Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
47
 

ÇYK/ A-01 Nusret'in Rüyası 3

Garson Muammer kahvehanenin içini usulden bir süpürmek için önce toz kalkmasın diye süpürge ile ıslattı. Sonra da ıslattığı yerleri usul usul süpürmeye başladı. Toz kalkmaması için özen gösteriyordu. Yerde sigara izmaritleri, külleri ve ayakkabılarla dışarıdan gelen çamurlardan oluşan son yirmi dört saatin çöplerini bir araya topladı ve ocağın altındaki çöp tenekesinin içine doldurdu. Sonra da çöp tenekesini alıp sokaktaki büyük çöp varilinin içine boşaltıp geldi. Ellerini yıkamak için arka taraftaki çeşmeye gitti. Tekrar kapıdan içeriye girdiğinde ellerinin suları parmaklarının ucundan damlıyordu. Ellerini kurulamadan ocağın yanında bulunan temizlik bezini alarak masaların üstünü temizledi. Masaların temizliği bittiğinde yorulmuş gibi kendini bir sandalyeye attı.

--Çok yoruldun Muammer dedi Ali Canip biraz dinlen isterse. Muammer ustasının yüzüne baktı fakat ciddi mi söylüyor yoksa kafa mı buluyordu anlayamadı. Ortalama olarak,

--Önemli değil usta ben gencim, kolay kolay yorulmam lakin enerjimi idareli kullanmam lazım, Yoksa beni senin dilinden kimse kurtaramaz dedi.

--Bak hele uyanığa dedi Efe İsmail gülerek.

Saat dokuz buçuğa doğru Nusret kahvehanenin kapısından girince bütün personel ayağa kalktı. Nusret, sağ elini başına kaldırarak,

--Selamünaleyküm arkadaşlar, sabah şerifleriniz hayır olsun dedi ve geçip makamına oturdu.  Ali Canip, Efe İsmail ve Yanık Mustafa bir arada,

--Aleykümselâm Nusret Abi hoş geldin, bilmukabele dediler. Ali Canip,

--Çayını hemen vereyim mi abi yoksa kahvaltıyla mı içeceksin dedi. Nusret,

--Kahvaltıyla ver Canip dedi. Bu gün ağzımın tadı yok.

--Kaynamış yumurta ister misin abi dedi Ali Canip. Nusret,

--Hazırsa olur, hazır değilse gerek yok dedi. Muammer oğlum hadi bakalım siyahla beyazı getir de başlayalım dedi.

Muammer hemen koşarak bakkaldan bir ekmek aldı geldi ve buzdolabından da zeytin ve peyniri aldı getirdi. Masaya serdiği gazetenin üstüne koydu. Çatal Yürek Nusret canı istemeyerek zorla da olsa kahvaltısını yaptı, sabah çorbası iştahını kesmişti.

--Şu kara şişeyi getir de bir fırt çekelim dedi.

Muammer buzdolabının kapısında bulunan siyah renkli şişeyi getirdi. Nusret şişenin mantar tıpasını dişleri ile açtı, şişeyi ağzına dikti, bir iki üç büyük yudum içti ve yüzünü ekşiterek şişeyi uzattı. Sonra da hemen masadaki sudan bir yudum içti. Muammer şişeyi yerine koyarken Nusret,

--Ulan şu pekmezi içmeyi de hala sevmiyom, lakin vücuda da faydalı. Onun sayesinde bu kışı hasta olmadan atlattık dedi. Efe İsmail,

--Afiyet olsun yarasın abi dedi. Pekmez şifadır, anam da bana küçükken içirirdi. Hem de burnumdan sıkarak zorla içirirdi.

--Tadı çok ağır, insanın ağzını boğazını yakıyor dedi Nusret.

Önünde bardakta duran suyunu içerek ağzının tadını biraz olsun temizledi, sonra da sigarasını içmek için paltosu omuzlarında “Kartal Kanadı” şeklinde bahçeye çıktı. Kahvehanenin önündeki bahçenin caddeye kadar 10 metre mesafesi vardı. Yazın güneş battıktan sonra müşteriler bahçede otururlardı. Masalar zaten akşama doğru dışarı çıkarılır hazırlanırdı. Radyo da Kahvehanenin penceresinin önüne konulur ve en fazla saat on bire kadar çalardı. Daha erken kapanabilirdi ama “daha geç olmaz” derdi Nusret, “komşuların hastası olur, uyuyanı olur, rahatsız etmek olmaz. Bu kadar yeter derdi. En geç on ikide bütün masalar boşalır tüm malzemeler içeriye taşınır, kahvehane kapanır ve herkes evine giderdi. Morali bozuk olduğu zamanlarda Nusret bazen yanında Efe İsmail ve kim olursa iki duble rakı içer ve genel gidişat hakkında konuşurlardı. Bazen de tek başına içerdi. Komşuları zaman zaman geç zamanlarda başka misafirlerin de gelip beraber içtiklerini söylerlerdi.

Nusret bahçenin caddeye yakın olan çınar ağacın gövdesine sol omzunu dayayarak sigara içiyordu. Ağaç bahçe ile caddeyi ayıran briket duvara 1,5-2 metre mesafedeydi. Nusret bir ses duyarak başını çevirerek baktı, karşıdan yanında karısı olan kahverengi paltolu orta boylu bir adam geliyordu. Kadının kucağında çocuğu vardı ve kış olmasından dolayı da çocuğuna sarılıp göğsüne bastırmıştı. Adam soğuk nedeniyle hızlı yürüyordu ve kadın da vişne çürüğü renkli mantosunun engellemesine rağmen ona yetişmeye çalışıyordu. Kadının hızlı yürümekten yüzü kızarmıştı. Nusret bakışlarını hiç kesmeden onların gelip geçişlerini bakıyordu. Kadın Nusret’e baktı, Nusret’te bakıyordu. Bu bakışma üç veya dört saniye kadar sürdü.  Nusret kadının gözlerindeki bakışlarda telaş, endişe ve korkunun hâkim olduğunu gördü.

Nusret derin bir iç geçirdi, hem mutlu oldu hem üzgün. Uğruna anasını, yuvasını ve mahallesini terk edip geldiği kadın üzgün ve mutsuzdu. Kadın kendisine bakmıştı, görmüştü ve taa gözlerine bakıp hem de yüreğini görmüştü. Diğer taraftan da kafasından “Acaba neden üzgün” diye geçirdi. Sonra da sorduğu soruya yine kendisi başka bir soruyla cevap verdi; “Acaba çocuğu mu hasta?” “Gözlerindeki endişe ve telaşın başka ne gibi sebebi olabilir ki?” Sonra kendi kendini onayladı “Başka bir sebebi olamaz, niye mutsuz olsun ki, evet evet kesin” diye geçirdi.

Adam ile kadın Nusret’in hizasından geçerek bakış açısından kayboldular. Fakat Nusret uğruna terki diyar ettiği kadının arkasından bakmadı. Başını çevirip gözleriyle takip etmedi. Üç sene olmuştu bu mahalleye geleli.

Nusret parmakları arasında biterek ateşi yakmaya başlayan sigarasını atıp bir sigara daha yaktı. Çınar ağacına dayandığı şekli hiç bozmadan sigarasını bitirdi. İçine bir dert oturdu. Böyle tarif ederdi Nusret. Yüreğindeki derdi derinden hissetti. Kimseye bir şey söylemez derdini içinde yeşertir, büyütür sonra da bastırıp söndürürdü. Arkasında bir çıtırtı duydu, bakmadan,

--Efe dedi, ne zamandır ordasın? Efe İsmail,

--Epey oldu abi dedi. Sen nasılsın?

--Ben nasıl olayım efe, ben nasıl olayım. Bu gün kehribar gözlüm üzgündü, gülmüyordu.

--Sana öyle gelmiş olmasın abi dedi Efe İsmail korka korka.

--Bana öyle gelmedi efe, hem üzgündü, hem endişeliydi. Gözlerinden korku akıyordu Efe.

--Dert etme be abi, bilirsin kadınlar her şeyi büyütür. Pireyi deve yaparlar. Benim rahmetli de öyleydi. En ufak şeyleri büyüte büyüte hayatı kendine de zehir ederdi bana da.

--Bu öyle bir şey değil Efe, kocasının yüzü de asıktı.

--Hayırdır diyelim hayır olsun be Nusret abi.

--Efe bu rüya mı ki hayır olsun deyince hayır olacak.

--Abi dışarısı baya soğukmuş, Üstelik paltonu da giymemişsin. ben de burada beklerken çoktan üşüdüm. İçeri girelim mi? Dedi Efe İsmail.

Nusret yaslandığı çınar ağacından doğrulup Efe İsmail’e baktı, hafifçe güldü,

--Beni içeri sokmak için üşüdüm diye yalan söyleme Efe dedi.

Sonra da Kahvehaneye doğru yürüdü, Efe İsmail’de arkasından, kahvehaneye girdiler. Nusret o gün koltuğundan pek kalkmadı. Yüzü de gülmedi. Öyleydi o, kadını gördüğü gün kadın gülüyorsa Nusret gülerdi, kadın gülmüyorsa Nusret’in de o gün yüzü gülmezdi. Böyle günlerde bütün herkes diken üstünde ve dikkatli olurdu.

Hafta sonları Kahvehanelerin en çok çalıştıkları günlerdi. Tatil günü karı dırdırından çocuk zırıltısından kaçan adam sabahtan kahvehaneye kapağı atardı. Tavla ve kağıt oyunları oynanırdı, ama bunlar çayına kahvesine oyunlardı. Çatal Yürek Kahvehanesinde paralı oyun oynanmazdı. Eğer paralı oynayan olursa Çatal Yürekli Nusret namıyla anılan kahvehanenin sahibi kahvehaneden atardı onları. Eğer karşı çıkan olursa da güzelce bir döverdi. Döverken de “Ulan hayvan herifler, zaten aldığınız üç kuruş boğazınıza zor yetiyor bir de çoluk çocuğun nafakasını kumara mı vereceksiniz defolun gidin, bir daha da buraya kumar oynamaya gelmeyin, adam gibi oturacaksanız sözüm yok.” derdi.

Nusret koltuğunda otururken fazla gürültü de olmazdı, yüksek sesle tartışma da olmazdı. Müşteriler öğrenmişti kahvehanenin adabını, daha sakin ve huzurlu oluyor derlerdi yaşlı müşteriler. Kahvehanenin en önemli kurallarından biri de yaşlılara hürmet ti. Kimse yaşlılara saygısızlık ve ukalalık yapamazdı. Zaten bu kahvehanenin anayasası gibi bir şeydi.

Koltuğunda oturan Nusret’in moralinin bozuk olduğu belli oluyordu. Fark edemeyenlere de Efe İsmail bir işaretle durumun hassasiyetini bildiriyordu. Efe İsmail, Nusret’in yanına gitti ve eğilerek,

--Nusret abi bir çay yaptırayım mı dedi.

--Yaptır bakalım dedi Nusret, bir yaraya dermen olacak mı? Efe İsmail ocağa seslendi,

--Canip abi, dürüst bir çay yap.

Efe İsmail sadece kendine ve Nusret için çay söylerdi, eğer Dürüst çay derse Nusret için, yok bana bir çay ver derse kendi için istemiş demekti. Ali Canip dürüst çay sözünü duyunca kime çay yapacağını bildiğinden hep aynı demde çay yapardı. Nusret tavşan kanı tabir edilen demde bir çay yapar ve kendisi takdim ederdi Nusret’e.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 214
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster