Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
53
 

ÇYK/ A-03 Çatal Nusret 1/2

ÇYK/A-03 Kısıklı'lı Çatal Yürekli Nusret ve Kahvehanesi 

A-03 Kısıklı'lı Çatal Yürekli Nusret ve Kahvehanesi (30 Eylül 1976 Perşembe)

1976 yılının Eylülün son günüydü. İlhan mahallede eski bir kahvehanenin önünde kırık bir sandalye üstünde oturuyordu. Hala etkisini yitirmeyen güneş ise bahçe içersindeki yaşlı çınarların sararmış, kızarmış titreyen yaprakları arasından dünyayı ısıtmaya devam ediyordu. İlhan sağ tarafından geçen yola bir göz attı. Sonra oturduğu kahvehanenin önündeki caddeden geçen otomobilin kaldırdığı tozun içinde kalan adama baktı. Adam hırpani kılıklıydı, başını sağa çevirerek İlhan’a baktı. Bir şey söyleyecek gibi yavaşladı sonra da vazgeçmiş gibi yola devam etti. Yabancı olduğunu tahmin ettiği adam caddenin sağ tarafına doğru yürüdü gitti. İlhan’ın oturduğu kahvehane yıllardır kapalı olan ve neredeyse metruk bir hale gelmişti. Öğle vakti caddede fazla insan olmuyordu, bu nedenle de caddeden geçen her kişi dikkat çekici bir adam haline geliyordu. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra hırpani kılıklı adam bu sefer de İlhan’ın önündeki caddenin sağ tarafından sol tarafa doğru yürüyerek geçiyordu. Bahçenin sol tarafındaki duvarın hizasını geçince adımları yavaşladı üç dört adım sonra durdu. İlhan boş boş adama bakıyordu. Hırpani kılıklı adam birden soluna dönerek döndü kaldırımdan kahvehaneye giriş için duvar örülmeden bırakılmış olan açıklıktan bahçeye girerek kendisine bakmakta olan İlhan’a doğru yürüdü geldi.

--Selamünaleküm, diye İlhan’a selam verdi.

--Aleykümselam amca diye İlhan de selamına karşılık verdi.

Adam etrafına şöyle bir bakındı. Kahvehanenin önündeki arkalığının tahtaları sökülmüş fakat oturma yeri hala sağlam olan tek sandalyeyi çekti ve oturdu. Adam bir süre hiç konuşmadan, hiçbir yere bakmadan başını önüne eğdi ve o şekilde kaldı. Bir süre sonra adam oturduğu yerden başını ağır ağır yukarıya kaldırdı etrafına şöyle bir baktı. Kahvehane bakımsızlıktan mahvolmuş, bahçeyi yabani otlar sarmış, otlar kurumuş, çınar ağacından dökülen kura yapraklara karışmıştı. Hırpani kılıklı adam hiç bir süre konuşmadan kahvehaneye ve kapının üzerindeki yazısı solmuş tabelaya baktı, kendi kendine,

--Hey gidi günler hey diye iç çekti.

Oturduğu sandalyesinde merakla olup biteni izleyen İlhan’da gözlerini hiç kesmeden hırpani kılıklı adama bakıp,

--Abi çok ciğerden hey çektin, belli ki buraların sende hatırası büyük, dedi.

  İşte o zaman o hırpani adam bakışlarını İlhan’ın gözlerine dikerek;

--Delikanlı burası eskiden bizim mekânımızdı, şöyle bir bakayım dedim. Eğer burası adam olacak olursa, burayı adam etmeye çalışacağım, Çatal Nusret Abinin ocağı sönmesin.

İlhami söylenen sözden hiçbir şey anlamamıştı, anlamsız gelen cümlelere bir anlam yüklemeye çalışıyordu. Sordu,

--Abi ben iki senedir askerdeydim yani buralarda yoktum, daha bir hafta olmadı, geçen Cuma arefe günü geldim. Bayram var diye bizi beş gün önce saldılar, yeni geldim. Buralarda ne oldu bilmiyorum. Ben çocukluğumdan beri buralar böyleydi, dediğinden bir şey çıkaramadım.

--Bak delikanlı, belli ki sen güçlü kuvvetli yiğit birisin, belli ki yüreği yanık bir garipsin, bu kahvehanenin önünde garip garip tek başına oturduğuna göre seninde benden farkın yok. Bu kahvenin hüzünlü bir hikâyesi vardır. Şimdi anlatıp da senin keyfini kaçırmayayım.

--Ne keyfi abi ya, keyif bunun neresinde? Gelmişim şurada kırık bir sandalyenin üstünde düşünüp dururum. Sen de keyif diyorsun. Ne oldu bu kahvehaneye, neden ah çektin senin de yüreğin yanmış, anlatmak istersen seni dinlerim, zaten yapacak bir şey de yok.

--Peki, madem dinlersin anlatayım. Fakat çok eski bir hikâyesi vardır buranın. Burası, bu kahvehane kapının üstünde de yazdığı gibi Kısıklı’lı Çatal Yürekli Nusret Abinin mekânıdır. Kısıklı’lı Çatal Nusret Abi zamanında İstanbul’un namlı kabadayılarındandı. Yiğit, mert gözünü daldan budaktan sakınmayan korkusuz bir adamdı.

--Peki şimdi nerede, ne yapıyor. Üstelik Kısıklı’lı diyorsun burada ne işi vardı.

--Çatal Yürek Nusret Abi önceden Kısıklı’da bundan daha büyük ve daha güzel bir kahvehane işletirken daha sonra bu mahalleye geldi.

--Niye geldiyki bu mahalleye, bu çamurun içine, hem de namlı kabadayıydı diyorsun?

--Gönlüne söz geçiremediği için geldi delikanlı, bu mahalleye adını bilmediği bir kadın yüzünden geldi.

--Nasıl bir kadın yüzünden geldi yani, diyerek soran gözlerle Efe İsmail’e baktı İlhan.

--Boş ver delikanlı, bunlar benim anlatabileceğim bir şey değil. Bu mevzuu çok derin.

--Sen bilirsin, ister anlat ister anlatma. Ama anlatırsan için rahatlar.

--Delikanlı sen de az meraklı değilsin hani.

--Fazla değil ama biraz meraklıyım sevda hikâyelerine. Ne de olsa Leyle ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı hikâyeleri ile büyüdük.

--Yani diyorsun ki ben sevda masallarını severim, iyi, dinle o zaman; Nusret Abim Kısıklı’dan buraya bir kadın yüzünden geldi. Kadını nerede nasıl gördü bilmem, burada oturduğunu nereden öğrendi yine bilmem. Ama kadının peşinden buraya geldik. Kadın dersen öyle ahım şahım bir şey değil. Fakat Nusret abime sorduğunda, “Eşarbın altından görünen saçları gece gibi siyah, hele gözleri, kehribar tesbih tanesi gibi” derdi. Boyu uzun da değil kısada değil, aha benim şuralarıma falan gelir. Kaşları dersen keman kaş denilen kaşlardan. Burun var ama küçücük, fındık gibi sevimli şirin bir burun. Bir de gamzesi vardı sağ yanağında Nusret abimin “gülünce cehennem çukuru gibi yakıyor beni” dediği. Hepsinden daha beteri de neydi biliyor musun; Bakışları derdi Abim. aynı uçaksavar mermisi gibi yüreğimi delip delip geçiyor, derdi abim. Belli ki Nusret Abimin Çatal Yüreğini delik deşik etmişti.

--Eee sonra ne oldu? Evlendiler mi?

--Hayır evlenmediler, zaten kadın benim gibi tipsiz bir adam ile evliydi. Fakat Allahı var, kadın Çatal Nusret Abiye hiç yüz vermedi, Nusret Abi de kadına hiçbir zaman askıntı olmadı, hiçbir şey söylemedi. Ne söylediyse gözleri ile söyledi. Burada “Belki gül cemalini görürüm umuduyla” bekledi durdu. Ara sıra görürdü, kocasının kolunda çarşıya pazara falan giderken. Çatal Nusret Abim kendini göstermez uzaktan bakardı, eğer yüzü gülüyorsa Nusret Abimin de yüzü gülerdi. Nusret Abim o kadının mutluluğunu isterdi hep.

--Senin Çatal Yürek dediğin Nusret Abin kadının haberi yokken mi sevdi kadını?

--Bunu tam olarak bilmiyorum. Kadın Nusret abimi sevdi mi sevmedi mi, Nusret abimin kendisini sevdiğinden haberi yok muydu yoksa haberi vardı da belli etmedi mi?  Bunu kimse bilmiyor, sadece o kadın biliyor. Ben ne desem boş, sadece tahmin olur. Gerçeği sadece o bilir.

--Yani Nusret abin kadını sevdi, fakat tüm kabadayılığına rağmen kadına söylemedi mi? Kadına gidip iki çift kelam etmedi mi?

--Hayır, kadına tek kelime bile etmedi.

--Bu nasıl sevgiymiş böyle, kendi kendine sevmiş.

--Bende sordum Nusret abime, bana  “Sevmek demek sevdiğine sahip olmak demek değildir İsmail” dedi. “Sevmek demek sevdiğinin huzurlu ve mutlu olmasını istemek demektir, yüzünün güldüğünü görmektir sevmek” dedi. “Lakin bizim erkek milleti önceden seviyorum der, ölüyorum der, alır kızı evlenirler sonra da döver Allah döver. Bu nasıl sevmek İsmail, insan olan insan sevdiğine, canına cananına kıyar mı, zulüm eder mi? Bu hangi erkekliğe sığar” dedi Rahmetli. Çatal Nusret Abim, işte böyle severdi.  En sonunda da yiğitlikte bileği bükülmeyen Çatal Nusret Abimi kancık bir pusuda kaybettik.

--Bir şey soracağım, Kısıklı’lı Çatal Nusret Abi diyorsun, Çatal ne oluyor, ne anlama geliyor.

--Haa, sen Çatal’a takıldın. Esasında namı Kısıklı’lı Çatal Yürekli Nusret Abi ama uzun oluyor diye âlemde Çatal Nusret diye nam saldı.

--Bir şey daha soracaktım, müsaade ederseniz.

--Buyur sor bakalım delikanlı.

--Siz Çatal Nusret’in nesi oluyorsunuz.

--Ben var ya ben, Çatal Nusret Abinin sağ koluydum.

--Ne yapıyordunuz da sağ koluydunuz.

--Çatal Nusret Abim İstanbul’un en büyük kabadayılarındandı. Nusret Abimi herkes tanırdı severdi. Lafının üstüne kimse laf söylemezdi. İstanbul’un bir kesiminin haracını biz yerdik. Haraç aldığımız yerler ise Gazino, Pavyon ve Kumarhanelerdi. Bizim başka esnafla işimiz olmazdı. Haa, eğer bir esnaf abimizin başı sıkışırsa biz ona yardım ederdik. Fakat bizi yanlış anlama delikanlı öyle faiz maiz alıyor tefecilik yapıyor sanma, biz esnafa karşılıksız verirdik. İşleri düzeldikten sonra ise getirirdi esnaf, abimiz parayı sorardı ,”Abi ben aldığım emaneti getirdim ne yapayım”.  Nusret Abi ise ne derdi biliyor musun “Ağa o emanet sende dursun, bakarsın bir abimiz daha sıkışır, biz buralarda olmayız sen halledersin” derdi. Ama Nusret Abim garibana hiç dokunmazdı. Dokunanı da hiç sevmezdi, Abimin sevmediği de fazla yaşamazdı zaten.

--Nusret abin nasıl bir adammış öyle, bu devirde para verip de geri istemeyen adam mı olur. Hem abin sevmediğini öldürür müydü?

--Yok öyle değil, Nusret abim insanları çok severdi. Hata yapan insanları bile affederdi. Hatta hatasından ders almayıp aynı hatayı tekrar yapanları bile affederdi. Çatal Nusret abimin sevmediği insanlar hain olanlardı. Arkadaşına, dostuna ihanet eden, üç beş kuruşa satan adamları affetmezdi, hele hele en sevmediği ise vatan hainleriydi. “Mezarından çıkarıp çıkarıp tekrar öldüresim geliyor, hırsımı alamıyom”  derdi rahmetli abim.

--Nerden bilirdi adamın hain olduğunu?

--Nerden bilecek, adamın gözüne baktı mı anlardı Nusret abim.

İlhan başını çevirip dudak büktü, o sırada yoldan tek atlı bir at arabası geçiyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 39
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

1977 Uşak Endüstri Meslek Lisesi,             2003 Isparta Mes. Yük. Okulu,            TKGM  Taşr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster