Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
46
 

ÇYK/A-02 Pusu 2 / 3

Gakkoş Cahit,

--Yandım ağam kurtar beni diye bağırdı.

Bu bağırış Gakkoş’un son sözleri oldu. Efe İsmail ile Nusret can havliyle kapıları açıp kendilerini taksiden dışarı, derenin içine doğru attılar. Kendisini dışarı attığı sırada Nusret’ten bir “Iıh” sesi geldi. Bu sesle beraber karanlıkta kendilerini farların ışığında en son gördükleri yer olan derenin köşesine doğru attılar. Sonradan anlaşıldığına göre Yanık Mustafa da kendini yere atmış, yerde sürünerek Nusret ve Efe İsmail’e doğru gelmişti. Ama her taraf ziriri karanlık olduğundan Nusret, Efe İsmail ve Yanık Mustafa birbirlerini göremiyorlardı. O gece gökteki ay da bir hafta önceki dolunaydan dönüyordu. İkinci dördün denilen bir şekli vardı gökte. Hava da çok bulut olunca ayın aydınlığı kalmamıştı. Bulut ki ne bulut karalar karası bulutlar. Ay bulutun birinden çıkıp diğerine giriyordu. Bu yüzden de hava çok karanlıktı. Karanlıktaki bu kurşun yağmurunun altında Efe İsmail,

--Abi vuruldun mu dedi. Nusret,

--Yok ya vuruldum sayılmaz, sıyırdı her hal dedi.

Karanlıkta hiçbir şey görünmüyordu, iki taraf da körlemesine ateş ediyordu. Efe İsmail ile Nusret Ay buluttan kurtulup tekrar buluta girince hemen yerlerini değiştiriyordu.

Daha ilk anda Nusret, Efe İsmail’in kulağına,

--Patlayan tabancanın namlu alevinden tahminen bir bir buçuk karış kadar sağa ateş et dedi.  

Bu tembihten sonra Efe İsmail ile Nusret’in sıktığı her kurşun sonrasında birisinden mutlaka bir bağırtı geliyordu. Sadece Yanık Mustafa uzak olduğundan Nusret’in tembihini duymamıştı ve tabanca alevine doğru ateş ediyordu. Pusu kuran adamlar da tabanca alevine ateş ediyordu. Bu nedenle de Nusret ve Efe İsmail hiç ses çıkarmadan her atıştan sonra az da olsa yer değiştiriyordu. Böylece adamlar önceki yerlerine kurşun yağdırıyordu.

Nusret ve Efe İsmail saldırıyı kahvehaneye yapılacak diye düşünüp böyle bir çatışmayı hiç beklemediklerinden pek hazırlıklı değildi. Her zamanki gibi biri kabzada biri de yedekte iki şarjörleri vardı. Bu nedenle de yanlarında fazla çekirdek yoktu. Onun için idareli kullanmak zorundaydılar. Şüphe duydukları zaman ateş etmiyorlardı. Bu da onları diğerlerinin ateşinden bir derecede olsa kurtarıyordu. Sık yer değiştiriyorlardı ve bu baskını atlatmak için çareler arıyorlardı ama karşıdaki düşmanın da onları bitirmek için planlar yaptığı Efe İsmail’in kulağına kadar gelen konuşmalardan anlıyorlardı. Kalın sesli birisi, “Soldan çevir, arkadan yaklaş” diye emir verdi. Bu emirden sonra Efe İsmail kulakları ayak sesine dikti. Bir adam ayaklarına yapışan çamurlara söylene söylene sağ taraftan geliyordu. Zaten gergin olan adam yola geldiği sırada bir su birikintisinin içine basınca da sövdü. Adam suya sövünce Efe İsmail sese doğru dikkatlice baktı. Adamın belli belirsiz bir karaltısı vardı. Tabancasını karaltıya doğru çevirdi ve bastı kurşunu adamın suyun içine düştüğü suyun sesinden anlaşıldı. Adam düşünce karşıdaki adamlardan birisi diğerine bağırdı, “Zora Abi, senin gönderdiğin adam suya düştü” dedi. Diğer adam da (Zora olmalı) “o zaman onun yerine sen git” dedi. Adam kendi kendine kızarak önceki arkadaşı gibi sağ taraftan Nusret’e doğru sarmaya geliyordu, bir yandan kurşun sıkarken bir yandan da adamın ayak seslerini takip ediyorlardı. Efe İsmail Nusret’e doğru eğilerek,

--Ben birazdan geliyorum dedi.

Efe İsmail bir kurşun daha sıktı sonra karanlığın koynunda usul usul adamın geleceği yola doğru yollandı. Ateş ettikleri kısmın dışına çıkmıştı. Başını kaldırıp aya baktı, ay kısa zaman sonra buluttan kurtulacaktı. Bu nedenle ay çıkınca hemen görünmeyeceği bir çalının arkasına geçti. adam İsmail’e doğru emin adımlarla geliyordu, nefesini kontrol etmeye ve yavaşlatmaya çalıştı. Adam yolun üstüne çıkarken ay bulutun arkasından kurtulmaya başladı. Adam ayın solgun ışığında bir hayalet gibi geliyordu. İyice yaklaştığında Efe İsmail bu adama ilk kuşunu gönderdi. Adam bağırarak yıkıldı. Efe İsmail biraz bekledi, ay karanlığa girince sürüne sürüne adamın yanına gitti. Daha varmadan önce fısıltıyla adama “vuruldun mu” dedi. Adam da fısıltıyla “Nadir sen misin” dedi.  Efe “Evet benim” dedi. Yanına vardığında usuldan “sakın ses çıkarma seni kurtaracağım” dedi. Adam Efe İsmail’i kendilerinden Nadir sandı, “tamam  Nadir, acele et” dedi. Efe adama “Silahını düşürdün mü” dedi, adam “Yok elimde” dedi. ”Beline sok da kazayla beni vurma” dedi Efe İsmail. Adam “Tamam tamam” dedi. Sonra adama iyice yaklaşan Efe adamın beynine kurşunu çaktı. Karşı taraftakiler orada yere düşen adamları ateş etti sandıkları için kimse Efe İsmail’in olduğu yere ateş etmiyordu. Nusret’in de haberi olduğundan zaten, o da ateş etmiyordu. Yani Efe İsmail rahattı, o rahatlıkla adamın belinden silahını aldı. Sonra ceplerine baktı iki de yedek şarjör buldu. Tekrar adamın ceplerini taradı işe yarayacak başka bir şey var mı diye, bir şey bulamadı. Yine sessizce sürüne sürüne geri dönerken de Efe İsmail önceden vurduğu suyun içindeki adama rastladı, adam çoktan ölmüştü. Onun tabancasını da elinde buldu. Adamın elinden silahı zorla aldı, ama almadan önce el yordamı ile yoklaya yoklaya tabancanın emniyetini kapatmıştı. Zira kazayla tabanca ateş alsaydı hem Nusret hem de diğerleri ateş ederek İsmail’i kevgire çevirirlerdi. Efe İsmail adamın elinden silahı kerpetenle diş çeker gibi zorla söktü. Sonra da ceplerine iyice baktı kontrol etti. Ceketinin sol cebinde bir şarjör buldu ve aldı. Diğer ceplerinde işe yarar bir şey yoktu. Bir tane daha şarjör buldu ama boş olduğunu anlayınca yerine bıraktı. Bulduklarıyla beraber Efe İsmail’in silah ve mühimmat birden çoğaldı. Yavaş yavaş sürünerek Nusret’in yanına geri döndü. Nusret, Efe İsmail’e

--Mermin bitti mi Efe dedi.

Efe İsmail belindeki tabancayı ve iki şarjörü verdi, Nusret bu gelenlere çok sevindi.

--Sana ne söyleyecem efe dedi. Efe İsmail,

--Buyur abi dedi, ne söyleyecen diye fısıldadı.

--Yanık da buraya geldi sol yanımda dedi.

Bu haber Efe İsmail’i yeni bisiklet alınmış çocuk gibi sevindirdi. Sonra İsmail’in getirdiği tabancayı ve şarjörü Mustafa’ya uzattı. Efe İsmail, Mustafa’ya

--Nasılsın yaran var mı diye sordu. Yanık Mustafa,

--Her tarafım yanıyor İsmail abi dedi.

--Sallama Yanık dedi,

Bir yandan aralarında konuşuyor, bir yandan da kurşun sıkıyorlardı. Durdukları yerleri sürekli değiştiriyorlardı. Efe İsmail yerde süründüğü için ön tarafı çamurlu su ile ıslanmıştı. Gecenin soğuğu da iyice artınca tir tir titriyordu. Bu arada Nusret bir gölgeye arka arkaya üç kurşun sıktı. Adamın “Paat” diye yere düştüğünü duyuldu. Duyuldu ama üç kurşun sıkmak Nusret’in yerini açık etmişti. Adamın yere düşmesinin ardından Nusret’in olduğu yere en az elli çekirdek düştü. Elli çekirdekten Nusret’in hesabına kaçı düştü belli değildi. Sesler bir süre sonra kesilince Efe İsmail sürünerek yanına gitti. Nusret’in başını elleri arasına aldı ve

--Abi nasılsın dedi. Nusret ise her zaman alışık olduğu şekilde,

--İyiyim Efe iyiyim, bu yavşaklar ordusu bana bir şey yapamaz dedi.

Nusret’in iyi olmadığını Efe İsmail anlamıştı ama bunun Nusret’e faydası yoktu. Efe İsmail’in de elinden fazla bir şey gelmiyordu. Bu arada hedef sahasından tamamen çıkmak için çok daha farklı bir kısma gitmek üzere hareketlendiler. Sessizce santim santim yer değiştirmeye çalışıyorlardı. İki adımlık mesafeyi bir dakikadan daha uzun sürede ancak gidebiliyorlardı. Bu uzun süre zarfında karşı tarafa hiç kurşun sıkmadılar. Bu nedenle de karanlıkta nerede olduklarını kestiremedikleri için karşı tarafta ateşi kesmişti. Bazıları kafasından pusuya düşenlerin öldüğünü bile geçirmeye başlamıştı. Durup dinleyerek Nusret ile Efe İsmail’in nerede olduğunu ve ölüp ölmediklerini, eğer ölmedilerse bulundukları yeri cehenneme çevirmeye hazırlandılar. Dört beş dakika kadar bu şekilde dikkat kesildiler. Bu sürede Nusret ile Efe İsmail, hareketsiz sabit kaldılar. Deyim yerindeyse nefes bile almadılar. Kulak kabartıp da bir ses alamayanlar kendi aralarında konuşup tartışmaya başladılar.  Birisi,

--Abi soğuktan donduk dedi. Bu adamlar ateş etmediklerine göre ölmüşlerdir. Bir diğeri ise,

--Olum bunlar senin bildiğin adamlar değil, bu işin her türlü puştluğunu bilen adamlar bunlar. Senin benim gibi adam olsalardı zaten bu zamana kadar bunları değirmende mısır öğütür gibi öğütürlerdi. Belki de ölü taklidi yapıyorlardır dedi.

--Ulan biz ayı mıyız ölü taklidi yapsınlar dedi.

--Sadece ayılara mı ölü taklidi yapılır salak dedi kızarak. İnce sesli birisi,

--Zora abi sen ne düşünüyorsun diye sordu.  Zora,

--Bu adamların dördü sizin sekizinizi şarap gibi ezdiler. Beni de hazırlıksız yakalayıp silahımı aldılar. Sonra da tabancının kabzasıyla vurunca iki dişimi kırdılar. O başlarındaki adam tepemden yumruğu vurunca dünyamı kararttı. Kalanınızı da paketleyip iadeli göndermedi mi? dedi.

Zora’nın sesi uzaktan geliyordu. Demek ki adamları sürüp kendisi arkadaydı, belki de siperdeydi. Onlar bu şekilde konuşurken İsmail ile Nusret santim santim ilerliyordu. Zaten her tarafları acıyıp sızlıyordu. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 214
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster