Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '19

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
86
 

Cumhuriyetin Refaha Katkısı (1)

Kapitülasyonlar kalktı, Dünya Savaşı bitti, yeni bir savaşa da girmedik. Ancak, kalkınmışlık ve refah bir türlü gelmedi. Peki, neden ?

...

Harvard Üniversitesi’nde görevli ve dünyaca ünlü bir iktisat profesörü bakınız ne demektedir:

“Otuz yılımı yatırım, istihsal (üretim) ve iktisadi gelişme meselelerine verdim ama sonunda şunu anladım ki, bütün bu meseleler bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirlerle ve karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez. Bizim ekonomik dediğimiz meseleler, aslında sosyal ve kültüreldir.” (1)

Bu noktada sol dünya görüşüne sahip (Marksist) Kemal Tahir’den bir alıntıya yer vererek devam ediyoruz :

...

"...Aslında Türk burjuvalarının Atatürkçülüğe karşı olmaları için hiçbir gerçek sebep yoktur. Çünkü Atatürk, bütün davranışıyla tipik bir burjuva ıslahatçısıdır. Bizim burjuvalarımız geç kalmış olduklarından, bizzat burjuvalaşamadıklarından, sezgilerini olsun kullanamadıklarından; burjuva kanunlarını getiremedikleri gibi, gelenlere uymayı da çeşitli sebeplerle -ki bunların temelde bulunanı iktisadidir- beceremediklerinden, kendi 'huzurlarını' temin edecek toplumsal - toplayıcı fikri bulamamışlar, bu yüzden bütün toplumsal-toplayıcı fikir bulamayan toplumlarda görüldüğü gibi en hazır, fakat en işine yaramaz kalıplara, dine ve aşırı -Irkçı, Turancı- Milliyetçiliğe düşmüşlerdir.

Temelde Atatürk’le hiçbir çelişmeleri olmadığı halde Atatürk’e karşı çıkmaları, ana dünya görüşlerini savunamadıkları, savunmakta artık geç kaldıkları içindir.

Osmanlılıktan bu yana, devlet tarafından akıl almaz bir halsizlikle savunulan Türkiye burjuvaları, Avrupalı sınıfdaşları gibi karşılarında, feodalizme ve Kilise mülkiyetine dayanan zorlu düşmanlar olmadığı için, toplumsal hareketlerinin hiçbir çağında fakir köylüler ve işçilerle -geçici olarak dahi- işbirliği yapamamışlar, böylece millet çoğunluğuyla, kendileri 1960 yıllarında, dünyanın bütün diğer burjuvalarına göre millete daha yakın bulundukları halde, ilişki kuramamışlardır. Bu ana çelişme, Türk burjuvalarına, aslında kendilerini hiçbir suretle tehdit edemeyen ağalar, yobazlar ve ırkçılarla birleşmenin daha kolay olduğunu, ayrıca Atatürkçülükten bekleyecekleri hiçbir şey bulunmadığını anlatmıştır. Böylece bizde ağalık ve yobazlık, ırkçılık müesseseleri hiçbir temele dayanmadıkları ve aslında hiçbir sosyal zorunlulukları olmadığı halde, 'artifisiyelman' (*) yaşatılmıştır, yaşatılmaktadır...

Gene Osmanlılıktan arta kalmış (olan) mülkiyet hakkı anlayışının gevşekliği, burjuva kanunlarının burjuvalar tarafından da tutulmaması -yani kanun içinde memleketin tam istismarına gidilmemesi- sınıflar arasındaki sınırları kolay zorlanır ve kolay aşılır hâlde tutmuş, iktisat ve istihsal (üretim) temeline dayanan gruplaşmaları ve fayda arayışlarını zorunluluktan çıkarmış, karşılıksız büyük kazanç imkânlarının sürüp gitmesi, başka memleketlerde kişileri ve grupları karşılıklı boğuşmalarda her bakımdan ilerleten çekişmeyi önlemiş, durumun böylece sürüp gitmesinde fakirle zenginin fayda umması gibi ters, çıkışsız, batakçı bir statükoyu muhafazayı sürmüştür.

Böylece, sanayicilerin istihsal amaçları gibi banka sermayesi de istihsale döneceğine, yatırımları karaborsacılığa, arsa spekülâsyonculuğuna, çürük yapı alım satımına ve katmerli faizciliğe dökülmüştür.

Bütün bunlar, burjuvaların (sermaye sahiplerinin) burjuva gibi davranmamalarının olağan sonucudur. 

Bizdeki Avrupa’ya benzemezliği, iktisadi temeldeki mülkiyet anlayışı meydana getirmekte, Avrupa’dan aktarılan sağlı sollu fikir kalıplarıyla kopyacılıkların bunca yıldır neden sökmediğini, gene bu mülkiyet anlayışımızdaki özellik açıklamaktadır.

Gerçekten kaçmamızın sebebi de, herşeye alfabeden başlamanın, kendi derdimize, hiçbir yerden hazır derman bulamayacağımız gibi, ilâcı da keşfedecek gücümüzün bulunmadığını sezmemizin olağan sonucudur. Bunlar birbirlerini karşılıklı arttıran, çare bulmayı imkansızlaştıran ana dertlerimizdir.

Hangi sınıftan olursak olalım, Türkiye’nin dertlerine ancak, gerçekleri gerçekten görmeye başladığımız takdirde akıl erdirebileceğiz; çarelerine ancak, gerçeklere gerçekten akıl erdirebildiğimizden sonra yönelebileceğiz.

...Cumhuriyet'teki idareci kadrolar, ister istemez İmparatorluktan devralınmıştır. Osmanlılarda Türk unsurunun çoğunluğuyla köylü ve kalem-kılıç erbabı olup, kat’iyyen (burjuva) olmamış olması.." (2)

* * *

İngiliz İktisat Profesörü'nün ve Kemal Tahir’in iddialarını hatırlarsak :

İktisat Profesör : “...bütün bu meseleler, bir toplumun sosyal yapısı ile orada çarpışan fikirler, karşılıklı menfaatlerle karşı karşıya gelince hiçbir sonuç vermez. Bizim ekonomik dediğimiz meseleler aslında sosyal ve kültüreldir...”

Kemal Tahir : “...Bizim burjuvalarımız (sermaye sahiplerimiz) burjuva kanunlarını getiremedikleri gibi, gelenlere uymayı da çeşitli sebeplerle -ki bunların temelde bulunanı iktisadidir- beceremediklerinden... Türkiye burjuvaları, Avrupalı sınıfdaşları gibi, karşılarında, feodalizme ve Kilise mülkiyetine dayanan zorlu düşmanlar olmadığı için, toplumsal hareketlerinin hiçbir çağında fakir köylüler ve işçilerle -geçici olarak dahi- işbirliği yapamamışlar... bizde, ağalık ve yobazlık, ırkçılık müesseseleri hiçbir temele dayanmadıkları ve aslında hiçbir sosyal zorunlulukları olmadığı halde, “artifisiyelman “ (*) yaşatılmıştır, yaşatılmaktadır... burjuva kanunlarının burjuvalar tarafından da tutulmaması -yani kanun içinde memleketin tam istismarına gidilmemesi-... Böylece, sanayicilerin istihsal amaçları gibi banka sermayesi de istihsale döneceğine; yatırımları karaborsacılığa, arsa spekülâsyonculuğuna, çürük yapı alım satımına ve katmerli faizciliğe dökülmüştür... "

* * *

Özetle : Halkın sosyal ve kültürel dokusu ile uyuşmayan (ekonomik) sistemler başarılı olamazlar. Ya halkın sosyal-kültürel yapısını tamamen değiştirirsiniz ya da halkın sosyal dokusu ile uyuşmayan kapitalizmi kuramaz - işletemezsiniz. Eğer inat eder, halkın sosyal-kültürel dokusunu değiştirmeye kalkışırsanız; bunun anlamı ya iktisat kurallarını bilmiyorsunuzdur; ya da biliyor fakat sonucu önemsemiyorsunuzdur.

Örneğin; Kur’an faizi yasaklar. Kapitalizm ise faiz anlayışı ile çalışır. Siz bir İslam ülkesinde, "Kapitalizm-Faiz” sistemini nasıl kurar, çalıştırır ve başarılı olabilirsiniz ?

 

Devam edecek...

www.canmehmet.com

 

  • AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :
  • (*) “artifisiyelman” : Yapay, suni olarak üretilen.
  • (1) “OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE, KİMLİK VE İDEOLOJİ". Prof. Dr. Kemal H. Karpat
  • (2) “NOTLAR / ÇÖKÜNTÜ”. Kemal Tahir. Sy.35-36.
Yorum Dükkanı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cumhuriyet döneminin açıkça ifade etmemiş olmanıza rağmen toplumsal refaha çok önemli etkisi olmadığı konusunda sizinle hem fikirim. Örneğin Güney Kore’nin son 50-60 yıllık dönemde Türkiye’den en az 3 misli daha zenginleştiği ve geliştiği belgeleriyle kanıtlanmıştır. Ancak ne var siz yazdığınız konuya ekonomik verilerle açıklık getirmek yerine Kur’an, faiz, kapitalizm gibi kavramlara başvurarak konuyu çarpıtmanızı doğru bulmuyorum. Çünkü İslam ülkeleri içinde gelişen ve halkına refah sağlayan tek bir ülke örneği bile gösteremiyorsunuz. Siz sürekli okumaktan, farklı kaynaklardan bahsediyor ama asıl fikrinizi açıkça ifade etmiyorsunuz. Bakın ben açıkça soruyorum: Siz Kur’anı esas kabul eden bir yönetim biçimi mi öneriyorsunuz? Faize veya kapitalizme karşı mısınız? Dünyada sizin tavsiye edebileceğiniz ve bir şekilde halkına refah sağlayabilmiş bir ülke var mı? Somut sorunlara topu taca atmadan somut cevaplar vermek gerekmez mi? Selamlar

Matilla 
 12.11.2019 23:35
Cevap :
Değerli Matilla, Sanayi Devrimine kadar dünya genelinde gelir 600 dolar civarındadır. Makas sanayileşme ile açılmıştır. (Fazla bilinmez ancak, Osmanlı 19.asırda dünyanın en büyük ekonomileri arasındadır.) İngiltere'de sanayileşmenin bedelini önce sömürülen İngiliz halkı öder. İkinci adımda: Dışarıdan ucuz emek (köle), hammadde temin edilen: Çin, Hindistan, Latin Amerika Ülkeleri. Özetle: Batının Sanayileşmenin bedelini çoğunlukla Afrika-Uzakdoğu-Latin Amerika ödemiştir. (Her aydın batının kalkınmasını doğru öğrenmek için sanayileşmeyi sorgulamalıdır.) Soygun bugün de: Afrika, Afganistan, Libya, Irak ve Suriye’dedir. Bir hırsızın zenginliğini örnek göstererek, (Antik Roma’dan beri Batı’da kazanmanın ahlakı yoktur.) yaptıklarını onaylamak doğru mudur? Batının sahte refahı, 200 yılda parlaklığını kaybetmiş, güç Doğuya geçmek üzeredir. Devam eden yazılarımızda İslam ekonomisi hakkında geniş açıklamalarımız olacaktır. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.   13.11.2019 11:20
 

Mehmet Bey,1925 yılında… Alman­ya’ya on sekiz teknisyen ve Fransa’ya uçak mühendisliği öğrenimi için beş öğrenci gönderildi. 15 Ağustos 1925… Türkiye’de ilk uçak fabri­kasının kurucusu Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞ) faaliyete geçti. Kayseri’de kurulan fabrika dünyanın en büyüğüy­dü! 120’si Alman 170 işçi çalışıyordu. 1932’de adı “Kayseri Tayyare Fabrikası” oldu. O yıl, 41 uçak imal edildi. Bunlardan birini Atatürk İran‘a hediye etti… 46 adet Gotha, 24 adet PZL-24A ve 24C, 24 adet Miles-Magister olmak üzere 1926-1941 yılları arasında yedi ayrı tipte 212 uçak üretildi. Uçakların onarımı için 6 Ekim 1926’da Eskişehir’e de Tayyare Fabrikası kuruldu. Atatürk aramızdan ayrılır­ken Etimesgut Uçak Fabri­kası faaliyete başladı. Atatürk huzurluydu; artık yerli uçağı ve yerli motoru yapıyorduk. Sadece devlet değil…

mehmet binlik 
 12.11.2019 14:38
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Uçak konusunu: 1) İTÜ Uçak ve Uzay bilimleri Fakültesi, Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Nuri Yüksel. http://www.canmehmet.com/iste-yerli-ucak-imali-hikayemiz-anlatan-prof-dr-ahmet-nuri-yuksel-itu-ucak-ve-uzay-bilimleri-fakultesi.html 2)T.C. Gazi Üni. sosyal bilim. enst. tarih anabilim dalı Türkiye cumhuriyeti tarihi bilim dalı “Türk hava harp sanayi tarihi” doktora tezi. Osman yalçın (eseri web ortamından bulabilirsiniz) 3)Kaynak; THK Web sitesi: Cumhuriyet döneminde Nuri Demirağ havacılık alanında birçok başarılı çalışmaya imza atmıştır. TOMTAŞ’tan sonra THK atölyesi fabrika haline getirilmiş ve İngiliz Magister eğitim uçaklarının montajına başlanmıştır. 1944 yılında Atatürk Orman Çiftliği’nde ilk uçak motor fabrikası kurulmuş ancak, (Sipariş alamadığı için)fabrikalar kapatılmıştır…” Özeti: Alman-İngiliz desteği ile montaj tesisleri kurulmuştur. Soru: 1928'de ve Marshall yardımı nedeniyle (1950) kimler neden bu tesisleri kapatmıştır. Sağlıcakla kalınız.   13.11.2019 12:26
 

Mehmet Bey,gene topu taç'a atıyorsunuz.Ben Size farklı bir soru sordum.Cevap çok farklı...

mehmet binlik 
 12.11.2019 14:14
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Bir Arap atasözü: “Tekrardan kanaat oluşur” der. Topluma sürekli aynı mesaj verilirse bir süre bunlar sizin için “doğru!” olacaktır. Bizde yapılan budur. Örnek: “Kapitülasyonlar kalktı” mı? (Kaynak:30.6.1929 Akşam. 1.sayfa:(günümüz Türkçesi ile)“... Geçenlerde şehrimize gelmiş olan Avusturya’nın eski başbakanı Zaypel, Viyana’ya dönüşünde Türkiye hakkında bir makale yayınlar: ‘İstanbul’a eski tarihi eserleri incelemek için gitmiştim. Fakat yeni Türkiye’nin batılılaşmak konusundaki mesaisi karşısında...Ben de eski eserleri incelemekten vazgeçtim, yeni Türkiye ile meşgul oldum. Gazi Hazretleri’nin ve... genç yöneticileri...sayesinde...Bu manzara çok takdire şayandır. Türkiye, mazi(si) ile alâkasını kesmiş, kapitülasyonları kaldırmıştır. Yabancılar, kapitülasyonları artık unutmuşlardır ve buna lüzum da görmüyorlar. Mazinin tasfiyesi kesindir.’ Avusturyalı siyasetçi ne demektedir? "Mazi ile ilgini kesersen, aramızda sorun kalmaz!" Yorumu sizin. Sağlıcakla kalınız   13.11.2019 13:52
 

Mehmet Bey,1947'den itibaren 1938 öncesi başlatılan icraatler ve projeler ve devrimler raf'a kaldırılmasaydı.Türkiye farklı olurmuydu?

mehmet binlik 
 12.11.2019 12:46
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, bakınız yeteri kadar ve farklı kaynaklardan okumayınca basit olan şu gerçeği nasıl gözden kaçırıyoruz. 1938 kadar olan tüm çalışmalar: Osmanlı bürokratları, Osmanlı imkanları ve Osmanlı Projeleri ile yapılanlardır. 1923-1938 arasında ne insan kaynağı; ne de mali yerli kaynak hazırlayabilirsiniz. "Cumhuriyet dönemi uçak üretildi" bu kocaman bir yalandır. O günde yüksek teknoloji sayılan uçaklar (15 yılda biten)hangi altyapı, insan kaynağı ve mali imkanlarla yapılmıştır? Eğer yapılmış ise, bu cumhuriyetin değil, Osmanlının eseridir. Ki: Osmanlı, I.Dünya Savaşı'nda yaklaşık 18 filo uçağa sahiptir. "Türkiye farklı olur muydu?" Osmanlı: 18. asrın başından itibaren (Avusturya-Macaristan/Rusya/Fransa/İngiltere/İtalya/Amerika ve kışkırttıkları azınlıklarla boğuşmuş bir taraftan da ülkeyi kalkındırmaya, halkı eğitmeye çalışmıştır. Hiçbir devlet, 200 yıl dayanamazdı, Osmanlı dayanmış ve maalesef içeriden yıkılmıştır. Yazılanlar ve gerçekler farklıdır. Sağlıcakla kalınız.  12.11.2019 13:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 2680
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1710
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster