Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
10
 

ÇYK/A-32 Canip'in Sandığı 3/6

A-32 Canip’in Sandığı  3/6 

--Önce çukurun etrafından biraz kazıp taş döşeyip beton atıldı. Sonrada betonun içine köşelere gelen direkler dikildi. Direklerin arasına da hatıllar atıldı. Direklerle hatıllar birbiri ile desteklendi. Hani çatılarda filan “eli belinde” işte onun gibi desteklerle iyice sağlamlaştırıldı. Arasına kerpiç yerleştirildi. Sonrada dış tarafına sıva yerine tahta çakıldı. Tabanını da tahtadan yaptık.

 

--Peki altını neden kazdınız? Üstü size yeterdi.

--Topladığımız bostanları, hemen satamıyorduk ki, babam bostanlar bozulmasın serin yerde dursunlar diye bodrum kazmış ben de sonradan öğrendim.

--Kahvehane kapanınca da burada kaldın ha?

--Önce biraz zerzevat ekip diktim, ama bana tat vermedi ben de bıraktım.

--Ama burası harabe olmuştu, burada nasıl kaldın?

--Virane olsa da harabe olsa da burası benim baba malımdı. İkincisi başka yere kira vereceğime burada kaldım. Bir nedeni de sandığım buradaydı.

--Anladım, hadi madem gidelim.

Sonra sandığa doğru gitti, bir sapından tuttu ve Canip abi içinde ne var bilmem amma benim bunu omzuma almam için sallamam lazım dedi. İçindeki kırılır mı acaba. İnşallah bu kocaman şeyi bana boşu boşuna taşıtmazsın dedi.

--Omzuna alacaksan ben yardım edeyim dedi.

Geldi ve bir tarafından tutarak İlhan’ın sandığı omzuna almasına yardım etti. Sonra da tahta bavulu alarak barakanın kapısını kapattı ve bahçe kapısına doğru yürüdü. Bahçe kapısını geçince de kapıyı tek eliyle şöyle çekti. Yarı açık kalan kapıya aldırmadan sokağın başına doğru yürüyüşe geçtiler. Sakağın köşesini döndüklerinde bakkal koşarak dışarıya çıktı ve arkalarından baktı kaldı.

Ali Canip ile İlhan çarşıya geldiler, yorgancıya gidip yastık ve yorgan siparişlerini verdiler. Bir tane de hazır olarak satılan kenarları fitilli olan pamuk yataklardan da alacaklardı. Ellerindeki sandık ve bavulu da yorgancıya emanet ederek çarşaf almak üzere manifaturacıya gittiler. Manifaturacıdan beyaz bir çarşaf kestirdiler. Getirip yorgancıya kenarlarını dikmesi için teslim ettiler. İlhan,

--Canip abi sana güzel bir kazak alalım dedi. Palto da alacaktık zaten, haydi gidelim dedi.

Yorgancıdan çıktılar, çarşıyı gezdiler gördükleri bir konfeksiyona girdiler. Ali Canip kendisine güzel bir kazak ile kaşe kumaştan yapılmış kalın ve lacivert ile gri arası bir renkte palto aldı. İlhan paltonun rengine bayıldı. Ali Canip’e,

--Canip amca senin giyecek elbiselerin var mı diye sordu.

--Tahta bavulun içinde ne var sanıyorsun İlhan oğlum dedi. En güzel elbiseler o bavulun içinde. Yıllardır giymedim, giymek için ihtiyaç duymadım dedi.

--Canip abi sen yine de bir takım elbise al, bakarsın bavuldaki elbiseler ya denk gelir yada gelmez. Bu yüzden bir takım elbise alsak iyi olur.

--Tamam, madem ısrar ediyorsun bir tane elbise alalım ama ne renk alalım.

--Bavulda hangi renk yoksa o renk al dedi İlhan.

--Tam olarak bilmiyorum ama kurşuni bir elbise alalım madem dedi. Artık giyinmem lazım, ne de olsa yuvaya döndük. Artık yuvadayız, İlhan sen bilmezsin ama o kahvehane bizim evimizmiş, arkadaşlarımız ise ailemizmiş. Bizler birbirimiz olmazsa un ufak oluyormuşuz. Fark edememişiz.

Ali Canip kurşuni dediği renkte bir tane elbise almak istedi ama kendisine denk gelen istediği renkte bir elbise bulamadı biraz daha koyu renklisine tamam dedi. Mağazadan çıktılar ve soğuk havayla yine buluştular. İlhan,

--Canip abi Nusret nasıl biriydi, yani nasıl anlatsam, sana göre diyorum nasıl adamdı?

Bu soru üzerine Ali Canip soğuk havada durdu, bir süre başını gökyüzüne çevirip baktı. Göz pınarlarında başlayan hareketlenmeyi hissetti, ama engel olamadı, gözlerine dolan yaşlar dökülmeden önce İlhan’ın elini tutup gökyüzünü işaret ederek,

--Böyle bir adamdı dedi, gösterdiği yerde beyaz, gri ve kurşuni bulutlar vardı. İşte böyle bir adamdı Nusret dedi. Küçücük bir yüreği vardı ama içinde ise dünyaları alacak kadar genişti. Nusret’te her duygu yüksekti, sevgi de çok yüksekti, kini de yüksekti. İnsanlara belli bir düzeyde değer verirdi. Derdi ki “benim gözümde insanlar eşit düzeyde değerlidir, ancak kişiler kendi yaptıkları ya da söyledikleri ile kendi seviyelerini aşağıya düşürür veya yukarıya çıkarırlar. Belli bir seviyenin altına düştüklerinde ise yok hükmündedirler”derdi. “Gözümden iyice düşeni yüreğimden de silerim, bir daha da yazmam,”  derdi rahmetli. Yani sevgisi de boldu kini de. En çok söylediği şeyde neydi biliyor musun, ”Bana yapılan ihanetleri belki affederim ama devlete, millete, vatana yapılan ihanetleri asla affetmem, cezasını da veririm, vatana yapılan ihanetleri affetmek de vatanaihanettir”derdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 258
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster