Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
48
 

ÇYK/A-02 Pusu 1/3

ÇATAL YÜREK KAHVEHANESİ  I
ÇYK/ A-02 Pusu 1 / 3
(30 Nisan 1967 Pazar)

Bir süre sonra dışarıdan bir taksi sesi geldi. Kahvenin kapısına yakın bir yerde durdu. Efe İsmail dışarıya çıktı baktı. Gakkoş Cahit ile Yanık Mustafa gelmişlerdi. Üçü birden tahta kapıyı geçerek arka tarafa doğru geçtiler. Kömürlüğe bitişik olan gereksiz sayılacak eşyaların konulması için yapılmış fakat içinde Ocağı olması nedeniyle Efe İsmail tarafından yemekhane gibi kullanılan depoya girdiler. Masanın üstüne bir gazete kâğıda sererek malzemeleri koydular.Bu sırada Yanık Mustafa Ocağın içine ateş yakmakla meşguldü. İnce tahta parçaları tutuşunca yan taraftaki kömürlükten biraz daha kalın odun getirip yanan ateşin üzerine attı. Çam odunu kolaylıkla tutuştu.  Odunların üzerine de demirciler tarafından dövülerek şekil verilmiş, üst kısmı üçgen ile daire arası bir şekilde ve üç tane ayağı olan saç ayağını odunların üzerine yerleştirdi. Odunlar iyice tutuşmuş, ateş harlamıştı. Kasap etleri kavurmalık doğrayıp hazırlamıştı. Önceki zamanlardan yıkanmadan kalmış olan kavurma sacını ocağın üstüne koyup kızdırdılar sonra da Yanık Mustafa sacın asma halkasından maşayla tutarak tuvaletin yanındaki çeşmeye götürdü ve piyasaya yeni çıkan bir krem deterjanla güzelce köpürtüp yıkadı sonra da duruladı. Sularını damlata damlata getirdi. Kapıdan girince de,

--Su buz gibi anasını satayım, ellerim dondu dedi.

Sacı tekrar ocağın üstüne koydu, sacın suyu kısa zamanda kurudu. İçine eti boşalttılar. Üstüne de iki iri baş soğanı sekizer parçaya bölerek attılar. Et ısınmaya başladığında suyunu saldı. Kendi suyu ile kendini pişirecekti. Üstüne tuzunu attılar ve karabiber ile kimyonunu da ilave edince kavurma güzel kokmaya başladı. Efe İsmail,

--Gakkoş 5-6 diş de sarımsak soy at içine dedi, sonrada kahvehaneye Nusret’in yanına gitti.

Gakkoş sarımsakları soyup içine attı. Kavurmaya tekrar kırmızı pul biber eklediler. Bir süre sonra etrafı nefis bir kavurma kokusu sardı. Kavurmanın etleri iyice pişip etrafa kokusu yayılınca Yanık Mustafa kahvehaneye gitti. Yerine Nusret ile Efe İsmail geldi. Garson Muammer de arkalarından geldi. Kavurmanın kokusunu alan Nusret iç sıkıntısından biraz uzaklaşıp neşelenir gibi oldu ve Garson Muammer’e,

--İçerdeki dolapta gazeteye sarılı 35 lik kulüp var onu kimseye çaktırmadan getir dedi.

Garson Muammer gençliğin verdiği sabırsızlıkla hâlâ pişmekte olan kavurmadan ağzına bir lokma daha atıp depodan çıktı. Onun bu tür saygısız ve korkusuz hareketleri Nusret’in hoşuna gidiyordu. Muammer iki dakika sonra geri geldiğinde elinde gazete kâğıdına sarılı olan bir 35 lik vardı. Ocağın kenarındaki gömme dolaptan dört tane ince uzun rakı bardağı çıkardı Efe İsmail. Birer tane doldurdu. Bir testiye çeşmeden su doldurup geldi ve bardaklara boşalttı. Rakı bardağı beyaza döndü. Birer de su bardağı doldurdu. Nusret,

--Biliyor musun Efe bir zamanlar şeyhin birisi müritlerine hünerlerine göstermiş. Sonra da müritleri her yerde şeylerini öve öve bitiremiyorlarmış. Müritler;”bizim şeyh o kadar mübarek bir adam ki, suyu suya katarak ayran yapıyor,” derlermiş. Garipler ne bilsinler yanına besmelesiz yanaşamadıkları şeyhin gözleri önünde rakı içtiğini. Ha, efe unutmadan birer bardak içeceğiz fazlası yok dedi. Belki içimdeki sıkkınlık geçer diye içiyorum.

--Emrin olur abi sadece birer bardak dedi ve ekledi, Kavurmanın yanına da güzel gidiyor.

Gakkoş Cahit ile garson Yanık Mustafa yemeklerini yiyince içeri giderek Cemil, Ali Canip ve Garson Muammer geldiler. Onlar da nasiplerine düşen kavurmadan yiyerek karınlarını doyurdular.

Öğleden sonra ikindine doğru eskilerin kırkikindi yağmurları dedikleri yağmur yine yağmaya başladı. Kaç gündür sanki saatli randevulu gibi ikindine doğru yağmur yağıyordu.  Yağmurun her yağışında da toprak suyu çok fazla emdiğinden artık yağmur suları toprak tarafından hemen emilmiyordu. Bu nedenle de her yerde yağmurun oluşturduğu küçük su birikintilerine rastlamak mümkündü. Kahvehanenin bahçesinde bile üç tane hatırı sayılır su birikintisi vardı. Yollar desen zaten şose denilen cinsten olduğu için her yağmur yolların bozulmasına sebep oluyordu. Sokaklar ve cadde bu nedenle çukurlarla doluydu. Arabalar yavaş gidiyordu. Geceleri insanlar ellerinde el feneri ile dolaşıyorlardı. Yoksa bir çukurun içine basarak ayaklarının ıslanması içten bile değildi.

Yağmurun yağması demek gökyüzünün de bulutlanması dolayısıyla da kararması demekti. Gökyüzünün kararması ise insanlarının gözünün gönlünün kararması dolayısıyla da içlerinin sıkılması demekti. Yani can sıkıntısının yanında moral bozukluğu da bedavaydı. Sabahtan beri içindeki sıkıntıyı atamayan Nusret için ise daha da kötüydü. İçindeki sıkıntı gittikçe artarak büyüyordu. Nusret koltuğuna oturuyor, gazete okuyor olmuyor, iskambil falı bakıyor oymuyordu. Rakıyı bile bu sebepten içmişti fakat yine de boşunaydı. İçeri giriyor sıkılıyor, dışarı çıkıyor sıkılıyordu. Ara sıra Çınar ağacına yaslanıp uzaklara bakarak sigara içiyordu. Hem de sigara üstüne sigara içiyordu yinede içindek, sıkıntıda bir hafifleme yoktu. Akşama kadar kahvehanenin içinde dışında, arkadaki depoda dolandı durdu.

Güç bela akşamı eden Nusret, aşağıdaki “Dostun Meyhanesi nden yemek getirtti, yemeğin başında oyalandı iştahsız yedi.

--Canip bana bir çay yap diye çay istedi.

 Ali Canip çayını verdi. Çayını içti arkasından bir tane daha istedi, çayını içerken bir tane de sigara yaktı. Sıkılmıştı çayı ve sigarasıyla beraber dışarı çıktı. Sigarasını içerken biraz gezindi. Kahveye girdi geldi yerine oturdu, içi içine sığmıyordu. Eline sarı kehribar tespihini aldı, parmakları arasında çevirip durdu. Her taspih tanesi diğerinin üzerine düşünce “şık”  diye bir ses çıkarıyordu. Akşam yemeği zamanı olduğundan kahvehanenin içinde fazla müşteri yoktu. Yemekten sonra gelenler ise bir iki düşmeye başlamıştı. Sürekli gelen “şık, şık” sesleri birden kesildi. Nusret ayağa kalktı, kimseye bir şey demeden dışarı çıktı bir sigara daha yaktı. Paltosu yine omuzlarındaydı, bu haliyle eski İstanbul kabadayılarına benziyordu. Hele ceket ile giydiği yeleği, köstekli saati ve Paltoyu giymeyerek omuzlarına atması ise Kabadayılar Kıralı filmindeki Ahmet Tarik Tekçe’ye benziyordu. Efe İsmail dışarıya yanına geldi.

--Abi bu gün sabahtandır keyfin yok, sana bir masa kurdurayım mı dedi.

Nusret canı sıkılınca bazen meydandaki Dostun Meyhanesi’nde bir masa kurar içerdi.

--Yok, Efe, dedi bu gün keyfim yok içmeyeceğim, zaten midem de ekşimiş. İçimde adı sanı olmayan fırtınalar var Efe, çok canım sıkılıyor, bu hayra alamet değil dedi.

--Soda içtin mi abi dedi. Efe İsmail.

--Yok, içmedim efe, en iyisi içmek, diyerek kahvehaneye girdi. Nusret geçip masaya oturdu alt çekmecede her zaman bir paket cep sodası olurdu. Sodayı çıkardı, bir bardak suyu hemen yetiştirdi Cemil. Nusret bardağın içine tepeleme bir çay kaşığı soda koydu karıştırdı. Sonra da bir dikişte bitirdi.

Radyodan tıııt tııııt tıııt sesleri geldi. Saat gece on olmuştu. İstanbul Radyosundan saat on ajansını dinlediler. Radyo yurttan ve dünyadan ilgili haberleri veriyordu.

Başbakan Demirel ve yanındakiler Pakistan’ın Karaçi kentine geçtiler.

Cumhuriyet Halk Partisinin 4. Olağan kurultayı sona erdi. Kayseri milletvekili Turhan Feyzioğlu’nun başı çektiği 33 milletvekili ve 15 senatör partiden istifa ettiler.

TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak bu akşam beyin krizi geçirdi.

Beşiktaş Gençlerbirliği’ne takıldı 0 – 0 gibi haberler vardı.

Ajansdan sonra Nusret;

--Efe haydi taksi ile biraz gezelim de can sıkıntımız geçsin dedi.

Efe İsmail hemen Yanık Mustafa’ya ”ikiniz gelin” diye işaret etti. Kahvehaneden çıktılar. Gakkoş Cahit ile Yanık Mustafa da içerden çıkarak yanlarına geldiler. Efe İsmail taksiyi işaret etti. Gakkoş Cahit direksiyona geçti, yanına da Yanık Mustafa oturdu. Nusret hiç öne oturmazdı. Nusret’le Efe İsmail ise arka tarafa oturdu. Gakkoş Cahit’in sürdüğü 1964 model Chevrolet Impala taksi ara sokaktan caddeye çıkarken aşırı yaylanarak selam verir gibi yalpaladı. Yağmur ağır ağır yağıyordu, Cahit cam sileceklerini çalıştırdı.  İmpala karanlık ve tenha yollardan su birikintilerinin içine bata çıka yavaş yavaş ilerliyordu. Buraların yolları, kış günü çar çamur yaz günü ise her taraf toz duman olurdu. Gakkoş Cahit gündüz taksiyi yıkadığı için çamur olmasın diye yavaş yavaş gidiyor. Nusret;

--Gakkoş gaza bas biraz dedi.

Gakkoş Cahit gaza bastı taksi hızlandı. Nusret camı açtı, yüzüne soğuk hava çarpınca biraz kendine geldi. Birkaç kere derin derin nefes aldı.

--Bu iç sıkıntısının sebebi nedir efediye sordu. Efe İsmail,

--Abi ben nereden bilirim, akşam yemeği mi fazla kaçırdık yoksa dedi.

--Sabahtan beri sürüyor bu iç sıkıntısı Efe yemekle alakası yokdedi.

--Bu da geçer abi biz ne sıkıntılar atlattık dedi Efe İsmail.

--Geçer de bakalım bunun sonu nereye varacak dedi Nusret. Bu gün gördüğüm rüyalar beni korkutuyor. Rüyadan korkunca kendimden utandım Efe. Çatal Yürek Nusret’liğimden utandım.

Bu şekilde konuşarak sıkıntının geçmesini umut ederek ağır ağır on beş dakika kadar gittiler. Nusret Gakkoş Cahit’e,

--Gakkoş fazla gitmeyelim, bu gün ay aydınlık değil, hava bulutlu, lastik falan patlarsa bu çamurlu yollarda rezil oluruz. Müsait bir yerden geri dönelim dedi.

 --Emret Abi dedi, Gakkoş Cahit. Taksiyi yavaşlattı. Zaten yollardaki su dolu çukurlar yüzünden hızlı gidemiyordu.

 İnle cinin hakemsiz çift kale top oynadığı ve de bir gözün diğer gözü göremediği karanlık ve ıssız yolda ağır ağır giderken genişçe bir yer bulan Gakkoş Cahit iki üç manevra ile taksiyi döndürdü.  Taksinin uzunluğu beş buçuk metreye, genişliği de iki metreye yakındı. Yollar dar olduğundan kolayca manevra yapıp dönülmüyor. Yollar hayvan yolundan greyderle düzeltilmiş yollardandı, doğru dürüst yol değildi. Üstelik de karlar erimeye başladığından ve her ikindi yağan yağmurlar nedeniyle kış günü her yer çamurdu. Yolların üstünde derin su birikintileri vardı. Yola doğru gelen, yazın kuru derelerinden akan sular bile yolu bozuyor. Her yer köstebek yuvası gibiydi

Nusret ile yanındakiler farların aydınlattığı yola bakarak taksi ile çamurlu yolda mahalleye dönüyordu. Fazla bir yolu kalmamıştı ama ilk eve kadar neredeyse bir kilometreden fazla vardı. Dere yüzünden yolun keskin bir viraj yaptığı yerde iyice yavaşladılar. Taksi çukurların içine girip çıkarken birden bir cayırtı koptu. Taksinin üstüne dolu gibi kurşun yağdı. Daha ilk cayırtıda taksinin ön camı ile yan camları kırıldı. Silahlardan gelen seslerle çekirdeklerin taksinin kaportasına çarptığı sırada çıkardığı sesler birbirine karışmış gök gürültüsüne benzer bir hal almıştı.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 200
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster