Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
65
 

ÇYK/ A-06 Mirasın Kabulü 10/10

            A-06 İlhan’ın Mirası Kabul Etmesi  ( 1976 Yılı Ekim)

Gerçekten yürekten seviyorsan zaten kendini düşünmezsin, sevdiğinin iyiliğini huzurunu, mutluluğunu istersin. Bunlar seninle olursa ne ala, ama bu mutluluk bir başkasıyla olursa bozamazsın. Bozmaya kalkarsan da bunun adı sevmek değil zulüm etmek olur. Hem sevmek bencillik ile bir arada olmaz. Oysa zorla almak, gönülsüz kaçırmak zorbalıktır. Sen hiçbir çocuğun seviyorum dediği arkadaşının elindekini zorla alıp yediğini gördün mü? Seviyorum diyen çocuk sevdiği arkadaşına elindekinin yarısını verip paylaşırken biz büyükler seviyoruz deyip başkasının elindekini alamayız. Eğer almaya kalkışırsak da bunun adı sevmek olmaz, olsa olsa zulüm olur. Yapanda günahkar bir zorba olur” dedi. Ben böyle düşünen başka kimse görmedim, duymadım. Dedim ya Nusret abim kimseye benzemezdi diye.

Nusret abim hiçbir gün bu kadının karşısına çıkıp “seni seviyorum bana gel” falan demedi. “Eğer beni sevseydi bunu hissederdi, sevdiğimi bilirdi” derdi. Nusret abim onu gördüğünde bir kez bakardı yüzüne, eğer kadının yüzündeki ifade kötüyse abiminde yüzü o gün gülmezdi. Eğer kadının yüzü o gün gülüyorsa Nusret Abimin de yüzü gülerdi. Nusret Abim o kadının mutluluğunu isterdi hep. “Sevmek demek sevdiğine sahip olmak demek değildir İsmail” derdi. “Sevmek demek sevdiğinin huzurlu ve mutlu olması demektir, yüzünün güldüğünü görmektir sevmek” derdi. “Bizim erkek milleti seviyorum der alır kızı sonra da döver Allah döver. Bu nasıl sevmek İsmail, insan olan insan sevdiğine kıyar mı” derdi Rahmetli. Kısıklı’lı Çatal Yürek Nusret Abim işte böyle severdi. 

--Gerçekten senin Nusret abin Çatal yürekliymiş. Şimdiye kadar sevdaya böyle bakan bir erkek görmedim. Erkek dedikleri zaman biz hep asan, kesen, zorla alan, zulüm eden, çatık kaşları hiç kalkmayan insanları bildik. Bizim bildiğimiz erkeklere göre senin Nusret Abin erkek değil düzgün bir insan ya da bir melek gibi biriymiş, dedi Zeynep kadın. Ama Zeynep kadın içinde bir kıpırdanma hissetti, bir şeyler yer değiştirdi.

--Efe İsmail abi, sen de Nusret abinin yanında kala kala dürüst bir adam olmuşsundur diyorum. Biz şimdi ne yapalım. Bu teklifini kabil edersek başımıza bir iş falan gelmez değil mi?

--Evet, İsmail Efendi dedi Zeynep kadın, bu işe başlarsak başımıza bir iş gelir mi? Biz garip bir ana oğuluz, sen bizden daha iyi bilirsin, sonradan pişman olmayalım.

--Siz içinizi ferah tutun, Ben sağ olduğum sürece sizin başınızı kimse ağrıtamaz. Eğer İlhan kendisi kötü yollara düşerse orasını bilemem dedi. Benim size ettiğim teklif sadece kahvehaneyi çalıştırmak. Eski işlere tekrar başlayıp Nusret abimin yerine gidip haraç toplayacağız demiyorum. O işler çok geride kaldı artık. Hem o işler ha deyince olacak işler değil.

--Demek sadece kahvehane diyorsun. O zaman ben İlhan’a izin veriyorum dedi Zeynep Kadın.  

--Çok yaşa dedi Efe İsmail. Sağ ol anam, bakalım İlhan kardeşimin kararı nedir.

--Valla ne söyleyeyim ben ne diyeceğimi pek bilmiyorum. Önce böyle bir babayiğidin mirasçısı olmak çok gurur verici bir duygu fakat ben Çatal Yürekli Nusret Abinin namına adına yakışır bir mirasçı olabilir miyim bilmiyorum. Her yönden çok korkuyorum ayrıca da çok heyecan duyuyorum. Benim hayal ettiğimden bile çok büyük bir adammış Nusret abi. Bana kalırsa ben ancak onun mirasından kahvehaneyle ilgili olanı alabilirim. Diğer özellikleri benim harcım değil.

--Tamam, ben de zaten sadece kahvehaneyi diyorum, aslına bakarsan Çatal Yürek Nusret Abimin istediği de bu. Bana dediği son sözü şu oldu; “İsmail kahveye git, çayımız kaynasın, ocağımız tütsün. Adımız kahvenin kapısının üstünde dursun. Ben ölsem bile adımız yaşasın. Fakir fukaraya ilişmeyin koruyun kollayın. Kahveyi yüreğine, bileğine sağlam yiğit bir delikanlı işletsin. Delikanlı benim mirasçım olsun, sen de yardımcı ol, yol yordam öğret daima yanında ol.” Çünkü ben bu görevi doğru yapabilmek için dokuz yıl boyunca her gün tekrar ettim. Hem de defalarca. Çünkü bu söz Çatal Nusret abimin vasiyetiydi, yani vebali büyüktü. Ben Nusret abimin sözünü yere düşürüp ezdiremezdim. Bunun için her gün defalarca tekrar edip düşündüm.

Zeynep kadın çayları tekrar doldurdu, ince belli bardaklardaki çaylar yudum yudum içildi. Zaman geçtikçe birbirleri ile daha samimi oldular. Sözler başka şeyler söylese de bazen gözler daha doğru şeyler söylerdi. Aynı bu gece burada bu salonda konuşanlar gibi. Adam tam dokuz senedir hapisteydi. Bu kolay bir şey değildi. Üç ay bir yıl değil tam dokuz yıl. Pek çok şeyden mahrumdu bu adam. Çaylar içildikten sonra Saat 22:50 sularında eski bir yorgan ve bir yastık alarak Efe İsmail ile İlhan beraberce kahvehaneye götürdüler. Yorganı bıraktıktan sonra İlhan evine geri döndü.

Kahvehanede masaları yan yana dizdi ve yorganın yarısına alt tarafa getirerek ucuna da yastığı koyup yattı üstünü de yorganın diğer yarısıyla örttü. Fakat Efe İsmail’i bir türlü uyku tutmadı. Aklına türlü türlü şeyler geldi. İçinden kendine “ Şeytana uyma efe” dese de şeytan hiç rahat durmuyordu. İnsanın aklının altından girip üstünden çıkıyordu. Gözünün önüne gelen görüntüler vardı, bunlardan kurtulmak için gözlerini sımsıkı kapatıyordu ama bu sefer de gördüğü görüntülerden faydalanarak hayal ettiği görüntüler gelip duruyordu gözlerinin önüne. Kaç kez sağa sola dönüp durdu. Hatta yüzükoyun bile yattı ama olmuyordu.

İlhan ise annesi Zeynep hanımın hazırladığı yer yatağına yattı. Fakat çok uzun süre bir türlü uyku tutmadı. Kahvehane ve Efe İsmail aklından çıkmıyordu. En merak ettiği ise Kahvehanenin eski sahibi Çatal Yürek Nusret kimdi, nasıl bir adamdı. Gerçekten Efe İsmail’in dediği gibi babayiğit bir adamıydı? Gerçek bir Kabadayı mıydı yoksa anlatılan hikayeler gibi birisi miydi?

Sadece İlhan’ın değil hemen yan odada karyolasında yatmakta olan Zeynep Kadını da uyku tutmadı. Bir saate yakın sağa döndü sola döndü, aklına gelen şeyleri def etmek istiyordu ama olmuyordu. Nedenini bilmiyordu ama kafasına takılan fikirleri bir türlü atamıyordu. “Sana mı düştü el alemin neler çektiği” diye kendine kızsa da boştu. Aklından gitmiyordu. Yatış şeklini değiştirdi, yüzükoyun yattı, sırtüstü yattı bacaklarını karnına kadar çekti sonunda kendini bitkin bir şekilde sırtüstü atarak ve rahatlamış olarak uykuya geçti.

Kahvehanede masaların dördünü yan yana getirip birleştirerek üstüne yorganın yarısını altına serip yarısını da üstüne örten Efe İsmail’i de uzun süre uyku tutmadı. Bir saat kadar sonra nihayet Efe İsmail de rahatlamış şekilde kendini uykunun kollarına bıraktı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 39
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

1977 Uşak Endüstri Meslek Lisesi,             2003 Isparta Mes. Yük. Okulu,            TKGM  Taşr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster