Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
49
 

ÇYK/ A-01 Nusret'in Rüyası 4/4

            ÇATAL YÜREK KAHVEHANESİ -I
            A-01 Nusret'in Rüyası   4/4

Bir gün Yanık Mustafa sormuştu Ali Canip’e “tavşan kanı çay nasıl olur” diye. Ali canip de sanki beyin ameliyatı yapıyormuş edasıyla iyice abartarak,

--Bu soruyu çok eskiden bir gün ben de ustama sormuştum. Hâlâ unutmam bana ”Çaya tavşan kanı denmesinin nedeninin çayın renginden ziyade bolluğundan dolayı olduğundandır. Tavşan küçük bir hayvan olmasına rağmen çok bol kanlı bir hayvandır ve avlandıktan sonra avcılar tavşanın tüm kanı aksın diye bir gün kadar bekletirlermiş. Avlanan tavşanın eti sert ve çok kokulu olur. Bu etin içinde kalan kan yüzündendir. Bu kan hem ağzımıza iyi bir tat vermez hem de bedene çok zararlıdır. Tavşan pişirilecek büyüklükte kesildikten sonra bir kabın içinde suda bekletilir. Bu etin katılığı geçene kadar bekletilir. Suyun da birkaç kere değiştirilmesi gerekir. Eğer su değiştirilmezse suyun rengi işte tavşan kanı çay renginde olur”  demişti ustam. Yani çayın da rengi yerinde fakat berrak olmalı demişti. Yanık Mustafa,

--Senin ustan kimdi Canip usta diye sorunca da,

--Sen tanımazsın, çoktan rahmete gitti. Kazım Tekinoğlu vardı, Beyoğlu’nun en meşhur kahvehanecisi. Onun kahvesinde, kahvehane dedimse alışkanlıktan çayhane demek daha doğru olur, tavla kağıt yoktu. Oyun olmazdı sadece çay içilirdi. Bazı densizler kahve isterlerdi onlara kızardı. Ama ne çay demlerdi. Kimse orada arka arkaya dört- beş bardaktan aşağı çay içmezdi. Beni o yanına aldı çalıştırdı, yetiştirdi. Allah razı olsun mekânını cennet etsin bir baba gibiydi. Çay demleme denilince de akan sular dururdu. Öyle bir adamdı işte.

Nusret tavşankanı çayını içti, arkasından bir de sigara yaktı ve dumanını içine çekip ağır ağır üfleyerek dışarıya salıverdi. Sigarası bitince de izmariti küllüğe iyice bastırdı. Kalktı ve dışarı çıkarken Efe İsmail’e

--Ben eve gidiyorum Efe, öğleye doğru gelirim dedi.

Paltosunu omzuna atıp dışarı çıktı bahçeyi geçip caddeye çıktı ve yukarıya doğru evine gitti. Adamları bile Nusret’in evini bilmezdi. Sadece kendisi biliyordu, kimse sormadı evini, o da kimseye söylemedi. Zaten Nusret bir şeyi kendisi söylemediyse sormak olmazdı.

Nusret kahvehaneden çıkınca kahvehanenin gürültü seviyesi arttı. Kaba konuşmalar duyulmaya başladı. Efe İsmail herkesin duyabileceği bir sesle,

--Beyler burası Çatal Yürekli Nusret’in kahvehanesi. Ona göre, gürültü fazla geliyor dedi.

Nusret’ten sonra kahvehanede en fazla Efe İsmail’in sözü geçerdi. Müşterilerin sesleri biraz azaldı, eski normal seviyesine dönmediyse de hissedilir derecede azaldı.

Aslında kahvehanenin başka bir özelliği daha vardı. Başı sıkışan mahalleli veya esnaftan biri bir müşkülünü Nusret’e kahvede anlatırdı. Eğer o an orada Nusret yoksa yerine Ali Canip dinlerdi. Vatandaşın derdini ve Nusret’e aynen aktarırdı.  O vatandaşın işi de halledilirdi ve eğer gerekirse vatandaşa gidilerek gelişmeler bildirilirdi. Efe İsmail olsun Yanık Mustafa ve diğerleri olsun Nusret bir yere gittiğinde onunla birlikte gittiklerinden kahvehanenin demirbaşı Ali Canip gelen vatandaşların derdini şikâyetini dinlerdi. Eğer kendisi halledebileceği bir işi ise hemen hallederdi, yoksa meseleyi gelince Nusret’e anlatırdı.

Öğleyin Nusret geldi ve geçip koltuğuna oturdu, Efe İsmail’i çağırıp, birer çay içtikten sonra,

--Gel dışarı çıkalım dedi.

Efe İsmail ile Nusret dışarıya bahçeye çıktılar. Nusret,

--Efe demin eve gidince sabahtır içimdeki sıkıntıyı unutmak için kitap okuyordum. Nasıl oldu bilemedim soğukta koltukta sızmışım. Kötü bir rüya gördüm, rüyamda sivrisineğin irisi gibi bir sürü haşerat peşime düşmüş beni kovalıyordu. Ulan elimi kolumu sallayıp kovmaya çalışıyom ama o kadar çok ki başa çıkamıyom. Yakalayan beni sokup kolumu bacağımı şişiriyor. Kaçmaya çalışıyom ama onlar benden hızlı kaçamıyom. En sonra kaçarken duvardan aşağıya düştüm de uyandım. Bu gün sabahtan moralim bozuktu şimdi kafam da bozuk efe, geçenlerde bizim mekâna gelip haraca bağlamaya çalışan herifler vardı ya bildin mi?

--Şu Zora mıydı adı neydi.

--Hah işte onlar, onları hafifi alma Efe İsmail, onlar bizim olduğunu bile bile mekanımızı haraca bağlamaya çalışıyorlarsa bu oyun büyük demektir.

--Nasıl büyük oyun abi, anlayamadım.

--Bak Efe anlamayacak bir şey yok. Bu alemin en meşhur kabadayısı kim?

--Kim olacak abi sorulur mu? Tabii ki sensin.

--Peki bu adamlar bilmiyorlar mı oranın benim olduğunu?

--Bilmezler mi abi, İstanbul’da bilmeyen yoktur.

--Peki beni bilmiyorlar mı?

--Abi seni bilmeyen mi var? Seni bilmeyen tanımayan birinin bu âlemde işi olmaz ki.

--Peki o zaman Efe düşün bakalım; Bir adam çıkıyor ve yanında dört beş sıçırtma ile gelip benim mekanımdan haraç istiyor, bu ne demek Efe İsmail.

--Abi ne demek olacak İntihar etmek günah diye kurşunun önüne atlamak demek. Boynuna boğazına ip geçirip kendini trene bağlamak demek.

--Peki bunları bile bile benden haraç istiyorlarsa bunlar bu gücü nerden kimden alıyor Efe? Bunlar açık Polis değil, bunlar gizli Polis değil. Bu güç nereden geliyor. Bunların arkasında büyük bir çete var ve bunlar bizim piyasaya bir mesaj veriyorlar. Gözdağı vermeye çalışıyorlar. “biz sizin korktuğunuz Çatal Yürekli Nusret’ten bile haraç alıyoruz, siz kim oluyorsunuz” diye bizim üzerimizden herkesi sindirmeye çalışıyorlar. Peki biz ne yaptık?

--Ne yaptık abi, gittik adamların analarını …tik, derslerini verdik. Bak kaç gün oldu hiç sesleri çıkıyor mu? Şaplağı yiyince götlerinin üstüne oturup kaldılar.

--Sen öyle sanıyorsun ama öyle değil. Adamlar “Biz istediğimiz zaman güzellikle vermezseniz biz de böyle alırız” diye cümle alama adlarını duyurmak için bizi yok etmeleri gerekir. Şimdiye kadar bize ilişmediklerine göre bizim için düşündükleri ödeşme biraz fazla kanlı olacak demektir. Bu nedenle haydi biz neyse de eğer kahvehane için gelirlerse bir sürü günahsız insan telef olur. Bir de eğer olacak olursa namlarının iyice duyulması için kahvehane doluyken yaparlar. Öyle olunca da en uygun zaman pazar günüdür. Bu nedenle bu gün bir kişi dışarıda dursun. Sıra ile birer saat nöbet tutun. Yoksa adamlar direk kahveye girerlerse katliam olur. Hiç olmazsa önce dışarıda bir silah patlar kahvedekiler de kendini savunur. Sonra herkes silahını doldursun yedeğini de cebine koysun. Nöbet tutan adam dışarıda sabit durmasın ileri geri yürüyüp dursun da üşümesin.

--Tamam, abi ben arkadaşlara fazla açıklama yapmadan silahlarını doldurup yedekleri ceplerinde olmasını söylerim. Sonra da duruma göre bir bahane bulup nöbet tuttururum dedi.

--Haydi bakalım Efe.

Birer sigara içtiler Nusret Efe İsmail’e,

--Efe öğlen ne yiyeceğiz bir hazırlığın var mı diye sordu.

--Yok abi, aklımda da bir şey yok. Sen ne istersin abi

--Ben diyorum ki, birini gönder et alsın gelsin, arkadaki deponun ocağında bir ateş yakalım eti bir güzel kavurma yapıp yiyelim. Yanına da bol sovan kırarız hep beraber yeriz. Yakın bir yerde lokanta yok ki söyleyelim. Daha burası mahalleye bile benzemiyor. Bakkalın olduğuna bile şükür.

--Tamam abi kaç kilo aldırayım, Kavurmalık doğrasınlar mı?

--Gakkoş la Yanık beraber gitsinler, Cemil’e de söyle dışarıda turalasın yemeğe kadar.

Beraber içeriye girdiler. Efe İsmail işaret edip Gakkoş Cahit ile Yanık Mustafa’yı dışarıya çağırdı. Üçü beraber dışarıya çıktılar, Efe İsmail elini cebine sokup çıkardı ve bir ellilik çıkarıp verdi.

--Bununla aşağıdan iki kilo et alın kavurmalık olacak. Güzel sovanlardan iki üç kilo da sovan alın. Gelirken dört de ekmek alın, arka depoda kavurma yapacaz dedi. Yanınızda makineleriniz yedekleriyle beraber hazır olsun.

--Hayırdır Efe İsmail abi? Makineler neden hazır olsun dedi Yanık Mustafa.

--Nedeni yok Nusret abi kötü rüya görmüş bu gün dışarıda kahvehane kapanıncaya kadar birer saat nöbet tutulacak. Nusret abi kahvede bir sürü günahsız insan var diyor.

--Taksiyle mi gidecez İsmail abi. Efe İsmail köstekli saatine baktı ve

--Yayan gitseniz ikindiye anca gelirsiniz dedi, taksiyle gidin. Ben Nusret abiye diyeyim dedi ve içeriye girdi. Dışarıya çıktığında taksinin anahtarını Gakkoş Cahit’e verdi ve 

--Dikkatli olun, sağınıza solunuza iyi bakın dedi.

Gakkoş Cahit taksinin direksiyonuna geçti Yanık Mustafa da sağ yana oturdu. Taksi hareket etti, caddeye çıktı. Efe İsmail onların arkalarından baktı, onları kendi kardeşleri gibi seviyordu. Arkalarından dua etti ve kahvehaneye girdi.

Nusret yine Koltuğunda oturuyordu ama bu sefer gazete okuyordu. Gazetenin beri tarafından, Almanya ile “TV” Anlaşması İmzalandı,  Tilki Selim’in Kardeşi Enver Ağa tutuklandı,  Bir Baba İle İki Kızı 9 Saat Enkaz Altında Kaldı, AMERİKA, VİETNAM POLİTİKASINI SERTLEŞTİRME EĞİLİMİNDE gibi haberler göze çarpıyordu.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 200
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster