Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
11
 

ÇYK/A-35 Büyük Buluşma 1/7

A-35 Büyük Buluşma  (10 ocak Pazartesi)

Efe İsmail ile İlhan’ın evde konuşmalarının üstünden birkaç gün geçmişti. Bir gün öğlenden sonra can sıkıntısından dışarıda sigara içen Efe İsmail’in yanına İlhan geldi. Efe İsmail, parmakları arasında iyice küçülen birinci sigarasının izmaritini yere atıp ayağı ile ezdikten sonra İlhan’a,

--İlhan kardeş, Şerbetli Taylan ile Karaşın Timur’un yerlerini öğrendim. Dilediğin zaman haber gönderip ziyaretlerine gideceğimizi bildiririz dedi. Onlar da bize uygun bir zaman söylerler, gideriz konuşuruz dedi. Ama önce gittiğimizde ne söyleyeceğimizi nasıl söyleyeceğimizi iyi düşünmemiz lazım dedi. İlhan, Efe İsmail’in yüzüne dikkatle baktı ve ne söylemek istediğini anlamaya çalıştı.

--İsmail abi, ne söyleyeceğimiz gayet açık, biz Çatal Yürek Nusret abinin namının mirasçısı değiliz. Zaten benim bildiğim nam insanın kendinin kazandığı, kendisine bağlı olan bir isimdir. Bir çocuğa biz Çatal Yürek Nusret adını verip nüfusa kaydettirsek o çocuk Çatal Yürekli mi olacak? Hayır, her çocuk gibi o da kendi hayatını yaşayacak. Biz de bu kahvehanede Nusret Abinin adını yaşatacağız ama biz hiçbir zaman Çatal Yürek Nusret olmayacağız, böyle bir iddiamız yok, istesek bile olamayız. Bunun daha anlaşılmayacak bir tarafı yok, ama eğer adamlar bize bir gözdağı vermek isterlerse de onların anlayışsızlığı bizim kaderimiz olacak. Başka da söylenecek bir söz yok.

--İnşallah böyle dediğimizde bizim ne demek istediğimizi anlarlar. Neyse ben haber göndereyim o zaman. Sonra da onlardan haber bekleyelim. Belki de her zaman gelebilirsiniz derler.

--Tamam, İsmail abi gönder, peki nerede eğleşiyorlarmış bunlar?

--Bunların pek belirli yerleri yoktur. Yani bunların yerleri çok olduğundan, ne zaman nerede olacaklarını kendileri bile bilmezler. Bize falan yere gelin derler biz de oraya gideriz. Görüşürüz konuşuruz, belki bir de yemek yeriz.

--İsmail abi ben üşüdüm, içeri giriyorum. Haa abi yemek için kesin kararın bu mudur? Aslında senin dediğin benim aklıma da yattı ama burada da her gün ne yiyeceğiz diye şaşıp düşüyoruz. İşin kötü tarafı arka evdeki eşyalar da yeterli değil. Buraya da biraz daha büyük tencere falan almamız lazım ki bir kere yaptığımız yemek hem öğlen hem de akşam yenilsin. Öyle yapsak iyi olmaz mı?

--Kim demiş iyi olmaz diye hem de çok iyi olur. Hiç değilse bir derdimiz azalır.

--Haydi, girelim İsmail abi gerçekten çok üşüdüm. Buranın ayazı da jilet gibi kesiyor.

İkisi beraber içeriye girdiler, yüzlerini kahvehanenin sıcak fakat oksijeni iyice azalmış olan havası yaladı geçti. Ayaklarının olduğu kısımdan ise içeriye oksijeni de soğuğu da çok olan bir hava akımı oldu. Müşterilerden birisi başını kaldırdı baktı ve

--Dışarısı çok mu soğuk diye sordu. Gözlerini dikmiş verilecek cevabı bekliyordu.

--Buz gibi dedi İlhan, kesiyor sanki. Adam beklediği cevabı almıştı, başını salladı.

Efe İsmail Nusret’in masasının yanındaki sandalyeye oturdu. Kahvehanenin açılışından beri Nusret’in koltuğuna hiç geçip oturmamıştı. Artık o koltuk ebediyen İlhan’ındı. İlhan geçti oturdu.

--İsmail abi dedi daha önceki zamana göre kahvehanenin geliri sence nasıl?

--Biz eskiden kahvehanenin gelirine falan bakmıyorduk ki, esas gelir kumarhaneden geliyordu bize. Kahvehane Nusret abim için bu mahallede kalmanın bahanesiydi. Yoksa buranın parasıyla geçinemezdik. Çünkü Nusret abimin gideri de çok oluyordu. Çatal Yürek Nusret olmak kolay değildi. O zamanlar da bir tanıdığın arkadaşın birisi bir mekân açtığı zaman giderdik, diyelim ki bir gazino açıldı. Bize o gece en önde bir masa ayrılırdı. Giderdik iki üç kişi en fazla dört kişi olurduk masaya ne gelirse gelsin, ne içilirse içilsin fark etmezdi Nusret abim ne kadar takdir ederse bırakır giderdik. Kimisine on bin bırakırdık kimisine elli bin. Elli bin liraya o zamanlar bir ev bir de araba alınırdı.

--Bu hediye meselesi eski bir adet desene,

--Evet, aslında bu adet mekân açana destek vermek, kalkındırmak amacı taşıyor. Borca harca girdiyse ödesin diye. Sonra ilk açıldığında hemen para kazanılmaz biliyorsun.

--Biliyorum abi ilk günlerde gece gündüz kimse pek gelmiyordu, şimdi epeyce müşterimiz oldu. Abi biraz para yapabilirsek şuraya bir televizyon alalım. Radyonun devri artık geçmiş. Baksana herkes televizyona alışmış. Yılbaşında bile millet erkenden evine televizyon seyretmeye gitti. Hem futbol maçları falan oynandığında diğer kahveler bile dolu oluyormuş. Musa abi bile öyle demişti hatırlarsan. Müşteri çekmek için televizyon şart, televizyonsuz olmaz demişti.

--Tamam İlhan kardeş bir televizyon alalım o zaman, çatıya da bir direk diktirip anteni takarız olur biter. Sen şimdiden televizyonu nereye koyacağımızı düşün. Uygun bir yer bul.

--Abi taksitle veriyorlardır değil mi bu televizyonu. Ne dersin taksit taksit ödesek olmaz mı?

--Olur, olur tabii neden olmasın. Sen şimdi bana haydi gidip alalım diyeceksin gibi geliyor.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 294
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Kısalan bir yolun sonuna yürüyorum. Beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster