Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
519
 

Cumhuriyet etkinliklerinin iptali üzerine

Bu sene Van depremi gerekçe gösterilerek iptal edilen Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri, görüyorum ki, yazılı ve sanal medyada 29 Ekim 2011 gününün bir numaralı konusu haline gelmiş. Genelde olayı gündeme getiren herkes iptalden rahatsızlığını belirtirken bunun arkasında bir kasıt olmasından da kuşku duymaktadır. Aslında pek de cumhuriyetle ilgisi bulunmayan cumhuriyetimiz için adeta yas ilan edilmiş gibidir.

Bence etkinliklerin iptalinden rahatsızlığını dile getirerek cumhuriyete sahip çıkanlar eminim ki, bugünkü cumhuriyete sahip çıkmamaktadır. Onların sahiplendiği cumhuriyet, Atatürk Cumhuriyetidir.

Fakat ne yazık ki, Atatürk’ten sonra kör topal seksenli yıllara dek getirilebilen Atatürk Cumhuriyeti 12 Eylül 1980 tarihinde, öz olarak hakkın rahmetine kavuşmuş olup, bir sözcük olarak, göstermelik bir kavram olarak, cumhuriyet karşıtı kavramların gizlenebilmesi için bir perde olarak sürdürülebilmişti. Fakat 88. yılında bugün buna da bir fren konulmuştur.

Bana göre gerçekten Atatürk cumhuriyetini benimseyen ve sahiplenen insanlar bu duruma üzülmek yerine sevinmelidir. Çünkü bu vesile ile cumhuriyet bayramları ilk kez sorgulanmakta, niçin yapılıp neye yaradığı keşfedilmektedir. Bunu bir eğlence gibi değerlendiren AKP ise, tarihi bir hata yapmıştır. Kendisinin cumhuriyete bağlılığı konusunda kuşku duyanları haklı konuma getirmiştir.

Oysa cumhuriyet aslında Van depreminin acılarını hafifletecek ve yaralarını saracak, yegane ilaçtı. Çünkü Atatürk cumhuriyeti Van depreminden çok daha şiddetli bir depremden çıkan bir milletin yaralarının sarılıp, yaşama yeniden kaldığı yerden de değil, çok daha ileri bir noktadan devam etmesidir. Bu durum, şu andaki Van depreminde, tüm milletin tek bir yürek olması benzeri, Anadolu’nun Müslüman halklarının, Atatürk önderliğinde yarattığı bir mucizedir. Bayram etkinlikleri, acıların paylaşılarak sevince dönüşeceği, tüm milleti bir bütün olarak arkasında gören depremzedelerin, yaşama sarılma sürecini hızlandırarak, yaşama sevincini yeniden yakalayıp, geleceğe umutla bakabileceği bir ortam yaratırdı diye düşünüyorum.

Olayın bir başka boyutu ise, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı aslında tek ulusal bayramdır. Bunu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıyla, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramıyla 30 Ağustos Zafer Bayramıyla da karıştırmamak gerekir. Bunlar anma günü gibi de algılanabilir. Ama 29 Ekim Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş günüdür. ABD’nin 4 Temmuzu, Azerbaycan’ın 28 Mayısı gibidir.

Bir başka deyişle 19 Mayıs, 23 Nisan ve 30 Ağustos birer araç olup, amaç 29 Ekime ulaşmaktır. Bu yönleriyle de bir devletin kuruluş günü ülkedeki her tür gelişmenin üstünde bir önem ve değere sahiptir.

Bu genel saptamalardan sonra, isterseniz şimdi de, 88 yıldır yapılan etkinliklerin gerçekten bu günün anlam ve önemine uygun olarak yapılıp yapılmadığına bakarsak, benim kafamda pek de olumlu bir etki bırakmadığını düşünüyorum.

Atatürk döneminde kutlamalar: olayın tüm boyutları dikkate alınarak, vatanın birlik ve bütünlüğü, devletin kökleşmesi, cumhuriyetin çağdaş demokratik cumhuriyetler seviyesine yükseltilmesi, milletin kendine güvenmesi ve yönetime katılımının sağlanması için bir araç olarak kullanıldığını okuyorum.

Fakat ilkokul birinci sınıftan itibaren kendi yaşadığım 60 kadar cumhuriyet bayramına geri dönüp baktığımda, hamaset, sıradan bir tek tiplik, göstermelik ve samimiyetsizlik kavramları kalmış aklımda. Nasıl oluyor derseniz; her sene cumhuriyet bayramında günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılır ve bakın inceleyin hemen hepsi de aynıdır. Osmanlının son dönemlerinden başlayarak, 29 Ekim 1923’e dek süren bir tarihi süreç içinde, Atatürk’ün dehasıyla, cumhuriyetin hangi güçlükler içinde kurulduğu anlatılır. O günlere düzülen övgüler, o günlerle övünmeler ve hamasi şiirlerle insanlar bir coşku seline kapılıp giderler.

Affedersiniz ama bu sıradanlaşmış ve her yıl tıpkısının aynısı kutlamalar, mutsuz insanın alkolün etkisiyle kafayı bulması gibi bir şeydir. Geçici bir süreliğine insanlar geçmişin yoksul, zorlu fakat güzel ve onurlu günlerinde dolaştırılarak, yaşadığı günün sorunlarından uzaklaştırılır. Bu tür kutlamalar yönetenlerin de işine gelir. Çünkü bu kutlamaların coşkusuyla toplumsal tepkiler de yatıştırılmış olur.

Oysa 29 Ekimler, cumhuriyet değerlendirmelerinin yapıldığı günler olmalıdır. Atatürk Cumhuriyetini, Atatürk’ün hedeflediği noktaya ne kadar taşıyabildik, zorluklarımız nelerdi ve bunları nasıl aşabiliriz, bundan sonraki hedeflerimiz neler olmalıdır sorularına yanıt aranan günler olmalıdır. Konuşmacılar, yazarlar bilim adamları bu sorulara yanıtlar aramalı ve ortaya koymalıydı.

Fakat böylesi bir değerlendirme bu güne dek hiç yapılamamıştır. Çünkü yapılması da olanaksızdır. Neden derseniz; diyelim ki, Atatürk cumhuriyetini hedeflenen noktaya taşıyabildik mi, sorusunu değerlendirebilmek için, cumhuriyet konusunda az çok bir yol almamız gerekirdi. Ama geldiğimiz noktada, cumhuriyet kavram ve anlamı olarak, 1938’in çok gerisindeyiz. Hatta 12 Eylül 1982 Cunta Anayasası ile Atatürk Cumhuriyete son vermişiz. Kavram olarak cumhuriyetin C’si kalmamış, içinde laiklik dışında çağdaş bir kavram kalmamış, içinde demokrasi ve insan haklarının bulunmadığı, ordu baskısı ve genel başkan sultası altında, bir sözcük olarak, sözde bir cumhuriyette elbette ki değerlendirecek bir şey bulmak da mümkün olmayacaktır.

Maalesef millet de bu duruma alıştırılmış olduğundan, kavram olarak cumhuriyeti unutup, cumhuriyet sözcüğünün peşine takılıp gitmektedir. Oysa içi boş bir cumhuriyet sözcüğü krallık veya padişahlıktan daha kötü de olabilir. Diktatörlükleri kamufle eden kılıflar olarak kullanılabilir. Bu gün pek çok cumhuriyette olduğu gibi, halk yönetimi gibi gösterilerek halk yönetimden tamamen uzaklaştırılabilir.

Bir cumhuriyetin kalitesi, devletin karşısında kullaşmış vatandaşlar yerine hak ve özgürlükleri olan vatandaşlarla ölçülebilir ki, bizim 82 Anayasamız insanlara bir maddede bir satır olarak verdiği bir hakkı geri almak için üç-beş madde ihdas edip, hakkın önüne sayfalarca yasaklar koymuştur. Hakimiyetin bırakın kayıtsız şartsız millete ait olmasını, kayıt ve şart altında bile hakimiyet millete ait değildir.

Bir devlet biçimi olarak cumhuriyet kavramı, halk yönetimi, halkın yönetime dahil edilmesi veya halkın yöneticiyi değiştirebilmesi anlamlarına gelmektedir. Yani cumhuriyet kavramında, mutlak yetkilere sahip bir monark veya bunların halkın egemenliği üzerinde bir saltanat oluşturması düşünülemez.

Fakat maalesef dünyadaki cumhuriyetlerin çoğunluğunda, mutlak yetkilere sahip monarklar millet iradesi üzerinde saltanat oluşturmuşlardır. Jirkov’un veya Çavuşesku’nun halk cumhuriyetleri, Saddamın Irak Cumhuriyeti, Esad’ın veya Aliyevin babadan oğla saltanat haline gelmiş cumhuriyetleri, Sapar Murat Niyazov’un Ölünceye dek cumhurbaşkanı seçildiği cumhuriyetlerde cumhuriyet bir sözcükten ibaret kalmaktadır. Özellikle Müslüman cumhuriyetlerde ise, makama oturan hiç seçimle kalkıp gitmemiştir. Bir oturunca pir oturmuş ve bir daha yerinden kaldırılamamıştır.

Örneğin dağılan Sovyetler birliğinde geçen 22 sene içinde, Türk cumhuriyetleri dışında kalan cumhuriyetlerin hepsinde de iktidar defalarca el değiştirdiği halde Türklerde hiç değişmemiştir. Nasıl bir seçim sistemi ise, yönetenler hep aynen yeniden seçilmektedir. Yani aslında seçimler tamamen göstermeliktir. Normal yollardan seçimle değişen yoktur.

Oysa Rusya’da, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Moldova, Ukrayna ve Baltık Cumhuriyetlerinde iktidarlar defalarca seçim yoluyla değişebilmiştir. Türk Cumhuriyetlerinde ise, Türkmenistan ve Azerbaycan’da ölümle, Kırgızistan’da ise ihtilal ile iktidar değişebilmiştir.

Devletler halkları kandırmış. Yöneticiler halkı kandırmış. Devleti kutsallaştırmış. Dolaysıyla yöneten de kutsallaşmıştır. Cumhuriyet aldatmaca olup, diktatörlüğü saklamış. Cumhuriyet gizli diktatörlük haline gelmiştir. İnsanlar devlete taparken devlet halkı kullaştırıp eline bakıtmıştır.

Saltanat korkusuna dayalı cumhuriyetlerinde de, aslında tam saltanat hakimiyeti vardır. Maalesef, bizde de 2000’lere dek ordu saltanatı vardı. Şimdi genel başkan saltanatı var. Türkiye’de bugün uygulanan anayasa, Saltanat döneminin 1909, 1921, Cumhuriyet döneminin 1924 ve 1961 anayasalarının çok gerisindedir. Ve cumhuriyet insan ve halk içerikli değil, devlet ve yönetenden yana göstermelik bir cumhuriyettir.

Hatırlayabildiğim kadarıyla Müslüman ülkelerde seçimle iktidarın değiştiği dört ülke vardır. Türkiye, İran, Pakistan ve Malezya. Malezya’da iktidarlar nasıl değişmektedir doğrusu fazla bir fikrim yok. Fakat her türlü şark kurnazlığı, her türden dalaverenin ve her tür dini bağnazlığın kullanıldığını biliyorum.

Pakistan’da iktidarlar seçimle değişiyor. Fakat halkın değiştirdiklerini ordu beğenmediğinden yönetime hep ordu el koyuyor ve halkın seçtiklerinin üstünde bir üst kurum gibi yönetmek için seçilenleri, ordu yönetiyor. 2000 öncesindeki TC gibi bir darbeler cumhuriyeti olmaktan öte geçememektedir.

İran İslam cumhuriyetinde iktidar seçimle değişiyor. Fakat yönetimin dinsel kanadını halk seçmiyor ve bunlar yönetimde, halkın seçtiklerinden önde geliyor. Bu yönüyle Türkiye Cumhuriyeti İran’dan daha ileri gibi görünse de, bizde de genel başkan sultası dikkate alınırsa, parlamentonun halk tarafından belirlendiğini söylemek olanaksızdır. Çünkü milletin vekillerini millet değil, genel başkanlar seçmekte ve halka onların seçimini onaylamak düşmektedir.

Dünyadaki Müslüman ülkelerin Türkler hariç tamamının şeriatla yönetilmesi ve çoğunluğunun krallık sultanlık vs olması en belirgin özellikleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Türk devletlerinin en büyük özelliği ise, öteki Müslüman ülkelerden farklı olarak, hepsinin de laik cumhuriyetler olmasıdır. Fakat Türkiye dışındaki hiçbir Türk cumhuriyetinde iktidar seçimle el değiştirememektedir. Ayrıca laik ve cumhuriyet olmaları bile çok büyük bir fark oluşturmamaktadır. Hatta eğer sözcüklere takılıp kalmadan, cumhuriyetlerin halkına ne verip neyi esirgediği dikkate alınarak bir değerlendirme yapmak gerekirse, aralarında pek fazla bir fark olmadığını görüyorum.

Bu yaz gezdiğim 4 farklı cumhuriyet, Saakşvilinin Laik demokratik Gürcistan’ı, İlham Aliyev’in Laik Demokratik Azerbaycan’ı, İran İslam Cumhuriyeti ve Türkiye cumhuriyetinde devlet insan ilişkilerini inceledim. Fakat maalesef bu dört cumhuriyet arasında önemli bir fark göremedim. Türkiye’nin laik olması bir üstünlük gibi görünse de, can güvenliği ve adaleti sağlama açısından İran’ın gerisinde kalmış. İran, demokrasi açısından Türkiye ve Gürcistan’ın gerisinde. Üstelik bizde ve Gürcistan’da da demokrasi çok kıt bulunmasına rağmen geride, fakat insanlar birbirine güvenini ve yaşama sevincini kaybetmemiş.

Gerçek anlamda ve insanların gönüllü olarak katıldığı, gerçek şeriatı ise Laik Azerbaycan’da görünce çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Maalesef Azerbaycan bu açıdan İran’dan çok daha ileri seviyede bulunuyor. Ayrıca Azerbaycan yönetimi Sovyetlerin Stalin Dönemini aratmayacak derecede bir baskı ve korku görüntüsü sergiliyor.

Yani olaya cumhuriyet kavramı açısından veya cumhuriyetin kalitesi açısından değil de, cumhuriyet sözcüğü açısından bakacak olursak, bunların hepsi de cumhuriyettir. Fakat sözde cumhuriyet hepsinde de, cumhuriyetle ilgisi olmayan farklı dayatmalar içermektedir.

Umarım bu sene hükümetin bu iptal kararı, sıradan kanıksanmış kutlamalarımız neden engellendi sorusundan ziyade, cumhuriyetimiz ne kadar cumhuriyet, Atatürk’ten sonra neden üstüne bir şeyler koyamadık ve hatta Atatürk döneminin de gerisine taşıdık; sorularına yanıtlar aramamızı sağlar ve bizi daha bilinçli bir cumhuriyet savunusunda birleştirir.

Bu duygu ve düşüncelerle herkesin Cumhuriyet Bayramını kutluyorum

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Doğru tespitlerinize katılmamak mümkün değil. Bugüne kadar Cumhuriyet hep bir "resmî bayram" olarak bürokratlar ve asker tarafından kutlandı. Geçit törenleri askeri varlığımızı sergieyen bir gösterişten ibaretti. Halk Cumhuriyetin nimetlerinden yeterince istifade edemediği gibi, cumhuriyeti içine sindirip gerçek bir bayram olarak da kutlamıyordu. Bu Cumhuriyet bayramındaki törenlerin iptali ise tamamen teröre karşı bir tedbirdi diye düşünüyorum. 24 askerimizin ölümü, ardından van depreminin yarattığı asıl "sosyal deprem" derken onun arkasından bir cumhuriyet bayramı töreninde yaşanacak kanlı bir olayı kaldıracak halimiz yoktu. Çok yerinde bir kararla resmi törenler iptal edildi. Ancak halkın kutlamasına bir engel yoktu. Ne yazık ki halk samimi bir inançla her zamankinden daha görkemli bir kutlama yapma duygusunu yakalayamamıştı. CHP ve benzeri bazı kurum ve kuruluşlarsa bunu istismar etmeye kalktılar. Halbuki sadece öncülük etselerdi her şey çok daha başka olurdu. Selam ve saygılarımla

Ahmet YILMAZ 
 01.11.2011 21:40
 

Doğru tespitlerinize katılmamak mümkün değil. Bugüne kadar Cumhuriyet hep bir "resmî bayram" olarak bürokratlar ve asker tarafından kutlandı. Geçit törenleri askeri varlığımızı sergieyen bir gösterişten ibaretti. Halk Cumhuriyetin nimetlerinden yeterince istifade edemediği gibi, cumhuriyeti içine sindirip gerçek bir bayram olarak da kutlamıyordu. Bu Cumhuriyet bayramındaki törenlerin iptali ise tamamen teröre karşı bir tedbirdi diye düşünüyorum. 24 askerimizin ölümü, ardından van depreminin yarattığı asıl "sosyal deprem" derken onun arkasından bir cumhuriyet bayramı töreninde yaşanacak kanlı bir olayı kaldıracak halimiz yoktu. Çok yerinde bir kararla resmi törenler iptal edildi. Ancak halkın kutlamasına bir engel yoktu. Ne yazık ki halk samimi bir inançla her zamankinden daha görkemli bir kutlama yapma duygusunu yakalayamamıştı. CHP ve benzeri bazı kurum ve kuruluşlarsa bunu istismar etmeye kalktılar. Halbuki sadece öncülük etselerdi her şey çok daha başka olurdu. Selam ve saygılarımla

Ahmet YILMAZ 
 01.11.2011 21:40
 

Sorgulanması gereken gerçekler üzerine oldukça yerinde değinmeler. Emeğinize sağlık. Bayramımız kutlu olsun.

Ayrıntıda gezinmek 
 29.10.2011 23:03
 

Cumhuriyet yönetim şeklini kaldırma denemesi yapıyorlar aslında.

Fatma Güneş ERGEN 
 29.10.2011 14:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 653
Kayıt tarihi
: 21.11.08
 
 

Nazmi Öner 1946 yılında Burdur’un Bucak İlçesine bağlı Seydiköy’de doğdu. Seydiköy İlkokulu v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster