Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
22
 

ÇYK/A-34 Cumbalı Hoca 3/5

A-34  Cumbalı Feyzullah Hoca  3/5

 

--Aradığımız ev şurası herhalde diyerek bir evi gösteriyordu Zeynep kadın.

Cennet hanım da başını çevirip gösterilen eve baktı. Evin üst katında kocaman bir cumba vardı. Cümle kapısının kenarlarına baktı ve üzerinde 35 yazan küçük kırmızı metal plakayı görünce,

--Tamam, burası olacak dedi, kapı numarası otuz beş.

Sonra da kapıyı çaldılar. Bina sokaktan biraz uzaktaydı kapının çalınışını duymaları pek mümkün görünmüyordu. Ama kapı da kapalıydı, kapıyı açarak bina kapısına ulaşmaları pek mümkün görünmüyordu. Yapacak başka bir şey akıllarına gelmeyince kapıyı yumruklamaya devam ettiler. Cennet Hanım kol saatine baktı,  saat 10:25 e gelmişti. Kapı çalmaktan tam vazgeçecekleri bir anda evin kapısı açıldı ve yanında genç bir kadın olan orta yaşa yakın bir adam çıktılar. Adam elindeki kasketi başına geçirdi. Kapıya yaklaştıkları sırada adam “Ben sana demiştim,boşu boşuna doktorlara bir sürü para verdik”dedi ve kapıyı açtı. Karşısında iki tane kadın görünce kenara çekildi ve Cennet ile Zeynep kapıdan içeriye girdiler. Evin kapısına geldiler ve kapıyı çaldılar. On dört yaşlarında bir erkek çocuğu gelerek kapıyı açtı. Ayakkabılarını çıkarıp salona girdilerinde içerde dokuz on kişi vardı kimisi birbiri ile konuşuyordu kimisi ise hiç konuşmuyordu. Geçip boş buldukları iki sandalyeye oturdular. Oturdukları salon soğuk değildi fakat mantolarını çıkarmadılar. Kimse de çıkarın demedi zaten. Salona açılan bir kapıdan bir kişi çıktı, yüzünde sıkıntılı bir durumu yansıtan ifade vardı. Biraz önce Zeynep ile Cennet hanımların salona girdikleri kapıdan çıkarak gitti.

Kendilerinden önce salonda bulunanların hepsi odaya açılan kapıdan birer ikişer girip çıktılar. Salondan gidenlerin yerineyse salona yeni insanlar geliyordu. En sonunda sıra onlara geldi, salondan odaya açılan kapıdan girdiler. Odaya girdiklerinde iki tane yer minderleri vardı, pencerenin önünde bir kanepe ve kanepenin üstünde de kalın, yumuşak ve kocaman bir minder vardı. Minderin üstünde şalvarlı bir adam oturuyordu. Adam kırk – kırk beş yaşlarında görünüyordu, çenesinde dört parmak kadar çember sakalı vardı. Tepesindeki takkenin altından kırlaşmış saçları taşıyordu. Feyzullah Hocanın dudakları durmadan pıtır pıtır oynayıp duruyordu. Ellerini açtı ve biraz daha pıtırdandıktan sonra sesli bir şekilde “amin”diyerek etrafına üfürüp ellerini yüzüne götürüp sıvazladı. Başını yavaşça çevirerek ilk defa görüyormuş gibi, kadınlara kanepenin önünde ve duvarın dibindeki minderleri gösterdi. Hanımlar geçip hocanın ayaklarının dibindeki minderlere oturdular. Kadınlar ne söyleyeceklerini bilemiyorlardı. Şaşkın bir halde hocaya bakıyorlardı. Hoca,

--Hoş geldiniz hanımlar sizin derdiniz neydi, çocuk meselesi mi? Zeynep kadın,

--İyi bildiniz, evet Feyzullah hoca efendi, çocuk meselesi yüzünden geldik huzurunuza.

--Kızım emin misin? Sen pek de sıhhatli görünüyosun, senin çocuğun olmuyor mu? Belki de mesele kocandadır. Ama madem buraya kadar geldiniz bir okuyup üfleyelim madem. Kızım sen soyun, karnını aç yani. Çenesiyle Cennet Hanımı göstererek, kızım sen de dışarıda bekle dedi.

Cennet ile Zeynep birbirlerine baktılar. Hocanın söylediklerinden bir şey anlamamışlardı. Dilleri tutulmuş gibiydiler, şaşkın şaşkın Feyzullah hocaya bakıyorlardı. Tam ağızlarını açıp bir şey söyleyeceklerdi ama hoca onlardan önce,

--Kızım dediklerimi duymadınız mı, sen niye buradasın dışarı çıksana dedi. Zeynep kadına da dönerek sen de soyunsana kızım, yoksa çocuk istemekten vaz mı geçtin dedi.

--Hoca efendi bizim çocuklarımız var dedi Cennet Hanım. Biz çocuk yapmak için gelmedik.

--O halde ne için geldiniz kadın diye sordu Feyzullah hoca.

--Benim üç çocuğum var hocam, onunda bir çocuğu var askerden bile geldi.

--Tamam da sizin derdiniz çocuk değil mi, çocuk için geldik dediniz. Zeynep kadın,

--Çocuk için dedik hoca efendi de biz benim oğlana baktırmak için geldik.

--Nesi var senin oğlanın, sen onu söyle be kadın, yoksa beni boşu boşuna uğraştıracaktın.

--Muhterem Feyzullah Hoca Efendi, benim bir oğlum var askerden geleli üç ay oldu. Bir gün bir kız görmüş bu kız oğlana büyü mü yaptırdı yoksa muska mı yazdırdı gari bilemeyon. Benim oğlan o gün bu gündür Elvan diyo da başka bi şey demiyo. Sen benim bu oğlana büyü yapılmış mı bir bakıvesen, biz büyüyü bozuver muskayı buluver diye geldik.

--Tamam madem o zaman senin soyunmana lüzum yok, Cennet’e dönerek, senin de dışarı çıkmana lüzum yok dedi.

Minderin altından bir defter çıkardı, arasından da bir kopya kalemi çıkardı. Defteri açtı, sayfaları çevirdi çevirdi boş bir sayfaya geldi. Defteri ikiye katladı ve başını kaldırıp Zeynep kadına sordu,

--Kadın oğlunun adı neydi,

ETEM SEVİK, Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 257
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster