Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
23
 

ÇYK/A-38 Taylan ve Timur 5/5

A-38 Taylan ve Timur ile Görüşme 5/5 

Bu sözleri duyunca Efe İsmail hiç rakı içmemiş gibi bir hal aldı ve

--Nusret Abinin büyük adam olduğunu bilirdim, ama bu kadarını da bilemezdim dedi.

--Biz biraz önce onun sözlerini duyduğumuzda neden şaşırmadık şimdi anladın mı Efe İsmail dedi Timur. Nusret Abi gerçekten çok ileriyi görebilen bir adamdı. O her zaman bizlerden çok öndeydi. Lakin hiç hesap edemediği bir şey vardı; O da insanoğlunun bu kadar kalleş olabileceği. Bu kadar alçalabileceği. Aslında Nusret insanın bu kadar alçalmasını kabul etmek istemiyordu.

Efe İsmail pencereden görünen boğaza baktı ve yavaş yavaş,

--Demek ki Nusret Abim bunu da düşünmüş ha dedi. Biz de bunların anlamı ne olabilir diye düşünüyorduk. Bize ne demek istiyorlar diye düşündük bir sonucu ulaşamayınca en iyisi giderek kendilerine sormak diye geldik dedi. Şerbetli Taylan,

--Bak İlhan kardeş bu dünyada her insanın yeri ayrıdır, biliriz. Ama Nusret’in bize de vasiyeti kahvehanedekileri koruyun gözetin oldu. Bu yüzden sen bizim yanımızda Nusret Abinin bize emanetisin. Her ne olursa olsun başın sıkıştığında beni ara. Mutlaka gücümüz yettiğince hallederiz. Para pul konusunda hiç endişe etme. İlhan, biz daha gelip sana düğün yapacağız. Düğününde rakı içeceğiz, sen hiç merak etme dedi. Bizim bu günlere gelmemize sebep olan Nusret’in emanetine sahip çıkmak bizim görevimiz dedi. Kısa bir sessizlikten sonra da Karaşin Timur,

--Evet, İlhan kardeş dedi, Taylan biraderimin söylediği gibi bir problemin olursa telefonla ara mutlaka hallederiz, bu gün olmazsa yarın hallederiz. Canın rakı içmek istediğinde ara, ya da ne zaman canın istedi, gel burada istediğin kadar iç. Bu restoran zaten benim, bu gün ise hiç müşteri kabul etmedik. Sadece sizin rahat etmeniz için, yabancılık çekmeyin diye. Elvan yengeyi al getir bir gün yemek yiyin dedi.

Elvan yenge sözünü duyunca İlhan’ın gözleri daha bir açıldı, içinden “demek ondan da haberleri var “diye düşündü. Efe İsmail’de aynı şeyleri düşünüyordu. İlhan,

--Elvan’ın bir nişanlısı varmış dedi, adı Faruk’muş. Sordum kimdir kimin nesidir diye söylemedi. Siz Elvan’ı biliyorsanız onu da biliyorsunuzdur. Kimmiş bu Faruk?

--Faruk’un kim olduğu önemli değil, sen tamam de tamamdır dedi Taylan.

--Hem düğünü de istediğin yerde yaparız İlhan kardeş dedi Timur. Parayı pulu hiç düşünme.

İlhan bu duydukları karşısında bütün tedirginliği gitmişti, hele son yarım saat içersinde iyice rahatlamıştı. Bardağını kaldırarak,

--Nusret abinin ve dostları şerefine dedi, üç bardak daha kalktı o anda ve bardaklarını bitirdiler.

Efe İsmail, köstekli saatini çıkardı ve baktı,

--Saat on bir buçuk dedi, biz kaç saattir buradayız. Bize müsaade ederseniz biz artık kalkalım dedi. Daha yarın erken kalkıp işin başında olmamız lazım. Taylan,

--Ne zaman isterseniz kalkabilirsiniz, müsaade sizin dedi. Timur da,

--Bu seferlik kusurumuza bakmayın, bu mekânın yerini de öğrenin diye buraya yorduk sizi. Bu kartımızı da alın ne zaman isterseniz telefonla arayın dedi.

İlhan ile Efe İsmail teşekkür ettiler ve sarılıp tokalaştılar. Taylan ile Timur misafirlerini Restorantın kapısına kadar uğurladılar. Tam ayrılırlarken, Bagajdaki naylonları almayı unutmayın dedi Timur. İkisi de ellerini kaldırarak selam verdiler.

Efe İsmail ile İlhan sarhoştular ama neyin sarhoşu oldukları belli değildi. Restoranttan dışarı çıktılar ve serin havayı ciğerlerine çektiler. Serin hava ciğerlerinde dolaşır dolaşmaz kendilerini daha iyi hissettiler. Efe İsmail İlhan’ın kolundan tutup üç dört adım kadar çekti ve

--İlhan kardeş, buranın manzarası muhteşemdir, baksana şöyle bir dedi. Gecesi ayrı güzeldir gündüzü ayrı güzeldir. Havalar ısınınca bir gün gelelim de şurada açık havada bir yemek yiyelim. Zeynep anayı da getirelim o da görsün buraları.

--Evet, havalar ısınınca bir gün gelelim bir ikindin gelelim de hem gündüzünü görürüz hem de gecesini görürüz. Gerçekten de şu güzelliği baksana, şu Boğaziçi köprüsünün üstünden akıp giden ışıklar bile çok güzel. Hele İstanbul’un şu gece manzarası zaten görülmeye değer dedi. 

Geldikleri Lacivert renkli Pontiac Catalina’nın arka koltuğuna oturdular. Hususi çalıştı ve farları yandı, bir iki manevra ile geldiği yola girerek ilerlemeye başladı. İlhan umutluydu ve mutluydu. Hususi uzun bir süre gittikten sonra durdu. Kahvehanenin önüne gelmişlerdi. Şoför hemen arkaya geçerek bagajı açtı ve naylonları çıkartıp verdi. İkisi de ellerinde birer naylon ile kahvehaneye doğru yürürken hususi geriye dönüp uzaklaştı karanlıklara karıştı.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 281
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 30
Kayıt tarihi
: 24.04.18
 
 

Gittikçe kısalan bir yolun sonuna adım adım yürüyorum. Ancak beni yol değil yol arkadaşlarım yoruyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster