Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
10
 

ÇYK/A-32 Canip'in Sandığı 5/6

A-32 Canip’in Sandığı  5/6 

--Hee öyle deriz, fazla istemeyene bu kadar yeter diyene gönlü bol deriz.

--O halde gönlünün bolluğu gözünün hırsından daha çok olana “gönlü gözünden büyük”dersek yanlış mı olur dersin?

--Ne yanlışı tam doğru olur, ama ben şimdiye kadar bu lafı hiç duymadıydım.

--Ben de askerde bizim Yüzbaşıdan duyduydum. O da kitap ile kafayı bozmuştu. Elinden kitap hiç eksik olmazdı. Ayda en az iki kitap okuyo derlerdi. Bir gün bizim başçavuş “Komutanım çok kitap okuyonuz, dünyanın parasını veriyonuz kitaplara ne anlıyonuz kitap okumaktan”demiş. Demiş ama bin pişman olmuş, yüzbaşı başçavuşa “seni anlamaya çalışıyom başçavuşum”demiş, Sonra da “Okumak iyidir, başımıza ne geldiyse okumamaktan geldi, Ali Rıza’nın oğlu mavi gözlü Mustafa, Kemal ve Atatürk olabilmek için üç bin dokuz yüz doksan yedi kitap, yuvarlak rakam dört bin kitap okumuş. Bunlar sadece binilenleri, bir de bilinmeyenleri vardır mutlaka. Bu ne demektir bilir misin başçavuşum, rahmetli 57 yaşında ebediyete intikal etti. 7 yaşına kadar okuma yazma bilmiyordu desek geriye elli yıl kalır. Dört bini elliye bölersek yılda seksen kitap eder. Sekseni elli ikiye bölersek de bir buçuktan az fazla eder. Bu da ne demektir ki yedi yaşından sonra iki haftada üç kitap okumak demektir. Şimdiki gibi elektrik aydınlığında da değil, ömrünün büyük bir kesimi savaş meydanlarında geçen bir adam bu kadar kitabı okuyabilmek için geceleri karagahta, siperde bile mum ışığında kitap okumuş demektir. Şimdi anlayabildin mi başçavuşum Mustafa Kemal nasıl Atatürk olmuş. Şimdi bazı kendini bilmezler çıkmışlar Atatürk’ü beğenmiyorlar, Kurduğu Cumhuriyeti beğenmiyorlar. Sabah götürdüğü sekiz koyunu akşama getiremeyenler kalkmışlar Atatürk’ü beğenmiyorlar, Cumhuriyeti değiştireceğiz diyorlar. Başçavuşum seksen yıllık hayatında seksen kitap okumamış insanların yılda seksen kitap okumuş adımı anlaması mümkün değildir”demiş. O günden sonra başçavuş da yüzbaşı gibi kitap okumaya başladı.

--Valla iyi demiş, lafı da tam oturtmuş. Demek Atatürk 4000 kitap okumuş ha.

--Tam dört bin değil Canip abi, 3997 diyen var 3998 diyen var ama bu Kitaplara alfabe, ders kitapları da dahil mi yoksa hariç mi bilmem.

--İlhan oğul dört bin olsa ne olur 3900 olsa ne olur. Okudukları onu ATATÜRK yapmaya yetmiş de artmış bile. Kitap okuyan bir kurtarıcımız var, oku diyen bir peygamberimiz var ama biz hiç okumuyoruz. Okuyacak insanları da “Okuyup da katip mi olacaksın”diye dalga geçiyoruz. Bu yüzden de başımız dertten hiç kurtulmuyor.

--Hangi dertten kurtulmuyor Canip abi.

--Hangi dertten olacak İlhan oğlum, baksana her gün birleri birilerini vuruyor, ortalık silah sesinden geçilmiyor. Kimse akşama eve gidebileceğinden umudu yok. Biri duvara “Komünistler Moskova’ya”yazıyor, diğeri gelip karşısına “Kahrolsun Faşizm”yazıyor. Akşam ev sahibi duvara badana çekiyor sabah bakıyor ki Milliyetçi Türkiye”yazıyor yanına da diğeri “Bağımsız Türkiye”yazmış. Bu işin en komik yanı da ne biliyor musun?

--Neymiş komik olan?

--Bunları yazıp, birbiriyle kavga edenler de hep okumuş olanlar. Okumuş ama az okumuş, hep bir tarafı okumuş ve kafası da her okuduğunu hep doğru kabul eden ve doğru mu yanlış mı diye sormayan, düşünmeyen cahil okumuşlar. Ne yazık ki bu ülkenin yetiştirip bilim adamı, devlet adamı olacak olan gençleri boşu boşuna birbirlerini kurşunluyorlar.

--Orası öyle dedi İlhan. Üstüne söylenecek söz yok, Canip abi sen hepsini söyledin. Biz yorgancıyı geçmedik değil mi?

--Yok yok daha geçmedik İlhan, ama hemen şuracıkta az kaldı, geldik sayılır. Benim en çok merak ettiğim ne biliyor musun İlhan oğlum.  

--Nedir merak ettiğin canip abi?

--Tarih bu adamları bu ölenleri, öldürenleri, bu gençliği üç beş kuruş para uğruna, mevkii makam uğruna kendisine inanan gençleri bu işlere gönderen adamları nasıl yazacak.

--Tarih yazacak bir şeyler bulur Canip abi, bizim yorgancı şurası değil miydi?

--Evet evet geldik, Haydi girelim de ısınalım dedi, yorgancıya girdiler, yorgancı onlara,

--Siz dışarıda çok üşümüşsünüzdür size sıcak bir çay iyi gelir dedi.

Oturduğu yerden kalkarak aşağıya indi ve ayakkabısını giyerek arka tarafında duvara asılı olarak duran yorganın bir kenarından kaldırarak altındaki gizli gibi duran bir kapıdan içeriye girdi. Dışarıya çıktığında iki elinde iki bardak çay vardı. Çayları Ali Canip ve İlhan’a verdikten sonra tekrar girip bir bardakta kendine getirdi. Hep beraber çaylarını içerken de havaların soğuk geçtiğinden falan konuştular. İlhan yorgancıya somya ve yatak almak istediklerini söyledi. Yorgancı nereden alabileceklerini söyledi ve tarif etti. Çaylarını içtikten sonra Ali Canip ile İlhan kalktılar ve tarif edilen dükkana gitmek için yorgancıdan ayrıldılar. Yorgancı geldiklerinde hepsini hazır edecekti.

Kendilerine tarif edilen mağazaya gitmek için yola çıkan İlhan ile Ali Canip uzun bir süre yürümelerine rağmen aradıkları yeri bulamadılar. Sonra da geri döndüler ve başka bir dükkâna girerek sordular, adam bilmediğini söyledi, başka bir dükkâna girerek sordular. Ondan da yorgancının tarif ettiği şekilde bir tarif duydular. Tekrar yola çıktılar, uzun bir arayış ve yürüyüşten sonra istedikleri yeri buldular. Mobilya ve halı da satan bu mağazadan bir yatak ve bir de somya aldılar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 267
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster