Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
21
 

ÇYK/A-20 Keşif 7/13

Efe İsmail İlhan’a işaret etti, İlhan da bir bardak su doldurdu getirdi,

--Yok hakim bey polis dağıtmadı. Kumarhane pusuya düştüğümüz güne kadar bize çalıştı. Ama en son, kumarhane müdürü bir gün buraya kadar geldi parayı getirdi. Para öncekinin yarısı kadar yoktu. Abim Fuat’a kızdı, Fuat  Nusret abimin ayaklarına kapandı ve Abi sen vur öldür beni onlara bırakma” dedi. Nusret abim ”şimdi s..tir git, ne zaman gelecekler bir daha” diye sordu. Adam da “Nisan’ın onunda geleceklerini söylediler abi” dedi diye Efe İsmail anlatmaya devam etti,

--Biz Nisanın sonunda adamın dediği gün kumarhaneye gittik. Beş kişi farklı masalara oturduk, ben rulet masasına oturdum. Aradan bir iki saat geçti içeriye tiplerinden kötülük akan iki kişi geldi. Bir süre ortalığa bakındılar sonra birisi dışarı çıktı ve arkasından da ortada fötr şapkalı 45 yaşlarında şişman biri olan 5-6 kişilik bir gurup girdi. Dört kişi duvarların diplerine geçtiler, diğerlerinden biri bara girdi kalan ikisi de kumarhane müdürünün odasına daldılar. Biz önce etrafı kolaçan ettik. Bunların hepsi çocuk sayılacak kadar toylardı. İki üç masadan yüksek sesle konuşarak“ben kalkıyorum, bu kadarda şanssızlık olmaz ki” falan diyerek kalktık birisi de tuvalete diye kalktı.  Aniden duvar diplerindeki adamları üzerine çullanarak adamları sucuk gibi bağladık. Sonra müdürün odasının kapısının iki tarafına ikişer kişi geçti. Nusret abim’le ben de tam karşılarında durup adamların çıkmasını bekledik.

--Bizi fazla bekletmediler, on dakika sonra çıktılar. Tabi hepimizin elinde dikiş makineleri çift çift, adamlar kapıdan bir çıktılar apışıp kaldılar. Bazıları hemen davranmak istedi, onlara da kenardaki adamlar engel oldu. Tekrar soktuk adamları içeriye müdürün odasına. Nusret abim sordu. “Siz kimin adamlarısınız lan” dedi. Gelenlerin başı olan fötr şapkalı şişman adam ”sen bizi tanımıyon mu” diye Nusret abime diklendi. Nusret abim de adama yaklaşıp ağzına namluyu soktu “Tanımıyom lan” dedi. Git bir masa örtüsü getir dedi. Çalışan çocuklardan biri koşup yeşil çuhadan bir masa örtüsü getirdi. Nusret abim bak şimdi seni gelin edecem deyip ”başına örtün” dedi, yeşil çuhayı adamın başına örttüler abim her tarafını iyice sardıktan sonra adamı kendi etrafında çevirmeye başladı. Çevirdi çevirdi “yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, bana böyle salakları göndermesinler” deyip makineyi adamın beynine geçirdi. Adam ayakta sallandı sallandı sonra yan tarafına müdürün masasının üstüne düştü. Diğer adamların korkudan gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Abim en öndeki adamı çağırdı, adamın ayakları geri geri gitmeye başladı. Nusret abim iki adımda adamın yakasından yakaladı ve çekti. Koca adam çocuk gibi sendeledi geldi. Abim, “bak sana da bir kere soracam, siz kimin adamısınız” dedi. Adam başladı yalaka gibi konuşmaya“Abi biz de emir kuluyuz, kıyma bize nolur. Bir daha buraya gelmem tövbeler olsun” dedi. Abim, “ulan ben sana ne soruyom sen ne söylüyon g.v.t herif” dedi ve tabancalı elinin tersiyle adamın suratına vurdu. Adam masadaki arkadaşının üstüne düştü, oradan da yere süzüldü. Abim diğerlerine döndü ve namlunun ucuyla öndekini işaret etti. Adam geldi. Abim “olanları gördün sana da bir kere soracam, siz kimin köpeğisiniz, sizi buraya gönderen yavşak kim.”  Abi sana hepsini söyleyecem, bizi bu masanın üstüne ilk yatırdığın adam aldı getirdi. Bunu da Kuru Kenan gönderdi.” Abim hatırlamak ister gibi bir an durdu sonra da sordu, “Kuru Kenan da kim lan”, Adam korkudan titrerken Abi Kuru Kenan de Sinek Bekir denen Ağahanın emirberi” dedi. Bundan ötesini bilmiyorum. “Ağahan kim lan” diye kükredi Nusret Abim “bu âleme ne zaman çıkmış bu zıpçıktı,”  “Peki bu masada yatan kim” Adam yine korka korka cevap verdi,  “Abi ona da Zora Abdül derler. İstanbul Beyi.” Nusret Abim köpürdü, “Ulan Kabadayılığın da içine ettiler. Bu ne lan, kabadayılık bile devlet memurluğu gibi olmuş, Allah bilir bunların mesai saatleri bile vardır,” dedi. Sonra korkudan titreyen adamlara döndü ve “Söyleyin o baştaki adamlara adı neydi kuru sinek miydi, zor Kenan mıydı yoksa Abdülbekir miydi adı her neyse işte ona söyleyin bu mekân benim mekânım, kimse benden haraç falan alamaz. Eğer bir daha buraya adam gönderip haraç isteyen olursa gelene de gönderene de etek giydirip İstanbul’u dolaştırmazsam bana da Kısıklı’lı Çatal Yürek Nusret demesinler”dedi.

Efe İsmail’in sözlerini duyan Turgut amca sanki o günü, o anı yaşıyormuş gibi heyecanlanmıştı. Zaten gözlerinden yaşlar süzülüyordu,

--Yapar, yapar dedi. Yapsa yapsa zaten bir tek Nusret yapar bunu. Aslan gibi bir yiğitti o, sanki Hazreti Hamza gibi yürek vardı onda derken gözleri boşaldı. Koca adam gözyaşlarına hakim olamıyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 163
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 33
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster