Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
30
 

ÇYK/A-19 Öpüşme 1/5

 (20 Kasım 1976 Cumartesi)

Duruşmadan sonra dört gün kafalarda çeşitli senaryolar yazarak zor geçti. Bir gün efe İsmail ile İlhan yazdan kalan güneşli bir günde kahvehanenin ön bahçesine attıkları üç sandalye ile yaprakları sararıp dökülmüş çınar dallarının arısından parlayan güneşin altında çaylarını içerek güneşleniyorlardı. Kahvehanenin önündeki caddeden Elvan’ın geçtiğini gören Efe İsmail İlhan’ı dürterek başıyla caddeyi işaret etti. İlhan baktığında caddeden Elvan’ın ağır adımlarla geçtiğini gördü.  Efe İsmail’e dönüp,

--İsmail abi ben bir bakıp geleyim dedi,

Yerinden kalktı ve Elvan’ın yanına gitti. Elvan’la birlikte ağır ağır yürürken,

--Elvan nereye gidiyorsun güzel gözlerini sevdiğim dedi. Elvan zoraki olarak gülümsedi

--Nereye gideyim dedi, senin yüzünden ben her gün üzülüyorum.

--Nasıl benim yüzümden, üzülüyorsun. Anlamadım hiç.

--Oğlan tarafı durmadan haber gönderiyor; düğünü ne zaman yapacağız, şimdi tam da düğün mevsimi, fazla gecikmeden hemen yapalım diye durmadan haber gönderiyorlar.

--Peki sen ne diyorsun bu durumda? Hiç karşı çıkmıyor musun?

--Ben ne diyeceğim? Nasıl karşı çıkayım? Sen benim durumumu hiç mi anlamıyorsun?

--Ben senin durumunu nasıl anlayayım ki? Ben nişanlı genç bir kız değilim ki.

--İşte bu yüzden bilmiyorsun benim halimi. Benim bir şey diyecek halim mi var? Ben ancak ufak tefek küçük bahaneler sürerek zamanı uzatmaya çalışıyorum. Oysa sen durmadan çınar ağacının gölgesine oturup çay kahve içip keyf ediyorsun. Ben seni böyle görünce sinir oluyorum. Sonra da kendi kendime “kız Elvan git evlen şu mühendis nişanlınla da şu salak oğlan görsün gününü” diyorum. Oğlum sen ne zaman bir erkek olacaksın?

--Ne varmış erkekliğimde, hem nasıl erkek olacakmışım söyle bakalım.

--Şöyle yiğit, almak istediğini gidip elini uzatıp alan, bir şey diyen olursa koyup oturtan biri gibi diyorum ne zaman olacaksın.

--Nasıl, nasıl yani sen bana kaba kuvvet kullanan kaba saba kütük gibi biri mi ol diyorsun?

--Ben sana, senin olana elini uzatan olursa o el o şeye dokunmadan kır diyorum. Sen değil miydin senin için her şeyi yaparım. Dünyayı yakarım diyen. Ama bakıyorum da hiç parmağını bile kıpırdatmıyorsun.

--Ne, ne nasıl yani ben şimdi gidip de senin nişanlı olacak olan adamı mı döveyim. Ben daha ortada yokken adam seni beğenmiş istetmiş. Çiçeklerini, şekerlerini çikolatalarını alıp gelip kapınıza dayanmışlar. Allahın emri peygamberin kavli demişler, anan babanda sana sormuş, sen de başını eğip “siz nasıl uygun görürseniz” demişsin, sizinkiler de verdik gitti demiş. Söz kesilmiş ardından da nişan yapılmış sonra bizim mahalleye taşınmışsınız, ben de seni görmüş, beynimden vurulmuşum. Başımda akıl kalmamış hepsini sen alıp götürmüşsün. Ben seni gördüğümde elim ayağım birbirine karışmış. Dilim damağım kurumuş, ne diyeceğimi bilmez hale gelmişim sen kalkmış hiç parmağını bile kıpırdatmıyorsun diye şikâyet ediyorsun. Kız söyle ben ne yapayım, Sen daha beni sevdiğini bile söylememişken seni alıp dağlara mı kaçırayım. Seni alıp ciğerime mi sokayım ne yapayım Elvan söyle bana.

--Ben sana söylemedim de sen bana söyledin mi sanki?

--Neyi söyledim mi Elvan, benimle oyun oynama gari kurbanın olam.

--Sen beni sevdiğini söyledin mi bana, benim kulaklarım senin ağzından çıkan“Seni Seviyorum Elvan” kelimelerini duydu mu hiç? Sen benim ellerimi tutup gözlerimin içine bakıp da bunları hiç söyledin mi? Söylemedin değil mi, söylemedin. Acaba bir genç kız olarak benim bu sözleri duymaya hakkım yok mu?

--Var elbette var, ama ben bunları sana ne zaman söyleyeceğimi biliyorum dedi. Hem böyle sokak ortasında bu kadar bağırma sonra millet bir şeyler diyecekler.

--Zaten tuhafiyeciye geldik, ben buraya geliyordum zaten. Benim işim kısa sürer, bekle dedi ve tuhafiyeciye doğru hızlı adımlarla yürüdü ve içeriye girdi.

İlhan Elvan’ı beklerken sokak ortasında tek başına durduğunu gördü ve ne yapacağını bilemedi. Panikledi, sonra ağır ağır yürümeye başladı. Elli metre kadar yürüdükten sonra da geri dönerek yine ağır adımlarla yürüdü. Tam tuhafiyecinin önünden geçmişti ki Elvan dükkândan çıktı, elinde gazete kâğıdına sarılı küçük bir şey vardı. İlhan’ın yanı sıra yürümeye başladı. Bir süre hiç konuşmadan yürüdüler. Sessizliği bozan İlhan oldu.

--Tuhafiyeciden ne aldın ki sen dedi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 199
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster