecekti ?

- Ülke ve halkı ilgilendiren kararlar (halkın temsilcilerinin bulunduğu) Meclis tarafından alınacaktı.

- Vicdan ve Fikir Hürriyeti, temel haklardandı.

- Sınıf ayrıcımlığı olmayacaktı.

... 

Peki, Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde uygulamalar böyle mi olmaktadır ?

Bu konuda, Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile ‘Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı (partisini) kuran, Fethi (Okyar) Bey ne demektedir ?

Cumhuriyet idaresinin devamlı olabilmesi için, millet işlerinde tartışma özgürlüğünün gerektiğinisöylemektedir.

Burada çok açık ve belgeli olarak anlatılan konular, neden bugüne kadar kamuoyu önünde eksiklerimizin bilinmesi-giderilmesi adına tartışılmamış; tartışmaya teşebbüs edenler de taşlanarak akademik çevrelerden dışlanmıştır ?

Yoksa, Mustafa Kemal Paşa’nın :

Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ister.” ifadesinde, bizim kavrayamadığımız başka bir mesaj mı vardır ?

...

Cumhuriyetini örnek aldığımız ve çok önemsediğimiz Fransız Devrimi'nin fikir babalarından Voltaire’in : “Vicdan ve Fikir Hürriyeti Cumhuriyetin ruhudur" uyarısı neden dikkate alınmamaktadır ?

...

Kimi ilim insanlarımız, ilköğretimde ezberletilenleri bir “canyeleği” gibi kullanarak, sistemin havuzunda huzur içerisinde yüzmektedir ! Bu anlayışa sahip akademisyenlerin ve meselelerinin özünü sorgulamayan bir ülkenin; ne yeni bir bilgi ne de mevcut bilgiden bir bilgi üretme şansı vardır. Bu nedenle yaklaşık 100 yıldır ihtiyacımız olan sivil-askeri yüksek teknolojiyi üretemediğimiz gibi, halkımızın zor şartlarda ürettiği zenginlikleri de bu teknolojileri satın almak için dışarıya gönderiyoruz.

Bu tablo biraz değişse de, maalesef olanca hızı ile bugün de devam etmektedir.

...

Bu konuda, üzerinde düşünülmesi için bir örnek :

“...Atatürk’ü Eleştiren Profesör Üniversiteden Uzaklaştırıldı

...Atatürk’e yönelik sözleri tepki çeken Prof. Atilla Yayla, öğretim görevlisi olduğu Gazi Üniversitesi’nde ders veremeyecek.

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Kadri Yamaç... Öğretim Üyesi Prof. Atilla Yayla’nın Atatürk ile ilgili yapmış olduğu konuşmalarının, üniversitenin tümünde infial yarattığını belirtti.

Rektör Yamaç şunları söyledi: 'GÜ’nün bir öğretim üyesinin Atatürk ile ilgili yapmış olduğu çirkin konuşma, üniversitemizin tümünde infial yaratmıştır. GÜ, Atatürk tarafından kurulan çağdaş bir üniversitedir. GÜ’nün tümü, cumhuriyetin temel niteliklerine derinden bağlı olup, şu andaki yönetim de bu yönde eğitim öğretim yapmaktadır... Cumhuriyetin kurucusu büyük Atatürk’e ‘bu adam’ diye hitap edecek derecede ‘terbiye azlığı’ gösteren bu kişi, hepimizde infial yarattı.'

Prof. Yamaç, Atilla Yayla hakkında inceleme başlattıklarını belirterek, 'Bu öğretim üyesi bizden önceki yönetim sırasında profesör olmuştur' dedi. Anayasa’nın ve yasaların, 'Atatürk ilkelerine bağlı öğrenci yetiştirilmesini' öngördüğünü vurgulayan Prof. Yamaç, Yayla’nın bu gerekçelere dayanarak bugünden itibaren fakültede ders verme görevinden uzaklaştırıldığını bildirdi."

Ne demişti?

 Prof. Dr. Yayla, AKP İzmir Gençlik Kolları’nın düzenlediği 'Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri' adlı konferansta tepki toplayan iki değerlendirme yapmıştı :

 'KEMALİZM GERİLEMEDİR' : 'Türkiye Cumhuriyetini tek bir dönem olarak tahlil etmek doğru olmaz. Çünkü en azından ana hatlarıyla iki dönem var. Birincisi 1925-1945 arası. 1945-1950 arası bir geçiş sürecidir. ikincisi, 1950 ve sonrasıdır. Bu iki dönemi medeni değerlere yakınlık bakımından incelediğimiz zaman, birinci dönemin biraz problemli olduğunu görürüz. İddia edildiği gibi Kemalizm bu yönüyle ilerlemeye değil, gerilemeye tekabül eder.'

'BU ADAM’IN HEYKELİ' : 'Galeyana geldiğimiz için ve ifade özgürlüğü yeterince geniş olmadığı için tartışamıyoruz. Ama alışmak zorundayız, özellikle AB sürecinde bunları tartışacağız. Hatta yeni şeyler de tartışacağız, mesela AB sürecinde bize ’Neden Türkiye’nin her yerinde bu adamın resimleri heykelleri var ?’ diye sorulacaktır. Bunu tartışmak zorundayız.” (3)

...

Prof. Atilla Yayla’nın görev yaptığı üniversitenin rektörünün ifadeleri ve uygulamalarını özetlersek :

“Konuşması üniversitede infial (tepki - kızgınlık) yarattı"

"Prof. Yayla bu konuşması nedeniyle üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı"

"Anayasa’nın ve yasaların, 'Atatürk ilkelerine bağlı öğrenci yetiştirilmesini” öngördüğünü'...”

...

Oysa Cumhuriyetin Kurucuları ve Fikir Babaları, Özgürlük konusunda ne demektedirler ?

Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ister.” (M.Kemal Paşa)

"Vicdan ve fikir hürriyeti, Cumhuriyetin olmazsa olmazıdır." (Voltaire)

...

1930 yılında Mustafa Kemal Paşa'nın emri ile bir Muhalefet Partisi kurması için görevlendirilen, (CHP)li, eski başbakan, TBMM başkanı, milletvekili Fethi (Okyar) Bey'in şikayeti neydi ?

"Cumhuriyet idaresinin devamlı olabilmesi için, millet işlerinde tartışma özgürlüğünün gerektiği..."

Bu açıklamalara göre Prof. Atilla Yayla’nın konuşması, ifade özgürlüğüne girmekte midir, girmemekte midir ?

* * *

Cumhuriyet, bir idare biçimi olarak halka refah sağlayabilir mi?

Veya Cumhuriyetler, iddia edildiğinin aksine (Fransız İhtilâli örneğinde olduğu gibi) yeni ayrıcalıklı (sermayedar) sınıflar oluşturarak, küresel boyutta büyük soygunların önünü açarak ve devasa servetler oluşmasına imkân vererek, gelirin kısıtlı sayıda mutlu bir azınlığa mı aktarır ?

 

Devam edecek...

Batı Avrupa'nın (Batı'nın) refahı; Cumhuriyetten ya da Demokrasiden değil, hırsızlıktan.

www.canmehmet.com

 

KAYNAKLAR :

(1) TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ 1, DEVRİMLER VE TEPKİLERİ (1924-1930). Mahmut Goloğlu. Sy.304-305 (Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2009).

(2) CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRKİYE ANSİKLOPEDİSİ, CİLT 8. Tevfik Çavdar. s.2052-53. (İletişim Yayınları, 1983)

(3) Yazının tamamı için bakınız: Şule TÜRKER |  21 Kasım 2006 Salı - 20:44. http://www.gazetevatan.com/ataturk-u-elestiren-profesor-universiteden-uzaklastirildi-94156-gundem/

Matilla bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İşte nihayet meselenin özüne girmeye başladığınızı görüyor ve sizin bu yazınızı gönül rahatlığı içinde öneriyorum. Evet Atatürk'ün "fikri hür, vicdanı hür" nesiler istediğine yönelik kulağa hoş gelen sözleri olduğunu biliyoruz. Benzer önerilerin Kur'an da da dile getirildiğini de biliyoruz. Ama uygulamaya bakıldığında da şimdiye kadar o muallimlerin cumhuriyeti kutsallaştıran, ezberci ve hiçbir şeyi sorgulayamayan ezberci nesiller yetiştirmiş oldukları da ayrı bir gerçeklik. Üstelik cumhuriyetin kuruluş yıllarını bırakalım günümüzde bile "sormak, sorgulamak, eleştirmek" gibi özeliklerin "ayıp, suç ve günah" olarak karalandığı da ayrı bir sorundur. Bu nedenle de biz sorunları hep batıda değil kendi örf, adet, geleneklerimizde ve genel olarak halen ezberlemeye devam ettiğimiz kültürümüzde aramak zorundayız. Çünkü günümüzde bile "soran, sorgulayan, eleştiren, aydınlatan" fikir ve düşünceler bastırılmakta, engellenmektedir. Bu yazınız nedeniyle sizi kutluyorum, selamlarımla

Matilla 
 06.12.2019 0:52
Cevap :
Değerli Matilla, Öncelikle nezaketine teşekkür ediyorum. Eleştiri: hem gelişmenin vazgeçilmez şartı, hem taraflarının (bakış açılarındaki) kör noktaları aydınlatmasında fenerdir. Batının: aydınlanma-sanayileşme ve refaha kavuşması hakkında anlatılanlar nerede ise tamamı yalan üzerine kuruludur. Medya kontrollerin olduğu için bu yalanlar bugünde devam etmektedir. Gelecek bölümlerde anlatılacaklar arasında, 1)Batı Avrupa'nın; Latin Amerika-Hindistan-Çin-Afrika'nın sömürülmesi ile zenginleştiği, zenginleştikçe silahlandığı ve baskın hale geldiğidir. 2)Cumhuriyet-Parlamenter Demokrasiler: Sermaye yoğunluklu rejimlerdir. (Bu örneklenmiştir) İngiliz-Fransızların övündükleri yönetim sistemlerinin tarihi aşamaları incelendiğinde: sermayenin ağır ağır, (1284'den itibaren) kral ve kiliseyi dışlayarak (1789'da) iktidara oturduğudur. Amerika'daki bir market/bakkal bugün: 84 milyonluk ülkenin (Türkiye'nin) 500 şirketinin iki katı gelire sahiptir. Kral öldü, yaşasın yeni kral. Sağlıcakla kalınız.  06.12.2019 19:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1093
Toplam yorum
: 2699
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1728
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster