Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Temmuz '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
12
 

ÇYK/A-31 Açılış 4/9

Saat 10:50 sıralarında kuru pasta kalmadığı için Komiser Tahir yeniden pasta almak üzere Otomobili ile Şemsettin Günaltay caddesine gidip pastanelerde ne kadar kuru pasta varsa 15 kilo civarında kuru pasta alıp gelmişti. Sonra bir ara otomobili ile karakola kadar gidip amirine durumu anlatmış ve dağılıncaya kadar kahvehanede kalmasının asayiş ve gelip gidenleri tanımak İstanbul’un haracını kesenlerin hepsini bir arada görmek ve kontrol etmek gibi durum da söz konusuydu. Tahir ve Şerafettin Komiser içinde durum farklı değildi. Onlar buraya kahvehane açıldığı gün bir pislik yapacağını tahmin ettikleri Koçukaralı Abuzer’i engellemek ve İlhan’ı kurtlara parçalatmamak için gelmişlerdi. Hatta başarılı oldukları da söylenebilirdi.

İstanbul’un tüm yer altı dünyasının boy gösterdiği ve gövde gösterisi yaptığı bir arenaydı artık Çatal Yürek Kahvehanesi. Hem Kabadayı Nusret’in dostları gelmişti, hem de dost görünenleri gelmişti. Belki Nusret’e pusu kurup öldürülmesini emredenler bile orada olabilirdi. Nusret’in mirasçısının kim olduğunu ve nasıl bir insan olduğunu ve de kendilerine bir zarar verip vermeyeceğini tartmaya çalışıyor olabilirlerdi. Ama İlhan’ın kimin dost, kimin dost görünümlü düşman olduğunu bilecek bir bilgisi, deneyimi yoktu. Ancak tanımadığı tüm insanlara aynı yüzle ve aynı mesafede yakınlık gösteriyordu. Bunu da farkında olmadan yapıyordu.

İkindinden sonra gelen konukların sayısı azalmaya başladı. Akşama doğru mahalle sakinleri kalmıştı geriye. Onlar da bedavaya çayın kahvenin tadını çıkarıyorlardı. Tam akşam ezanı okunurken kahvehanenin önünde bir taksi durdu, taksinin kapısı açıldı ve Sencer Sayak taksiden indi. İçeriye girdi ve Efe İsmail’le ve İlhan ile tokalaştı.

--Kusura bakmayın, geç kaldım. Benim hatunu anca kandırabildim dedi. Hayırlı uğurlu olsun diyerek sarıldı ve İlhan’ı öptü. Allah yüzünün akı ile çalıştırmayı nasip etsin, Allah utandırmasın dileğinde bulundu. Efe İsmail Ali Canip’e,

--Canip abi, gel sana bir arkadaşı tanıştırayım dedi.

Ali canip geldi elini uzattı tokalaştılar. Efe İsmail,

--Canip abi, bu amca bize çay ocağını davlumbazı, tepsi ve bardakları getirip hediye eden Sencer Sayak abimiz dedi.

--Hoş geldiniz dedi Ali Canip, hediyeleriniz için de çok sağ olun. Size ne vereyim dedi. Bir kahve yapayım mı?

--Haydi, bir orta kahvenizi içeyim madem dedi Sencer Sayak.

--Ben de bir tane yorgunluk kahvesi içeyim dedi Efe İsmail.

Ali Canip ocağa gitti büyük cezveyi alarak çeşmeden içine su koyup ocağın üstüne koydu. İçine de beş çay kaşığı kahve koydu dört tane çay şekeri attı ve karıştırmaya başladı. Kahveyi kaynamaya bıraktığında raftan beş tane fincan indirip hazırladı. Arada sırada karıştırdığı cezve hafifçe hareketlenmeye başladı. İki üç göbek kaynayınca cezvedeki köpüğü fincanlara pay etti sonrada tekrar ocağın üstüne koydu ve iki üç daha göbek kaynattı, cezvelere boşalttığı kahve fincanlara tam denk gelmişti. Bunca yıllık tecrübeydi. Yanına birer bardak su da koyarak tepsiyi götürdü ve Efe İsmail il Sencer Sayak’ın oturduğu masaya götürüp koydu.

--Valla sabahtan beridir ayaklarıma karasular indi dedi Ali Canip. Rahmetli Nusret abim zamanında bile bu kadar yorulmamıştım. İlhan’ı ve Cemil’i de çağırdılar.  Efe İsmail,

--O zamanları biraz daha gençtin be Canip abi dedi,

--Orasını hiç sorma Efe, bütün ömrüm çay kazanı başında geçip gitmiş de haberim olmamış.

--Gençliğin ne kadar hızlı geçtiğini ancak geçip gittikten sonra anlıyoruz dedi Sencer Sayak.

--Babam, “yerinde duramayan gençliğin arkasından yerinden kalkamayan yaşlılık gelir”derdi rahmetli dedi. Genç iken yerinde duramayan kıpır kıpır insanlar yaş ilerledikçe yerlerinden kalkmayı istemeyen yaşlılara dönüşüyor dedi. Sizin yanınızda böyle sözler söylemek bana yakışmaz ama ne bileyim babamı hatırladım bir an dedi. Sencer,

--Evet doğru söylüyon İlhan oğlum ama bunları bizler çok geç öğrendik. Bunu bize daha önce kimse söylememişti dedi. Gerçekte bilsek ne değişecekti o nu da bilmem ama.

Sencer Sayak elini cebine attı ve oradan küçük bir kutu çıkardı. Sonrada İlhan’ın elini sıkıp,

--İlhan oğlum dedi, Ben geç kalınca bir şey alamadım gelirken elime bu geçti eğer sen evlenirken ben sağ olmazsam bunu sevdiğin kıza takarsın dedi. Kutunun içinden çerçeveli bir gremse kolye çıkardı. Bu gelin kızıma benden bir hediye dedi. Gözlerinden yine yaşlar akıyordu Sencer amcanın. Kendi gelinine takamamanın acısı dolayısıyla erken yaşta kaybettiği oğlunun acısı yüreğini yakıyordu. Efe İsmail’in elini sıkarken de kulağına “Oğluma sahip çık”dedi. Ali Canip ile de tokalaştı ve

--İçtiğim en güzel kahvelerden biriydi dedi. Eline sağlık ustam diyerek sarıldı. Dışarı çıktı ve kendisini bekleyen taksiye binerek el sallayıp gitti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 241
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster