Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
34
 

ÇYK/A-04 Ç.Y. Kahvehanesi 2/2

Efe İsmail tekrar kahvehaneye girerek Nusret Abinin oturduğu koltuğu dışarıya çıkardı. Tozlarını silkeledi, bahçenin kenarına koydu. Sonra İlhan’la beraber masaları çıkardılar ve her masanın üstüne diğer masayı ters koyarak sıraladılar. LPG tüpünde kalan hortumu yine tornavida ile söküp LPG tüpünü de getirdi ocağın yanına koydu. Kahvehanenin içersinde duvarda Atatürk Resmi ile Türk bayrağı ve Fenerbahçe’nin flaması kalmıştı. Efe İsmail gözleri yaşararak Bayrağı ve flamayı söktü götürüp askıya astı. Sonra İlhan’ı da çağırdı ve Atatürk Resminin üst kısmında bulunan çiviye bağlı ipi söktü ve resmi büyük bir itina ile dışarı çıkarıp üstündeki tozları üfleyerek uzaklaştırdı.  Kahvehanenin içersinde bir şey kalmamıştı. Yerdeki tüm tozları almak için süpürge aradı, kapının arkasındaki süpürgeyi gördü. Gidip süpürgeyi eline aldı ve önce kontrol etti, sağlamlığına baktı. Ne da olsa dokuz yıllık süpürgeydi. Süpürgenin arkadaşı faraş da hemen yanındaydı. Süpürgeyi alarak kovanın içersindeki suyu süpürgenin üzerine döküp tabanın her tarafına su sepeledi. Sonra en dipten başlayarak kahvenin tamamını süpürdü. Çıkan tozu iki kez faraşın içinde toplayıp döktü. Kahvehane tabanının parke taşları sonunda görünmüştü. 

İlhan kovaya çeşmeden tekrar su doldurdu ve Efe İsmail’e dönerek,

--Abi müsaade edersen ben suyu kovayla duvarlara serperek yıkamak istiyorum, sence bir sakıncası var mı diye sordu.

--Bence bir sakıncası yok ama elektrik düğmeleriyle prizlere dikkat et dedi.

--Sen o işi bana bırak dedi İlhan, ben elektriği şartelden kapattım mı tamamdır dedi.

İlhan elektriği şartelden kapatarak geldi. Sonra kovayı doldurup doldurup maşrapa ile duvarlara serperek kapı ve pencereler dahil kahvehanenin her tarafını yıkadı. Tabandaki su da bir borudan dışarıya bahçeye akıyordu. Kahvehanenin tabanını da süpürge ile yıkayıp temizledi.

--Kahvehane son sekiz yıldır böyle bir temizlik görmedi dedi Efe İsmail.

--Şimdi karnımız acıkmıştır her halde dedi İlhan. Bir şeyler yiyelim mi?

--Olur dedi İsmail,

İlhan gidip bahçenin kenarındaki tepsiyi alıp getirdi Efenin önceden oturduğu sandalyenin üstüne koydu ve tepsinin üstüne örtülü olan saman sarısı yağlığı kaldırdı. Tepside bir tabak siyah zeytin, bir tabak içinde tulum peyniri ve bir tabak içinde de kızartma vardı. Dört büyük dilim ekmek ise üst üste duruyordu. Çalıştıkları için iyice acıkmışlardı. İsmail kahvehaneye girerek iki tane su bardağını çeşmede yıkayarak su doldurdu geldi. Sonra Ya Bismillah diyerek yemeğe giriştiler.

Yemeği yiyen Efe İsmail Elini ceketinin cebine sokarak bir sigara paketi çıkardı. Birinci Paketinden bir sigara aldı. Tam dudaklarına götürürken İlhan’a sordu.

--Sen sigara içiyor musun, ?

--Hayır dedi İlhan hiç içmedim.

--İyi iyi dedi, Efe İsmail en iyisini sen yapıyorsun. Sigaranın faydalarından bahseden adam bilerek yalan söylüyordur. Yıllardır içerim hiç faydasını görmedim.

Sigarasını dudaklarının arasına sıkıştıran İsmail diğer cebinden çıkardığı Muhtar Çakmağını dört beş çakışta ancak sigarasını yakabildi. Derin bir nefes çektikten sonra İlhan’a dönerek

--Delikanlı ben daha senin adını bilmiyorum, senin adın nedir diye sordu.

--İlhan dedi Benim adım İlhan. Önünde arkasında hiçbir sıfat yok sadece İlhan dedi.

--Pekâlâ, İlhan şimdi sana bir soru soracağım iyice düşünmeden cevap verme dedi.

--Tamam, sor Efe İsmail abi, ne istiyorsan sor.

--İlhan benim aradığım delikanlı sen misin, diye sordu İsmail.

İlhan ne diyeceğini bilemedi, ne sorulduğunu bile anlamamıştı.

--Anlayamadım Efe İsmail abi dedi.

--Benim sana baştan söylediğim, yoksa söylemedim mi?  Bu “Çatal Yürek Kahvehanesi”  için Çatal Yürek Nusret Abimin son nefesinde bana vasiyet ederek söylediği “ İsmail kahveye git, çayımız kaynasın, ocağımız tütsün. Adımız kahvenin kapısının üstünde dursun. Ben ölsem bile adımız yaşasın. Fakir fukaraya ilişmeyin koruyun kollayın. Kahveyi yüreğine, bileğine sağlam yiğit bir delikanlı işletsin. Bir delikanlı bul, delikanlı benim mirasçım olsun, sen de ona yardımcı ol. Herkesin delikanlıyım diye gezdiği bu âlemin aslında ne kadar ne kadar kalleş ve kaypak olduğunu da söylemeyi unutma”  diyerek öğütlediği delikanlı sen misin İlhan dedi.

--Abi nerde bende sizin dediğiniz gibi yürek bilek, gece benim önüme birisi çıksa ben ardıma bile bakmaz kaçarım. Nerede bende sizin söylediğiniz gibi Çatal Yürek Nusret Abinizin mirasına sahip çıkmak? Birisi bana kahveyi terk et dese mahalleyi terk eder kaçarım dedi. Hem sen madem kahvehaneyi verecektin niye şimdiye kadar vermedin.

--Birincisi, ben sana iyice bir düşün taşın derim, hemen cevap verme, danışacağın birisi varsa git danış. Oturun  beraber etraflıca bir düşünüp karar verin. İkincisi ise ben Nusret abiye söz verirken ilk fırsatta gelip kahveye sahip çıkacağıma ve yeni sahibine vereceğime söz verdim.

--Tamam ya işte ben de onu soruyorum şimdiye kadar niye vermedin diye.

--Ah diye bir iç çekti Efe İsmail, başını eğdi ve Ah İlhan kardeş ah dedi, bir bilsen böyle zor soruları bana sormazsın dedi. Sonra başını kaldırıp İlhan’ın yüzüne baktı ve konuşmasına devam etti. Daha önce söylemiştim ya ben dokuz yıldır hapishanedeydim, maphustum. Dün sabah çıktım bu sabah ta buraya geldim. Önce bir iki kez önünden geçtim. Hiç cesaret edemedim kahveye bakmaya. Sonra seni gördüm burada. Sanki o lanet geceden sonra buranın koruyucusu sendin gibi geldi bana. Tek başına oturmuştun sandalyeye ve buraya sahip çıkıyordun. Senin burada olman bana cesaret verdi de ben geldim buraya. Eğer yalnız başıma gelseydim belki de içerde kendi kafama kurşunu sıkar intihar ederdim. Bana bu kadar umut veren sendin, benim kapıyı açıp içeri girmeme de sebep sen oldun. Üçüncüsü eğer sen kabul edersen ben kendime yatacak bir yer buluncaya kadar kahvede sandalyeler üstünde yatarım, sana her konuda destek olurum. Zaten Nusret abimin de söylediği gibi “Kahveyi yüreğine bileğine sağlam yiğit bir delikanlı işletsin sen de ona yardımcı ol” diye vasiyet ettiği gibi ben de sana yardımcı olacağım, dedi.

--Abi, inşallah en kısa zamanda bulursun aradığın delikanlı adamı da üzerindeki görevi devreder vasiyeti yerine getirirsin. Haydi, şimdi kalkalım da işimizi yarım bırakmayalım dedi ve ayağa kalkıp kahvehaneye yürüdü.

Tepsiyi tekrar üstünü örtüp sandalyenin üzerinde kenara koyan Efe İsmail de kahveye doğru yürüdü. İçeri girdiğinde İlhan’ın çay ocağı konulan tezgâhı sabunlu sular ile bir güzel temizlediğini gördü. Eline bir bez alan İsmail de pencereleri silmeye başladı. Pencerelere su çarpılmasına rağmen tozlar hala duruyordu. Pencereleri temizlediğinde iyice yorulduğunu gördü. Dışarıya çıkıp bir sigara yaktı. Sigarası bitince Kahvehanenin masalarının içini dışını her taraflarını güzelce bezle silip temizledi. Zaten beş tane masa vardı. Sonra sandalyeleri temizlemeye başladı. Bu sırada kahvehanenin dışını da yıkayan İlhan da geldi ve sandalyeleri silmeye başladı. İkisi de hiç konuşmadan sandalyelerin temizliğini bitirdiklerinde neredeyse akşam ezanı okunacaktı.

--Efe İsmail Abi dedi İlhan, Nusret abinin hiç yakını falan yok muydu. Mirasına sahip çıkacak gelip kahvesine sahip çıkacak. Adına namına sahip çıkacak kimsesi yok muydu. Bir evladı, kardeşi falan.  

--Doğrusunu istersen ben de pek bilmiyorum. Ben sadece Çatal Yürek Nusret abimi ve annesini tanıyorum. Bir de Nusret abimin düşmanlarını tanıyorum.

--Ne yani beraber ölümlere yürüdüğünüz adamın geçmişini hiç mi bilmiyorsun yani. Esas nerelidir, İstanbul’a nereden ve niye gelmiştir. Anası babası kimdir. Amcası dayısı var mıdır yok mudur? İstanbul’un yerlisi midir, yoksa başka bir yerden göç mü etmişler. Ya da uzak diyarlardan buralara sürgün mü gelmişler.

--Delikanlı ben öyle senin sorduğın gibi bir şeyler duymadım. Ne Çatal Yürek Nusret abimden ne de anası Seher anamdan, hiç kimseden böyle bir şey duymadım. Kendileri bana bu dolaylarda hiçbir şey anlatmadılar, ben de hiç sormadım.  Eğer sorsaydım belki anlatırlardı belki de bana kızıp bağırırlardı. Zaten sormak haddime de düşmezdi. Anlatacak bir şeyleri olsaydı anlatmak isterlerse anlatırlardı. Ben Nusret abimin delikanlılığına, yiğitliğine, harbiliğine güvenip geldim yanına. Başka bir niyetim yoktu. Bizim hiç saklımız gizlimiz olmazdı, kaç yıllık adamıyım kümes kadar bir evim yok. Bankaya yatırdığım beş kuruşum yok.

--Size haftalık veya aylık bir ücret vermez miydi?

--Benim aklıma hiç böyle bir şey gelmedi. Para lazım olduğunda ne kadar lazımsa alırdım. Aramızda hiç para lafı edilmezdi. Sanki kazanılan para hepimizin parası gibiydi. Her ihtiyacımızı Nusret abi karşılardı. Şu iş için para lazım dediğimizde lazım olanın iki katını verirdi, kimsenin yanında rezil rüsva olmayın derdi. Verdiği paranın da hesabını falan sormazdı. Böyleydik.

İlhan duyduklarına inanmakta zorlanıyordu, hafifçe dudağını büküp boynunu çevirdi.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 226
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster