Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
22
 

ÇYK/A-18 İlk Duruşma 3/4

(16 Kasım 1976 Salı)

--Nereden anladın adamın kendinden emin olduğunu.

--Hakim bey adam karanlık diye hiç eğilmeden, hedef küçültmeden yürüyüşe çıkmış gibi dimdik yürüyerek geliyordu. Adam ayın solgun ışığı altında hayalet gibi geliyordu.  İyice yaklaştığında alabildiğim kadar nişan alarak adama kuşunu gönderdim. Adam bağırarak yıkıldı. Biraz bekledim, ay tekrar buluta girip de karanlık olunca sürüne sürüne adamın yanına gittim. Adamın elinden silahını aldım, cebinden yedek şarjörünü aldım, tekrar sürünerek dönerken de suyun içindeki adamın silahını ve şarjörünü aldım sonra da tekrar sürünerek döndüm. Bir tabancayla şarjörü Nusret abime verdim. O da diğer yandaki Yanık Mustafa’ya verdi.

--Ne var bunda, bir gerekçe değil ki bu.

--Hâkim bey gerekçesi şu; Benim alarak getirdiğim tabancalardan Yanık Mustafa’ya verdiğimiz tabanca ilk ateş ettiklerinde bizim Gakkoş Cahit’i vuran silahmış. Yani Yanık Mustafa tabancalar patladığında önce Gakkoş Cahit’i vurmuş gibi ceza aldı. Hâlbuki ikisi yan yana oturuyorlardı. Cahit ise karşıdan gelen kurşunlarla ölmüştü. Mustafa’nın elinde diğerlerinin tabancası yakalanınca orada ölen on dokuz kişinin on sekizini biz öldürmüş gibi ceza aldık. Bize pusu kuruldu amma ceza alan da yine biz olduk. Dokuz yıl yattım çıktım. İlk olarak da kahvehaneyi görmeye gittim.

Hâkim,

--Yani sen şimdi kahvehaneye yeni mi geldin.

--Evet, Hâkim Bey, çıktığımın gün İstanbul’a geldiğimde kahvehanenin eski ocakçısını buldum. Oturduk konuştuk biraz. Kahvehanenin anahtarı ondaydı, Anahtarı aldım, o gece onun yanında kaldım ertesi gün de kahvehaneye geldim. Orada eski sandalyenin üstünde oturmuş olan İlhan kardeşi gördüm. O gün bana çok uzun zamandan beri kahvehaneyi bekliyormuş gibi geldi. Ben de yanına gittim selam verdim oturdum. İlhan da benim gibi mahalleye yeni gelmişti. Askerden iki gün önce geldiğini söyledi. Konuşmaya başladık, askerden yeni geldiği için hiçbir iş yapmadığını ve askere gitmeden önce de arkadaşlarıyla kahvehanenin önünde oturduklarını ve sohbet ettiklerini söyledi. Aslında buraya lise yıllarından beri geldiklerini söyledi. Arkadaşlarından kimse de olmayınca ayakları kendisini yine kahvehaneye getirmiş. Aynen benim gibi. Ben de kahvehanenin hikâyesini anlattım. Sonra anahtarla kapıyı açamayınca onu çağırdım kapıyı o açtı. İçeriye girdik her yer toz dumandı. Temizlerken bana yardım edebileceğini söyledi. Zaten işsizim dedi. Kahvehanenin elle tutulacak bir yeri kalmamıştı. Evden kova ve temizlik malzemesi getirdi beraberce kahvehaneyi temizledik. Kova ile beraber evden çay ve yiyecek bir şeyler getirmişti. Temizlikten sonra yedik.

--Yemek sırasında sorum “Sen benim aradığım adam mısın” dedim. Ne dediğimi bile anlamadı. Bende Nusret Abimin ölürken söylediği delikanlı sen misin diye sordum. Bana “Abi nerde bende sizin dediğiniz gibi yürek bilek, gece benim önüme birisi çıksa ben ardıma bile bakmaz kaçarım. Nerede bende sizin söylediğiniz gibi Çatal Yürek Nusret’in mirasına sahip çıkmak? Birisi bana kahveyi terk et dese mahalleyi terk eder kaçarım dedi. Hem sen madem kahvehaneyi verecektin niye şimdiye kadar vermedin.” Dedi. Mirasın Nusret’in anasına ve kardeşine verilmesi gerektiğini söyledi. Ben anasının koleradan öldüğünü, kız kardeşinin ise nerede olduğunu bilmediğimi söyledim. Yine de reddetti.

--Peki sen niye kahvehaneyi almak istemedin diye sordu Hakim İlhan’a dönerek.

--Efendim, miras öncelikle kardeşleriyle anasının hakkıdır diye düşündüm. Sonra onun yanında o kadar yıl çalışan İsmail abi gibi insanlar varken benim almam ayıp olurdu. Çünkü benim hiçbir ilgim yoktu Nusret Abiyle. Doğru dürüst tanımazdım bile, Liseye giderken gidip kahvehanenin bahçesinde oturur konuşurduk arkadaşlarla o zaman öğrendim oranın bir kabadayının kahvehanesi olduğunu.  Yani bana göre benim hakkım değildi.

--E sonra ne oldu İsmail Abduşoğlu anlat bakalım dedi hâkim.

--O akşam da bana bir kase çorba getirdi, Ben o akşam sandalyelerin üzerinde yattım. Ertesi gün gene kahvehaneye geldi, bana yine kahvaltı getirmişti. Bir demlikte çay vardı. Kahvaltıyı birlikte yaptık. İlhan daha sonra İş bulmak üzere gideceğini söyledi. Bende isterse kahvehanede çalışabileceğini söyledim.  Sonra da sorunun cevabını sordum. Bilemiyorum dedi Sonra da o bana bir soru sordu. Dedi ki Nusret Abin nerede oturuyordu. Evi neresiydi. Düşündüm ki hiç bilmiyorum. Ben Nusret abimin evini bilmiyorum. Eşyaları ne oldu bilmiyorum. Sonra düşündüm ki bunu bilse bilse Canip biliyordur diye çıktım Canip’e gittim. O da Nusret’in eşyalarını arkadaki yaptıkları depoda olduğunu söyledi. Ben döndüğümde İlhan yine kahvehaneyi bekliyordu ve arka odaya gidip baktık. Her tarafı açtık havalandırdık. Sonra da İlhan kardeş beni eve yemeğe davet etti. Beraber gittik yemek yedik çay içtik. Teklifimi orada da ısrarla belirttim. Annesi de karar veremediler. Ben de iyice düşünmelerini ondan sonra karar vermelerini söyledim. Bana bir yastık bir de yorgan verdiler gece kahvehanede yattım.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 164
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 33
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster