Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
18
 

ÇYK/A-18 İlk Duruşma 1/4

 (16 Kasım 1976 Salı)

16 Kasım günü gelip çattığında sabah erken kalkan Efe İsmail ile İlhan güzelce sakal tıraşı olup en yeni ve temiz elbiselerini giydiler. İkisi de heyecanlıydı, ancak kimse heyecanlı olduğu belli olsun istemiyordu. Bu nedenle de ikisi de konuşmuyordu. Kahvaltı çayı kaynarken kahvehaneye geçerek gömme dolabı açtılar ve Nusret’in gizli zulasından bıraktığı mektubu çıkardılar. Efe İsmail Mektubu Kutsal bir emanet gibi okşayarak başka kağıtların arasına sarıp ceketinin sol göğüs cebine yerleştirdi. Sonra da dolabı yeniden kapatıp kilitlediler. Anahtarını da yine minderin içine koydular. Evde kahvaltılarını yaptıktan sonra Efe İsmail ile İlhan kapıları kilitledikten sonra Kocayol‘dan Şemsettin Günaltay Caddesine on dakika kadar yürüdüler. Yeni yapılan Emin Ali Paşa Camiinin önünde on beş yirmi dakika kadar bekledikten sonra gelenbelediye otobüsüne binerek Üsküdar’a geldiler. Önce Polis karakoluna giderek Tahir’i buldular ve beraberce Adliyeye giderek duruşmayı beklemeye başladılar.

Bekleme salonunda dip tarafta boş bir bank bularak oturdular. Efe İsmail duruşmaya çağrılmayı beklerken üç tane sigara içti. İlhan ise kah bankta oturdu kah kalkarak volta attı. Duruşma salonuna girenler çıktıklarında mübaşirin kendilerini çağırmasını umutla beklediler, ama uzun süre beklediler. Saat 10: 30 da Duruşma salonunun kapısında görünen Mübaşir İlhan Aslantürk diye bağırdı. İlhan’ın heyecandan dizleri titriyordu. Bu güne kadar resmi işlemler için hiçbir yetkilinin karşısına çıkmamıştı. Askerdeyken bile Bölük komutanı yüzbaşının odasının kapısını bir kez çalarak karşısına çıkmış ve aylık izin istemişti. O zaman da dizleri titremişti. İlhan Efe İsmail’e ve Tahir’e baktı, gözleri ile sizler de gelin der gibiydi. İlhan’dan sonra zaten onlar da kalktılar ve duruşma salonunun kapısına kadar geldiler. İlhan içeriye girdi, kapı kapandı. Aradan beş dakika kadar bir zaman geçtiğinde kapı açılarak mübaşir başını kapı aralığından çıkararak “İsmail Abduşoğlu”   diye bağırdı. Efe İsmail şaşırmıştı. Kalktı mübaşirin araladığı kapıya doğru gelerek benim dedi. Mübaşir kapıyı açarak kenara çekildi ve içeriye girdi.

Hâkim, Efe İsmail’in kimlik bilgilerinin alınmasını ve tanık olarak dinlenmesini istedi. Mahkeme kâtibi Efe İsmail’e,

--Nüfus Cüzdanını ver dedi. İsmail Cebinden Nüfus cüzdanını çıkartıp kâtibeye verdi. Kâtibe,

--Adın Soyadın diye sordu. Efe İsmail,

--İsmail Abduşoğlu 

--Doğum Yeri ve tarihi? Efe İsmail,

--Uşak / Sivaslı 10 Nisan 1930 dedi.

--Baba ve ana adın.

--Baba adı Mustafa, Ana adı Azime diye cevap verdi Efe İsmail.

Kürsüde oturarak aşağıdaki katibinin ne yaptığını kontrol altında tutan Hakim başını Efe İsmail’e çevirerek sert bir bakış attıktan sonra sordu,

--İsmail Abduşoğlu, ne zamandan beri Nusret Namık Kendircioğlu’nun yanında çalıştın.

--Hakim bey ben askerliğim sırasında da Nusret Namık Kendircioğlu ile beraberdim. Bir yıldan fazla Hadımköy Topçu Taburu Revirinde beraber sıhhiye eri olarak çalıştım. Fakat Nusret abim çavuştu. Ben askerliğimi bitirdikten sonra memlekete gittim sonra da babamla kavga ettik ben tekrar İstanbul’a geldim. İstanbul’a geldikten altı ay kadar sonra da Nusret abinin kahvehanesinde çalışmaya başladım.

--Eee  yani sadede gel sadede,

--Yani, 1952 de askerlik bitti, 1953 ün baharında ben tekrar İstanbul’a geldim ve Sonbahara doğru da evet sonbaharda Nusret Abinin kahvehanesinde çalışmaya başladım. Taa ki pusuya düştüğümüz güne kadar.

--Nasıl pusuya düştüğünüz güne kadar? Diye sordu Hâkim.

--Hakim bey biz 9 yıl evvel yani 30 Nisan 1967 de pusuya düştük, vuruştuk, yaralandık fakat karşımızdakiler insafsızca ateş ediyorlardı ve çok kalabalıktılar. Birden bir baktım ki bizim taraftan ateş eden bir tek ben kalmışım. Gakkoş Cahit zaten taksiye ilk ateş ettiklerinde vurularak ölmüştü. Sonra baktım Yanık Mustafa’da susmuştu. Ateş eden tek ben kalmıştım ben de üç dört yerimden yaralanmıştım. Baktım Nusret abim ateş etmiyor, yaklaştım. “Abi noldu” dedim. “Kolumu kaldıracak takatim yok Efe” dedi. “Demek ki benim yolum bu kadarmış” dedi. Abi bırak bu sözleri de kendine gel, haydi şuradan gidelim gayri dedim. İşte o zaman Nusret abim. “Efe bende iş kalmadı, sen Yanığı da al kaçın gidin” dedi. Yanığa seslendik, yanıktan ses gelmedi. Üstümüze hala kurşun geliyor ama eskisi gibi yağmıyordu, iyice tavsıdıydı. Ancak Nusret abimi bırakıp da gidemezdim. Yanıktan ses seda gelmeyince onun da hayatta olmadığına inandım. Becerebildiğim kadarıyla Gakkoş la Yanığa Fatiha okudum.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 164
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 33
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster