Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '08

 
Kategori
Bayramlar
Okunma Sayısı
630
 

Cumhuriyet kutlu olsun

Cumhuriyet kutlu olsun
 

Yıl 1922… Ülkenin yıkılmadık, yanmadık, kana bulanmadık, küle dönmedik yeri kalmamış…
 
Yıl 1923… Ülkede 10 milyon kadar savaş artığı insan yaşamakta; hastalıklı ve yoksul; yüzde doksan beşi okumasız yazmasız. Fabrikan yok, işçin yok, patronun yok, mühendisin, doktorun, tüccarın, öğretmenin, mimarın, sanatçın yok; yolun yok, barajın yok, evinde suyun yok; üniversiten yok, bankan yok; dış ticaretin yok… Yok oğlu yok! Gel de şaşma!; Cumhuriyet ve demokrasinin bu ortamda yerleşip köklenme arzusundaki inancın gücüne... Şaşmasına şaşıyorum ama bir yandan da yere göğe sığmayan muazzam bir kıvanca bürünüyor ruhum. CUMHURİYET BAYRAMI HEPİMİZE KUTLU OLSUN!
 
1923 yılında tüm ülkede bin kadar tıp doktoru var idi. Bugünse (2008) sadece Ankara Numune Hastanesinde binden fazla doktor çalışıyor.
 
1950 yılında kişi başına elektrik üretimi sadece 38 kilowat.
 
1965 yılındaki ihracatımız 500 milyon dolar.
 
“Cumhuriyet’in kuruluşu 101 pare top atışıyla duyuruldu ve milletçe kutlandı” dediğimiz günlerde bile bazı gazeteler bu muhteşem olayı küçümser yorumlarla yayınlamıştır. Bugün de Cumhuriyet karşıtı fikirler demokrasinin düşünce özgürlüğü hoşgörüsüyle karşımıza çıkarılmaktadır. Ancak artık çok geçtir; Cumhuriyet, takmış koluna özgürlükçü demokrasiyi geleceği de mutlandırmaya ilerlemektedir.
 
“Cumhuriyet alkış ile, dua ile, şenlik ve bayram yapmakla yaşamaz. Millet meclisinde bir büyü yapıldı, bundan böyle her iş kendiliğinden düzelecek, her derdin çaresi gelecek değildir. Eğer dün ilan edilen Cumhuriyet'in ileri gelenleri ve Cumhuriyetçiler bunu yapabileceklerse, biz de kendilerine cumhuriyetiniz kutlu olsun deriz...” (Böyle umutsuzlar, Cumhuriyet'in fos çıkacağını sananlar da vardı işte. Aslında kinayenin özünde gerçekçi bir uyarı da yatmaktaydı tabi; gene de Cumhuriyetin ilan gününde edilen böyle bir söze uyarıdan çok küçümseme iması yükler benim bilincim.)
 
O günlerin gençleri ve aydınları bu sözlere kulak asıp Cumhuriyeti kollama ve geliştirme çabalarında asla yılgınlığa düşmediler....
 
Sevgili Atatürk’ün önderliğinde kurduğumuz bu Cumhuriyet muhteşem bir olaydır. Özellikle gençler, şimdiki modernite telaşına kapılıp da tarihimizin bu en muhteşem olayını bilinçli bir onur ve gururla yaşama mutluluğundan kendinizi mahrum etmeyin.
 
Kısa zamanda az iş başarmadık; bundan sonrasının sorumluluğu herkesten çok siz gençlere aittir; bu yüzden Cumhuriyet Bayramı en çok da gençlerin bir özgüven bayramı yapılmalıdır. Genç dediysek, herkes geleceğin hayaline sarıldığı kadar anca gençtir...
 
Gençlerden tez cevap geldi bana: “Biz Gençler, tabi ki tarihimizin bu en muhteşem olayını bilinçli bir onur ve gururla kutlama kıvancındayız. Siz büyüklerimiz, kısa zamanda çok iş başardınız; şimdi ve bundan sonra sorumluluğun çoğunun biz gençlere ait olacağının bilincindeyiz. Hatta siz büyüklerin kusurlarını da hoşgörüyle düzeltmemiz gerekeceğini biliriz. Bunun için yeterli hayal gücü, sabır ve cesareti damarlarımızda akan tarihsel bilinçten almaktayız. Genç ve mutlu sürdürülebilir bir yaşam Cumhuriyet'i özgürlükçü demokrasi bilinciyle omuzlayıp taşımakla anca olasıdır. "Ah bir genç olsam!" diyen sevgili büyükler, siz biraz dinlenin. Demokratik Cumhuriyet emin ellerdedir…"
 
***
 
“Gençler !
 
Cesaretimizi artıran ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfanla, insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil ! .. Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yüceltip yaşatacak olan sizsiniz...
 
…………. Bu konuşmamla (NUTUK ile), var olma tarihi sona ermiş sanılan büyük bir milletin bağımsızlığını nasıl kazandığını; ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı, millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
 
Bugün ulaşmış olduğumuz sonuç, yüzyıllardan beri çekilen millî felâketlerden alınabilen derslerin ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu bedelin sonucunu Türk Gençliği’ne emanet ediyorum..."
 
“Türk Milleti’nin karakter ve törelerine en uygun olan yönetim, CUMHURİYET yönetimidir.”
 
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
 
****
 
CUMHURİYET'İN İLANI
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922'de aldığı tarihi kararında saltanata son vermiştir; ancak, Cumhuriyet resmen ilan edilmemiştir. Bu tarihi kararın da açık bir öncüsü olan 1921 Anayasası ile yeni siyasal rejime ilk adım zaten atılmıştı...
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Nisan 1923'te seçimlerin yenilenmesine karar vermiş ve yeni kurulan Meclis, Lozan'da elde edilen antlaşmayı onaylamıştır. Lozan Barış Antlaşması'nın kabulü ve 6 Ekim 1923'te Türk Ordusunun İstanbul'a girmesi ile Türk vatanının bütünlüğü gerçekleşmiş ve böylece bir devir kapanmış ve yeni bir devir açılmıştır. Siyasal rejimin 23 Nisan 1920'den itibaren kaydettiği gelişmelere uygun devlet şeklini bulmak da bir zorunluluk haline gelmiştir.
 
25 Ekim 1923 günü gelişen bir kabine bunalımı Büyük Millet Meclisi'nde çalışma güçlüğünü ortaya çıkardı. 28 Ekim 1923 günü akşamına kadar kabinenin kurulamaması üzerine, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Çankaya köşkünde verdiği yemek sırasında arkadaşlarına; "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" diyerek görüşünü açıklamıştır. 29 Ekim günü Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması konusu tartışıldı. Sorun gene çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan düşüncelerini açıklaması istendi. Mustafa Kemal Paşa, bunalımdan çıkış yolunu Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyet'in ilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu.
 
Grupta yapılan uzun görüşmeler sonunda, Cumhuriyet'in ilanı kabul edildi. Parti Grubu'ndan sonra Meclis de toplanarak, hazırlanan kanun tasarısını aynen kabul etti. "Yaşasın Cumhuriyet" sesleri arasında gece saat 20.30'da Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanı 1921 tarihli Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No.'lu Kanunun kabulü ile olmuştur. Bu önemli değişiklikler, 29 Ekim günü yapılmış ve aynı gün TBMM Cumhurbaşkanlığı seçimini yaparak, Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı oybirliğiyle yeni Türk Devletinin ilk Cumhurbaşkanı seçmiştir.
 
***
 
YAŞASIN CUMHURİYET!!
 
Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu'da. Televizyonda gösterdiler geçen gün. Gelenek edinmiş köy halkı; "Ben kendimi bildim bileli bu böyledir" diyor muhtar. 29 Ekim'de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını... Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi...
 
Kirvesi tutmuş kolundan,
 
Yatırdılar bir kamp yatağına,
 
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
 
Elinde bıçağıyla,
 
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
 
"Yaşasın Cumhuriyet!" diye
 
Bunun üzerine de ekran karardı..
 
Korkarım bu, sade Gölköylülerin değil, umumumuzun,
 
Sade küçüklerimizin değil, büyüklerimizin de
 
Düştüğü bir tarihsel yanılgı,
 
Çünkü sünnet değil, farzdır Cumhuriyet...
 
Can YÜCEL"
 
***
 
Şiirdeki, “korkarım… diye başlayıp, …. sünnet değil, farzdır Cumhuriyet...” diye vurgulanan mana özü, sıkı bir uyarı içeriyor olsa da Gölköylüler ve tüm ülke milletine yönelik tutulunca bana haksız bir kinaye göründü. Oysa, Cumhuriyet Bayramı’nda sünnet olan çocuğun, tam da sünnet sırasında “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırmasında hiçbir sakınca yoktur.
 
Ben bunu, Cumhuriyet övüncüyle çocuğa kazandırılmak istenen bir özgüven ve cesaret olarak değerlendiriyorum. Ancak buradaki 'sünneti' sünnetten sayılan bir ibadet biçimi sayarak, “Hayır, sünnet değil, farzdır!” dendiğinde biraz zorlama bir yakıştırma oluyor… Çünkü ben, dinsel gelenekten gelen sünnet töreninin yöre halkı tarafından Cumhuriyet kutlamasını küçümsemek için aynı güne alındığı kanısında değilim. Aksine, Cumhuriyet’e verdikleri yüksek değerin bir ifadesi olarak görüyorum. Erkek çocuğun sünnet gibi unutamayacağı bir anısında “Yaşasın Cumhuriyet!” diye bağırmasını sağlayarak, sözel ve görsel simgelerle bilincine sezgisel bir tanı kodlaması yerleştirilmektedir.
 
Ayrıca bu insanlar “Cumhuriyet'i” sünnetten sanaydılar, aralarından bazıları Cumhuriyet'in kızlar için neden sünnet olmadığını merak etmezler miydi??!!! Ya da, "Cumhuriyet acaba kızlar için de farzdan mıdır?" diye sormazlar mı? Onlar, Cumhuriyet ile sünnet arasındaki farkı elbette biliyorlar. Sadece, sünnet ettirdikleri çocuklarını Cumhuriyet'e bağlamak istemişlerdir. Bu da güzel ve takdir edilmesi gereken şiirsel bir davranıştır.
 
Ben burada şiire felsefi bir küpe takmak adına düzülen dizelerde Gölköylülere haksızlık edildiğini düşündüğüm için itiraz ettim. Yoksa Gölköy insanlarının Cumhuriyet'e inançlı bir değer katan bu güzel geleneğine bağlamadan okuyunca, şairin “Sünnet değil, farzdır Cumhuriyet!” deyişine gönlümün ve aklımın bütün canlarıyla katılırım. Hatta, “Cumhuriyet yetmez, demokratik Cumhuriyet farzdır!" derim...
 
(Muharrem Soyek)
Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cumhuriyetimizin 85'inci yıl dönümü tüm ulusumuza kutlu olsun.

zirve özden özpınar 
 31.10.2008 0:01
 

Paylaşım için teşekkürler. O günlerdeki hız sürseydi, şimdi çok daha güçlü olacaktık. Bunu bildikleri için sık sık aramıza nifak tohumları ekiyorlar. Ama bir şey unutulmasın, geri gidiş yok, ileri hep ileri... Kalemin hep ışıldasın.

Ayten Dirier 
 30.10.2008 21:41
 

Onunla gurur duyuyorum. Onun gösterdiği yolda, binlerce yürek, binlerce neferle birlikte bize armağan ettiği bu çoğrafyada, onun ilkeleri doğrultusunda, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim. Saygılarımla

Ayrıntıda gezinmek 
 30.10.2008 17:10
Cevap :
Sözleriniz ve coşkunuz Cumhuriyet Bayramı ödülüm oldu.  30.10.2008 22:25
 

Atatürk:''Beni görmek sadece yüzümü görmek olmamalıdır;düşüncelerimin yaşatılması gerekir.'' anlamında veciz sözler söylemiştir...İz bırakanların bedenleri toprak olur;ancak fikirleriyle yaşarlar...Atatürk'ün dehasıyla Cumhuriyetin ilanıyla birlikte her beş yılda yapmış olduğu kalkınma hamlelerine dünya liderleri parmak ısırmıştı...Ankara'nın imar planını yapan ve taksitlerle dolar olarak borçlandığımız,ABD'li Jhonson, doların zayıflaması karşısında ,borçların TL olarak ödenmesini istemişti...Gazi'nin milli kaynaklarımızla yücelme düşünceleri sayesinde onurumuzla ayakta yürüyorduk.Sonra ne oldu?..Bir zamanlar ayağına bağ olmak isteyip de yaya kalan gericiler,Zombiler gibi,''yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılması'' yutturmasına benzeyen İran rejimi hevesleriyle sahneye çıktılar.Bugün,hiçbir yatırım yapmadan,var olanı da satan işsizliği körükleyen,dışa bağımlı zihniyeti görmemek de bir çeşit ZOMBİ olmaktır.Böyle devam etmez tabi...

Mesut Selek 
 29.10.2008 23:00
Cevap :
Özlenen beden değil; onurlu ve özgüveni yüksek bir MİLLET....  30.10.2008 13:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 367
Toplam yorum
: 2809
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1680
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster