Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
11
 

ÇYK/A-20 Keşif 1/13

A-20 Kahvehanede Keşif (24 Kasım 1976 Çarşamba)

İlhan ile Elvan’ın kahvehanede kucaklaşmalarının üstünden dört gün geçti ve keşif günü olan 24 Kasım 1976 Çarşamba geldi çattı. Efe İsmail’i ve İlhan’ı bir gece önceden bir düşüncedir almıştı. İlhan bu düşünceler yüzünden gecenin ikisine kadar uyuyamadığını salondaki saatin vurmasından biliyordu ama ne zaman uykuya daldığını bilmiyordu. Uykusuz olmasına rağmen sabah ezanından hemen sonra ayaktaydı. Zeynep Hanım oğlu daha yataktan kalkmadan mutfağa giderek çayı ve kahvaltılıkları hazırladı. Zaman ikisi içinde bir türlü geçmek bilmiyordu. Gitti radyoyu açtı, radyonun sesini biraz kıstı. Sonra da yayınlanan günün haberlerini dinlemeye başladı.

Efe İsmail de İlhan gibi gece geç saatlere kadar uyuyamamış, sabah da saatin altısında açmıştı gözlerini. Bir müddet yatakta saatin ilerlemesini beklemiş fakat daha fazla sabredememiş kalkmıştı. Sonra da aklına sabah kahvaltısını fırından yeni çıkan sıcak ekmekle yapmayı koymuştu. Kalktı tuvalete gitti sonra da ellerini ve yüzünü güzelce sabunla yıkadıktan sonra geldi, çaydanlığa su doldurup ocağın üstüne koydu fakat ateşi biraz kıstı. Giyindi sonra aynanın karşısına giderek saçlarını taradı. Bu sırada aynadaki yüzüne bakarak yaşlandığı hissine kapıldı. Önce sağ yanağını sonra da sol yanağını çevirerek dikkatlice yüzüne baktı. Ağzını yüzünü buruşturup iki yana bükerek çizgileri kontrol etti.  Sonunda da aynadaki görüntüsüne bakıp bakıp, “Ne kısmetsiz birisin ulan Efe dedi. Nereye elini atsan kuruyor. Yoksa bu kısmetsizliğinin yegâne sebebi Yüce Allahın sana takdir ettiği bu tipsiz yüz mü” diye söylendi. “Şuna bak, çıkıntılı elmacıkların altında çökük avurtlar, sanki karikatür gibi, zaten boy pos da yok” dedi kendi kendine. “Sen bu gidişle kendi pisliğinin içinde bekâr bir şekilde yalnız başına geberir gidersin” dedi.  Zaten saçlarda dökülüyor diye geçirdi içinden, iki üç yıla kadar temelli kel olacağım her halde diye düşündü. Sonra da ekmek almak üzere evden çıkıp tahta kapıyı geçti. Ön bahçedeki çınarın altından geçerek caddeye çıktı ve mahalle fırınına doğru yürümeye başladı. Efe İsmail içerdeki sıcaklıktan camları buğulanmış olan kapısında yağlı boya ile “Asri Fırın” yazan tabelanın altından geçip içeriye girerken,

--Selamünaleyküm Hayati abi, hayırlı işler dedi. Fırıncı da,

--Aleykümselâm Efe İsmail diyerek selamını aldı. Hoş geldin dedi.

--Hoş bulduk, ekmekler sıcak mı diye sordu,

--Sandığın içinde daha yeni koydum, pek soğumamıştır her halde dedi fırıncı.

Fırında ilk seferde çıkan ekmeklerin tamamına yakını bakkallara dağıtılmıştı. Geriye kalan ekmekleri de soğumaması için üstlerine un çuvalları ile örterek ekmek sandığının içine koymuştu. Efe İsmail sandığa giderek kapağını açtı, elini çuvalların üstünden ekmeklerin üzerinde gezdirdi, elinde sıcaklığı hissetti ve

--Daha soğumamış, idare eder dedi ve üç tane ekmek aldı.

Kapının yanındaki kasaya gelerek bekledi, fırıncı Hayati geldi ve ekmeklerin parasını alarak üstünü verdi. Efe İsmail, tekrar hayırlı işler diyerek fırından çıktı. Ağır ağır yürüyerek kahvehaneye doğru gelirken dayanamadı ve filenin içindeki ekmeğin ucundan kopararak yemeğe başladı. Kahvehaneye gelinceye kadar neredeyse bir ekmeğin çeyreğini yemişti. Kahvehanenin ön bahçesinden girdiğinde İlhan’ı gördü. Şaşırdı, ve,

--Günaydın İlhan kardeş dedi erkencisin.

--Uyku tutmadı dedi İlhan, bu gün çok erken kalktım.

--Bende öyle dedi, beni de uyku tutmadı. Üstelik de gece çok geç saatlere kadar uyuyamadım. Sabah ta erken kalktım, biraz yatak keyfi yaptım. Gene duramadım fırına ekmek almaya gittim. Bu arada çayın suyu kaynamıştır, hele gel İlhan Kardeş dedi.

Birlikte tahta kapıyı geçerek arka tarafa, eve geldiler.  Efe İsmail anahtarı çıkarıp kilidi açtı, eve girdiler. Kahvaltı masası daha hazırlanmamıştı. İlhan ocağın üstünde kaynamakta olan çaydanlığı alarak demliğe koyduğu çayın üstüne suyu boşalttı. Bu sırada Efe İsmail de tabağa peynir ve zeytin koymuştu. Başını kaldırarak İlhan’a sordu;

--İlhan kardeş yumurta çakayım ister misin? 

--Yumurta nasıl olacak dedi İlhan? Sade mi yoksa içine bir şey mi koyacaksın?

--Nasıl istersen öyle yaparız dedi. Efe İsmail. Senin hangisi hoşuna gidiyor?

--Ben soğanlı yapılınca seviyorum ama ben kahvaltı yaptım sen nasıl istiyorsan öyle yap.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 163
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 33
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster