Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
6
 

ÇYK/A-22 Kurban Bayramı 7/7

Tahta kapıdan geçip ön avludan caddeye çıktılar. Yukarıya doğru İlhan’ın evine doğru yürüdüler. Beş dakika sonra İlhan evin kapısını çaldı.

--Kim o diye içerden bir ses duyulduğunda İlhan,

--Biz geldik ana, biziz kapıyı aç dedi.

Kapının arkasındaki tırkaz mandalı kalktı ve kapı açıldı. Zeynep kadın kenara çekildi ve içeriye girdiler. Girer girmez de kapıyı hemen kapattılar, çünkü soğuk hava onlardan daha hızlı giriyordu içeriye.

--Hoş geldiniz, buyurun dedi Zeynep kadın İlhan’ın elindeki ekmekleri alırken. Geç kaldınız, nereden buldunuz ekmekleri diye de sordu. 

--Bizim bakkal kapalıydı. Fırın da kapalıydı, camında da “Bayramın 1. Günü Kapalıyız” yazıyordu. Biz de caddeden aşağıya indik, biraz aşağılarda ara sokağın birinde bir bakkal vardı. Bir kadın işletiyordu bakkalı. Oradan aldık, birini bakkal kadın kendi ekmeklerinden verdi iki tanesini de başka bir adam almış parasını da vermiş biz oradayken geldi. Bakkal kadın adama “Ben sizin ekmeklerden birini bu delikanlıya sattım, siz hepsini bu akşam yiyecek miydiniz?” dedi. Adam da “Yok hepsini bu akşam yimeyecez, yarısını da sabah için aldıydım” dedi. O zaman bakkal kadın da “Yarın sabah için mi? bunlar dünkü ekmekler, yarın yeni ekmekler çıkacak” dedi. Adam da” Öyleyse iki tane verelim” dedi. Biz de hiç yokken üç tene ekmek alıp geldik dedi İlhan.

--İyi etmişsiniz dedi Zeynep kadın, bana yardım et de sofrayı getirip burada, salonda yiyelim bu gün hava çok soğuk dedi. Gündüz soba yanmadığından bu gün mutfakta çok soğuk. En iyisi Yemekleri salona getirmek, diyerek mutfağa gitti.

Biraz sonra İlhan elinde sofra bezi ve sini ile göründü. Tekrar geldiğinde de elinde elek ekmekler ile sürahi vardı. Sofra bezini yere serdi, eleği üstüne koydu. Siniyi de eleğin üstüne koyduğunda Zeynep kadın kapıdan iki elinde iki tabak ile göründü. Tabakları sininin üstüne koydu. Tabakların içinde bir tarafında altışar köfte ile yanında biraz meyhane pilavı vardı. Zeynep kadın tekrar salona girdiğinde de elinde bir tabak daha getirmişti diğer elinde ise tere, roka, maydanoz ve maruldan yapılmış bir salata vardı. İlhan elinde bir bıçak ile içeriye girdi ve sofraya oturarak ekmeklerden birini dilimledi. İki su bardağına da su doldurup hazır etti. Çatal, kaşık ile tuzluk da gelince İlhan Efe İsmail’e dönerek,

--İsmail abi haydi gel, Allah ne verdiyse, anam ne pişirdiyse yiyelim. Efe İsmail,

--Eyvallah İlhan kardeş dedi sağ elini kalbinin üstüne koyarak.

Geldi ve sofranın en yakın yerine oturup sofra bezini dizinin üstüne çekti. Bu sırada Zeynep kadın da geldi ve sofraya oturdu. Zeynep kadın sofrada rahat edebilmek için şalvar gibi bir şey giyip gelmişti. İlhan ekmek dilimlerini ve çatalı kaşığı dağıttı. Her biri Bismillah çekerek yemeye başladılar.

Köfteler çok güzel olmuştu, çarşıda pastanede yedikleri tatlılardan sonra iştahları kesilmişti. Vakit akşam olunca da hala acıkmamışlardı ama yemek gerekiyordu. Zeynep kadın mutfaktan bir tepsi üzerinde üç su bardağı ayran getirince işin rengi birden değişiverdi. İştahlar arttı ve sofra şenlendi, bir şevk geldi. Akşam yemeğini daha iştahlı yediler, yemekten sonra Efe İsmail bir sigara yaktı. Birinci sigarasının dumanı tavana doğru yükselirken yanık kâğıt ve nikotin kokusu burunlara ulaştı. Daha sigara bitmeden isyancı ve ağır nikotin kokusu odanın her yerini sarmıştı. Belki de bu yüzdendi kendilerine devrimci diyenlerin hep Birinci sigarası içmeleri.

Yarım saat kadar sonra ise pastaneden aldıkları baklavadan tabakların içersine dörder parça koyup gelmişti Zeynep kadın. Baklavalar güzel yapılmıştı, yufkaları inceydi ve sadece bir yerine değil üç dört yerine ölçülü bir şekilde iç koyulmuştu. Tepsinin içine kızartırken de tereyağı sürüldüğü belli oluyordu. Baklavaları getirmeden önce mutfakta çay suyunu ocağa koymuştu Zeynep kadın. Baklava tabaklarını götürdüğünde de demliğe çayını suyunu koyup demledi. Sonra da geldi ve tam Efe İsmail’in karşısına oturdu. Sonra da Efe İsmail’in gözünün içine baka baka,

--İsmail Bey bizi bu bayram günü götürüp çarşıda gezdirdiniz, sinemaya götürdünüz, pastaneye götürdünüz çok sağ olun dedi. Bizi bu bayram gününde evde boş yere oturmaktan kurtardınız. Allah ne muradınız varsa versin dedi.

Efe İsmail Zeynep hanımın “Allah ne muradınız varsa versin” deyişine gülümsedi. Paketten aldığı sigarayı dudaklarına götürüp çakmakla yaktı. Küçük bir öksürükten sonra;

--Estağfurullah efendim dedi, benim için bir şerefti hep beraber gezmek. Ben de sizin yanınızda kaybettiğim aile saadetini buluyorum. Bu İstanbul’da benimde başka kimim kimsem yok. Sadece sizler varsınız. Sizin gününüze birazcık neşe katabildiysem ne mutlu bana. Allah Sizinde Ne Muradınız Varsa Versin efendim dedi. Fakat çapkın bir bakış atmayı da ihmal etmedi. Bu bakış sosyetenin Klark Çekmek dediği türden fakat kısa bir bakıştı.

İlhan lavabodan geldiğinde elinde çaylar vardı ve hep beraber çaylarını içtiler. Ama her birinin içinde birer hasret ateşi yanıyordu. O ateş gece yatarken de bir türlü sönmedi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 176
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster