Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
7
 

ÇYK/A-23 Pazar Günü 1/7

A-23  Pazar Günü  1/7 (12 Aralık 1976 Pazar)  

30 Kasım günü yapılan duruşmanın ve verilen kararın açıklanmasının üstünden on iki gün geçmişti. Bu pazar günü ise bütün herkesin yaptığı gibi İlhan da evde tembellik yaparak geçirmeye hazırlanıyordu. Kahvaltısını geç yaptı. Anasının kahvaltı için yaptığı omleti ve peynirli böreği güzelce midesine indirdi. İlhan’ın Yüzü gülüyordu, yüzü gülünce de anası Zeynep kadının yüzü de gülüyordu.

İlhan ile anası Zeynep kadın neşe içinde kahvaltılarını bitirdikten sonra her zamanki olduğu gibi anasının yanaklarından öperken,

--Ana ben kahvehaneye gidiyorum dedi. Zeynep kadın,

--Güle güle git oğlum dedi. Kendini üşütme dikkat et.

İlhan kahvehaneye gitmek üzere evden ayrıldı. Yürüyerek giderken Elvan’ın oturduğu sokağa şöyle bir göz attı, fakat sokak bomboştu. Zaten iyice soğuklarda iyice artmıştı. Evlerde sobalar yanmaya bir ay önce başlamıştı. Kimsenin sıcak sobanın yanından ayrılıp da boşu boşuna soğuk sokaklara çıkmaya niyeti olamazdı. İlhan kahvehaneye geldi, kahvehane kapalıydı.

Efe İsmail de evde kahvaltı yapıyordu. İlhan kapıyı çalıp içeriye girdiğinde soba sönmek üzereydi.  Efe İsmail’in yüzünde de bir tembellik hastalığı belirtileri vardı.

--Hoş geldin İlhan kardeş dedi, gel kahvaltı yapalım.

--Ben kahvaltı yaptım İsmail abi sağ ol dedi.

Kahvaltıyı bitirdikten sonra dışarı çıktılar, otobüse binip Üsküdar’a gittiler gezdiler. Kadıköy’de Sinema 63 sinemasına gittiler. Senaryo ve Yönetmenliğini Blake Edwards’ın yaptığı, ve başrollerini Omar Sharif ile Julie Andrews’in oynadığı 1974 yapımı bir Romantik Dram filmi vardı. Filmden çıktıklarında konuşmuşlardı film hakkında. Saat akşam beşe doğru geliyordu. Bu nedenle oyalanmadan tekrar otobüse binerek mahalleye döndüler. Kahvehanenin önüne kadar beraber yürüdüler ve evlerine gitmek üzere ayrıldılar.

İlhan eve gitmek üzere vedalaşıp ayrıldıktan sonra Efe İsmail kahvehaneye girdi Nusret’in masasına geçip koltuğuna oturdu. Paltosunu çıkardı ve sırtına attı. Kafasının yarısına kadar örttü. Sonra dirseklerini masanın üzerine koyarak kollarını birleştirdi. Eski günlerin hatıralarına daldı. Bir süre sonra kollarını ileriye kaydırarak başını da yan çevirerek iki kolunun üstüne koydu.  Gözlerinin baktığı yerde kahvehanenin çay ocağı vardı. Ali Canip’i bir an çay yapar gibi gördü. Kulaklarına hafiften bir gürültü geldi, sonrada gürültü gittikçe artarak kahvehanenin eski günlerindeki haline geldi. Ocakta demlikler kaynıyordu, radyoda beraber ve solo şarkılar vardı. Soba kapının girişinde yanıyordu, garson Muammer kömür kovasından sobaya kömür boşaltıyordu. Sobanın açılan kapağından keskin bir is kokusu geldi Efe İsmail’in burnuna. Koku Efe İsmail’in genzini yaktı. Arkasındaki masadan birisi zararın tavla tahtası üzerinden yuvarlanmasından sonra “dü şeş” diye bağırdı ve uzunca güldü. Tavla kapandı ve gülen adam başını ocağa doğru çevirip ”Canip abi bize üç orta yap” dedi.  Ali Canip’in eli orta boy bir cezveye uzandı, çeşmeden su doldurdu. Yan taraftaki küçük bir şişenin içersinden çektiği ucunda küçük bir bez parçası olar bir teli kazanın altında ateş yanan yere sokup çıkardı ve tutuşmuş olan tel ile düğmesini çevirdiği kahve ocağının yaktı. Cezvenin içine kahve ve şeker koyup karıştırmaya başladı. Çay ocağının hemen kenarındaki küçük masada Yanık Mustafa ile Gakkoş Cahit iddialı bir şekilde pişti oynuyorlar. Cemil de hiç sesini çıkarmadan onları seyrediyor. Ali Canip cezvede pişirdiği kahveleri hazırladığı üç fincana boşalttı ve cezveyi çeşmenin altında suya tutarak kabaca temizledi. Fincanları tepsinin üstüne koydu, tepsiye üç bardak da su doldurup koydu. Tepsiyi eline alarak tavla oynayanlara götürdü. Fincanları bırakırken Ali Canip “her gün mü yenileceksin be Veysel, bir gün yen de kahveler benden olsun” dedi. Veysel kendini “nasıl yeneyim be Canip abi, adam ballı abi ballı. Doğuştan şanslı imansız, ağzı ile oynuyor. Ne isterse zarlar geliyor. Bazen ağzı yanılıyor ama zarlar yanılmıyor Canip abi. Ne lazımsa o geliyor. Bende bu şansın çeyreği olsaydı Monte Carlo’da Las Vegas’ta oynarım şerefsizim” diye savundu. Ali Canip “zar geliyor deme Veysel getiriyor” dedi.” Nasıl yanı Canip abi sen “zar mı tutuyor diyorsun”, yok canım öyle şey olur mu?” Ali Canip“Olmaz olmaz” dedi ocağa geçti. Kahvehanenin kapısı açıldı içeriye biri az sakallı üç adam girdi, kapının yanındaki, Nusret’in masasının karşısındaki masaya oturdular. Birisi “usta bize üç çay ver” dedi. Gürültü olağan şekilde devam ediyordu. Birden nasıl olduysa birisi elinin ayası ile masaya vurdu ve “dediğimi duymadın mı” dedi. Efe İsmail havanın sarsılması ile başını kaldırdı. Kahvehanede hiç kimse kalmamıştı, Ne Ali Canip, ne Muammer ne de tavla, kağıt oynayanlar. Kahvehane bomboştu sadece karşısındaki masada oturan ve kahvehaneye en son giren müşteriler vardı. Efe İsmail boş boş bakıp,

--Bana mı dediniz dedi. Adamlardan sakallı olanı,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 176
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilemediğim bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Yol arkadaşlarımın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster