Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
17
 

ÇYK/A-20 Keşif 5/13

--Ben geldiğimde bu kahvehane vardı. Ama bana yeni yapıldı demişlerdi. Hatta arka taraftaki kömürlük ile şu ön ve arka taraftaki ihata duvarları daha sonradan yapıldı.

--O zamanki sahibi kimdi buranın Turgut bey.

--Buranın o zamanki sahibi,  ıııımmm biraz düşüne, hah tamam buldum o zaman burası Hayrabolulu Şevket adında birinindi. Çamur Şevket’te derlerdi dedi. Sonradan Nusret’e geçti burası dedi.

--Nasıl geçti Nusret’e burası diye sordu hakim?

--Bir gün bir rivayet dillendi buralarda. Nasıl olduysa bir gün bu Çamur Şevket hovardalık yaparken yakalanmış falan dediler, kadının kocası bunları evde basmış, çekmiş tabancayı karıya dört saydırmış derken bu kaçmış arkadan da buna saydırmış. Ama Şevket kaçmayı başarmış. Başarmış ama kaçarken arkadan kaba etlerinden vurulunca kaçmak Şevket’in çok gücüne gitmiş ve bir daha da o mahalleye dönemem demiş ve kahvehaneyi satılığa çıkarmış. O günden sonra Çamur Şevket’i buralarda gören hiç olmadı.

--Peki, kahve hiç açılmadı mı ondan sonra.

--Açıldı, hiç açılmaz olur mu açıldı tabii. Adamları vardı onlar kalırdı başında. Bir müddet Ocakçı Ali Canip ile garson Muammer çalıştırdılar. Muammer yeni girmişti buraya lakin Ali Canip ben geldiğimde de buradaydı.

--Sonra ne oldu

--Ne olacak bir gün akşam Nusret geldi kahveye. Tabi biz o zaman kim olduğunu bilmiyoruz. İçeri bir girdi, Lacivert takım elbiseli, ceketin önü açık, içinde yelek var. Ama yeleğin de düğme deliğinden bir köstek zinciri sarkıyor yeleğin cebine kadar gidiyor. Belli ki yelek cebinde de Cep Saati var. Omuzlarına attığı paltosu “Kartal Kanadı”.  Sert bakışlı biri girdi kahvehaneye, arkasından da iki kişi daha girdi. Bazı müşteriler farkına varmadı. Kahvenin içinde uğultu şeklinde bir gürültü vardı. “Bu ne gürültü beyler” dedi. Ortalık birden sessizleşti. Sonra da “Kim buranın sahibi” diye sordu. Ocakçı Canip koştu geldi, buyur etti. Şevket’in yerine oturttu, çay vereyim mi abi dedi. Hemen üç çay yetiştirdi. Ben de hemen yanlarındaki masada gazete okuyordum. O zaman patron masası şuradaydı. Ben de burada oturuyordum. Konuştuklarının hepsini kendi kulaklarımla duydum.

--Ocakçı Canip  “Abi patronu neden aradınız, kendisi pek gelmez buraya, eğer gelirse ben kendisine söylerim” dedi. Nusret,”burası satılıkmış diye duydum. Doğruysa ben alırım, fiyatı nedir” dedi. Muammer de “Abi fiyatını ben bilmiyorum ama ben patrona söylerim, ya kendiniz buluşur anlaşırsınız ya da fiyatını bana söyler bende size söylerim” dedi. Nusret’de “tamam o halde sen patronuna, adı neydi onun?”  dedi. Canip de “Şevket abi dedi, Çamur Şevket derler.” “Tamam, söyle Şevket’e Kısıklı’lı Nusret geldi kahvehaneyi sordu” dersin. “Korkmasın parası neyse verecem dedi de” diye de tembihledi. Sonra da çayını bitirmeden kalktı gitti.

--Peki Nusret’in yanındakiler kimdi, sonra onları buralarda gördün mü hiç.

--Görmez olur muyum Hâkim Bey. Her zaman gördüm o adamları. Hatta birini hala görüyorum dedi.

--Nasıl buluruz o adamı dedi Hâkim.

--Hâkim bey dedi Turgut, bulmamıza gerek yok ki, zaten burada diye Efe İsmail’i gösterdi. Hâkim Efe İsmail’e döndü ve

--İsmail sen Nusret ile buraya ilk gelenlerden misin diye sordu.

--Hâkim bey dedi Efe İsmail, ben Nusret abimden hiç ayrılmadım ki. Nusret abim nereye bende daim onun yanında, dedi.

--Sen ne diyeceksin Turgut Koloz’un anlattıkları için.

--Vallahi Hâkim Bey, ben Nusret abim ile beraber buraya geldiğimizi hatırlıyorum ama ne konuşulduğunu inan ki unutmuşum, Turgut amca benden daha iyi biliyor dedi.

--Peki, Turgut amca ondan sonra ne oldu dedi.

--Hâkim bey iki üç gün sonra bir öğlenden sonra kahveye geldiğimde bir çay söyledim. Kahvede kimsecikler yoktu, iş güç zamanı. Çayın ancak yarısına geldiğimde dışarıda, yolun üstünde bir gürültüdür oldu. Pencereden yolda toz duman içinde bir arabanın durduğunu gördüm. Sonra da aha bu Efe içeriye girdi ve garsona “Çabuk gel de şu masayı getirelim” dedi. Garson bir şey anlamadı ama dışarı çıktı ve işte bu masayı getirdiler, içeri koydular. İçeriye giren Nusret şimdiki yeri işaret etti. Buraya koyun dedi. Masayı gösterilen yere taşıdılar. Sonra da bir adamı koltuğu getirdi, masanın arkasına koydular. Bir adamı daha geldi dışarıdan elinde de işte şu duvarda asılanlar vardı. Nusret kendi eliyle keserle çaktı çivilerini. Ama önce ölçtü biçti sonra de keserle çivileri çaktı. Fotoğrafın arkasında zaten ipi vardı. Önce Atatürk’ün fotoğrafını koydu. Sonra da sağ tarafına sopaya geçinilmiş bayrağı taktı. Atatürk’ün sol tarafına da Fenerbahçe bayrağını taktı. Ben içimden ”Bu adam koyu fenerli” dedim. Biraz da kızdım.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 164
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 33
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster