Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
222
 

Daçkalı Ruhum

Daçkalı Ruhum
 

1973-Lise son; Aralık ayının sonları; Belki 1974 Ocak ayının ilk günleriydi. Zamanlarda yanılıyor olabilirim; benim aklımda kalan bu. Fakat günlerden Çarşamba olduğuna eminim.
 
Tarih öğretmeni Zerrin Kürkçüoğlu bir arkadaşımıza bizi sınav salonunda beklediğini söylemiş. Bir önceki ders fizikti ve öğretmenimiz Yıldız Özveren habersiz yazılı yapmak istemiş, biz de itiraz edip sınav salonuna çıkmamıştık. Biz sınava girmeyince Yıldız Öğretmen sınıfa geri dönmüştü. “Hepinize sıfır verdim” demiş ve “Hatanızı düzeltmeniz için sözlü yapacağım” diyerek bizi sıradan tahtaya davet etmişti. İlk sıradaki 19 Murat Birecik sözlüye kalkmadı. İlk isyan adımı atılmıştı. Bunun bir intikam sınavı olduğu gerekçesiyle hiçbirimiz sözlü sınava kalkmadık. Yıldız Öğretmen ağlayarak dersi terk etmişti.
 
Zerrin öğretmen “Bak ben nasıl yapıyorum?” dercesine bizi yazılı sınava davet ediyordu. Gitsek fizik öğretmenini küçük düşüreceğimiz apaçıktı. Öğretmenlerin üzerimizde otorite yarışına girmesini önlemek ve bu apansız yazılıyı erteletmek için üç arkadaş gidip öğretmenimizle konuştu. “Hocam çok sıkışığız; bugün iki sınavımız daha vardı. Yarı dönem final sınavlarıyla üniversite giriş sınavlarına hazırlanmak bizi zaten yeteri kadar sıkıntıya sokuyor. Siz olsun önceden haber vermeden yazılı sınav yapmayın; hem sizin yazılınıza girersek fizik öğretmenine ayıp etmiş oluruz” diyerek derdimizi anlatmaya çalıştık. Sevgili öğretmenimiz, namı diğer “Teodora” bu ricamızı reddetti. “Öğrenci dediğin her an yazılı yoklamaya hazır bulunmalı; bizim zamanımız öyleydi, anlamam” dedi.
 
Sınav salonuna çıkmayıp sınıfta sessizce beklemeye başladık. Bu kez tarih öğretmenimiz aynı zamanda yeni müdür yardımcısı Zerrin öğretmen sınıfa geldi, soru kâğıtlarını kürsüye bıraktı; “Dağıtın!” dedi, sinirli bir sesle kaşlarını çatarak. Zerrin öğretmen, topluca uyguladığımız bu sınav boykotunun bir disiplin suçu oluşturduğunu hatırlatarak soruları dağıttı. Zil çalıncaya kadar öylece oturduk; hiçbir soruyu yanıtlamadan soru kâğıtlarını iade ettik.
 
Çok gergindik; teneffüste dağılmadan sınıfta kaldık. Sonuna kadar birlikte hareket etmek için sözleştik. Bir sonraki ders başlamadan tarih öğretmeni yanında müdiremiz Nazıma Antel ve yardımcısı Ayhan Bey (Kurtoğlu) ile geri döndü. Öğretmenimiz, “Bunlara gereken ceza verilmezse ben istifa ediyorum” diyerek çıktı gitti.
 
Ayhan Bey sanırım koruma göreviyle gelmişti; çünkü hiç ağzını açmadı. Nazıma Antel kısa bir azarlama konuşmasından sonra parmağını bana uzatarak, “Açıklar mısın oğlum, nedir maksadınız?” diye sordu. Ben tam doğrulup konuşacaktım ki, her halde biraz ağırdan aldığımdan, “Ayağa kalk da konuş benimle utanmaz!” diye kükredi. Oysa daha ağzımı bile açmamıştım.
 
-Efendim... 
-Nedir bu sapıklık? Otel mi söylesene oğlum burası? Disiplini mi özlediniz?
-Yok efendim öyle değil...
-Sizin göreviniz çalışıp yazılıya girmek değil mi?
-Önceden haberimiz yoktu hocam.
-Ne demek haberiniz yoktu? Siz mi tayin edeceksiniz sınav gününü?
-Hayır hocam, ama...
-Küçük beyinlerinizle okulu ele mi geçireceksiniz? Siz hepiniz akıllı çocuklarsınız; bu ne serserilik, ne dayılıktır bu!
 
“Yalnızca sınava hazırlanma hakkımızı istedik hocam” deyip yerime oturdum. “Kalk ayağa rezil!” diye bağırınca yeniden kalktım ama artık tek söz bile etmedim. Sayın Müdiremiz başka da kimseye bir şey sormadan hepimizi aşağılayan paylamalarına bir süre daha devam ettikten sonra sınıf kapısını şiddetli bir hışımla açıp dışarı çıktı. Kapı arkasına gelen duvara yaslanıp dikilen Ayhan Bey atik davranıp tutmasa suratı kapıya yapışacaktı. Ayhan Bey bize dönüp, “İşiniz bitti çocuklar!” dedi ve kapıyı açık bırakarak gitti.
***
Disiplin kurulu resmî ifade formlarını doldurduk. Üç ayrı suçtan yargılanıyorduk. Formun sonunda, “Bu suçları işleyişinizdeki amacı açıklayın” deniyordu. Kafadan suçlu kabul edilmiştik; biz de iki sözcükle açıkladık: “Baskıdan bıktık!”
 
Disiplin kurulunda saygıdeğer öğretmenlerimizden birkaç yorum ve soru:
 
-Yahu bu ne biçim iştir? Yirmi üç kişi de aynı savunmayı yapmış. 
-Ben biliyorum bu işi dayak korkusuyla yaptınız. Bir kaçınız çıkıp hepinizi tehdit etti, değil mi?
-(Kurulun İngiliz üyesi), Tell me what is the exact subjecet, will you? (asıl mesele nedir, anlatır mısınız?) 
-Siz bizi avucunuza almak istiyorsunuz; olmaz oğlum, olmaz! Akıllı olun; okulu yönetmenize izin veremeyiz.
-Yazılıya girip de sonra bize gelip derdinizi anlatsaydınız bu işi hallederdik be oğlum!
-Senden öncekiler itiraf etti; bu işi sen başlatmışsın, ne diyorsun?
 -Bu ne sakat düşünce! Sınavı haksız bulmak sana mı kaldı?
 
Önyargıyla sorguya çekilen öğrencilerden özet cevaplar:
 
-Bu eylemimiz öğretmenlerimizin kişiliğine yönelik değildir. Biz önceden haberimiz olmayan bu sınavlara girmemekle haklarımızı koruduğumuza inanıyoruz.
-Biz öğretmen düşmanı değiliz; okulu da ele geçirme niyetimiz yok.
-Sınavına girmediğimiz için fizik öğretmenimizin ağlaması bizi de üzdü; hemen peşinden yapılmak istenen tarih sınavına habersiz olmamızın yanında fizik öğretmenine nispet olmasın diye de girmedik.
-Önceden kaç kere anlattık hocam, hiç dinlemediniz ki!
-Ne örgütü hocam! Biz sadece okulu bitirip bir fakülteye girmeyi düşünüyoruz.
***
Disiplin kurulu bize ikişer, üçer, beşer günlük, hatta bir iki arkadaşa iki hafta okuldan uzaklaştırma cezaları verdi. Neden hepimize aynı cezayı vermediklerine bir anlam veremedik. Cezalarımızı açıklamadan önce müdiremiz Nazıma Antel anlamsız kısa bir konuşma yaptı.
 
-Bugün en üzücü günlerimden biri. Biz burada aile gibiyiz. Yaptıklarınızı gençliğinize ve derslerin sıkılığına veriyoruz. Bunun dışarıdaki tefsiri başka türlü olacaktır; dikkat edin yavrularım; ben sizin ananızım.
***
Biz yokken okul idaresi dolap kilitlerimizi kırarak arama yapmış, politika, petrol krizi, Ortadoğu bunalımı, ekonomi, kültür ihracı konularındaki yasak olmayan kitaplarımızı bile toplamışlar; resimli seks dergilerini bırakmışlardı. Aşk romanlarıyla seks dergilerini niye bıraktıklarını sorduğumuz bir idareci, “Gençsiniz, onlara ihtiyacınız var” dedi. Kurtlanmış bir eti burnumun dibinde ızgara edip yedirselerdi bu yanıtı almak kadar rahatsız olmazdım…
 
Bize bir anarşist ve potansiyel terörist gibi davranılması ağrımıza dokunmuş, bu okuldan bir an önce kurtulmak dayanılmaz arzumuz olmuştu; hem başka bir liseyi çoğumuz birincilikle bitirebilecek bilgi düzeyine sahipken, ben şahsen Darüşşfaka’da sınıfta kalmaktan korkar olmuştum. Sınıfta kalmak demek okuldan atılmak demekti. Darüşşafaka’dan mezun olmak için sürekli sınıf geçmek gerekiyordu. Öğretmenler bizi lise düzeyinin kat be kat üstünde bilgilendirmede yarışıyorlardı. Örneğin Vehbi Öğretmen’in (Karekök Vehbi) öğretmek istediği cebir o kadar yüksek düzeyde idi ki ben sınavından en fazla yüz üzerinden kırk alabiliyordum. Sanki hepimiz matematik profesörü olmaya yeminliymişiz gibi üniversite ayarında matematik bilgisi isterdi. Benim matematik zayıf ya, Vehbi Öğretmen de merak edip diğer derslerimdeki başarıma bakmış. Diğer derslerden çok iyi notlar aldığımı görünce gücenmiş olmalı ki beni bir kenara çekip, “derslerine baktım; sen zeki bir öğrencisin; bundan sonra benim dersimden en az 70 almadığında sana sıfır vereceğim” demişti. Benim bile anında tutarsız ve bağlantısız olduğunu fark edebildiğim ve bu yüzden matematiği bile kahreden tuhaf bir mantık yürütmüştü.
 
Disiplin cezalarının üstüne dolaplarımızın biz yokken aranmış olması bardağı taşıran son kahır oldu. Toplu halde tasdiknamemizi istemeye karar verdik. Dolaplarımızı bize açtırarak arasalardı eminim bu kararı almakta güçlük çekerdik. Kilitlerimizin kırılması çok ağrımıza gitmişti. Bunu ağır bir hakaret olarak gördük ve oracıkta Darüşşafaka zihniyetinden nefret ettik. Hatırladığım kadarıyla üç arkadaşımızın dışında bütün sınıf velilerimizi ikna ettik ve Darüşşafaka’dan tasdiknamelerimizi alıp vedalaştık. Fakat Daçka ile vedalaşmış değildik. Çünkü Daçka çoktan bizim ruhumuz olmuştu bile… (Daçka, öğrencilerin Darüşşafaka’ya taktıkları kısa adlandırmadır)
 
Hoşça Kal Daçka
 
Çaresiz sürünürken
Yoksul bir yalnızlıkta
Çektirmedin keder ve eziklik
Şefkatin anacan kucağında;
 
Senden başladık büyümeye
Geleceğe doğru yürümeye
Umudun özgüven elinde
Kardeşlik yüreğiyle;
 
Kurulduk gururla
Arkadaş sofrasına
Ne bulduysak gönülden
Paylaştık sevgi elinden;
 
Ayrılık gelip çatanda
Büyük yeşil kapında
Diyemedim dönüp ardıma
“Elveda DAÇKA!”
 
Ayrılmak da neyin nesi
Kardeşlik kokusu çekti
Hatırladıkça maziyi
Daçkalı ruhumun ebedi istikbali…
 
*
Muharrem Soyek
***
(“Daçka” parasız yatılı Özel Darüşşafaka Lisesi’nin öğrenciler tarafından kısaltılmış adıdır) Darüşşafaka Eğitim Kurumu'na şükranlarımı sunarım.
 
Daçka yolundan geleceğe ne taşımışsam işte benim DAÇKALI ruhum o kadardır.
 
***
Bir sınıfın topluca bir liseden ayrılması sadece Cumhuriyet Gazetesin’de satılık araba ilanı gibi minik bir haber oldu. O da bir arkadaşın tanıdığı sayesindeydi. Ben gazeteyi alınca Beykoz Merkez Kahvehanesi’nde oturup okumaya başlamışken iki ızbandut geldi dikildi başıma.
 
-Bilader ne ayak?
-Nasıl yani!
-O gazeteyi burada okuyamazsın.
-Niye?
-Kaşınma; gazeteyi dürer münasip bir yerine sokarız.
 
Tam ben ağzımı açmış “ayıp oluyor ama!” diyecekken, mahalleden bir arkadaşım girdi araya. “Naber lan Daçkalı?” dedi sırtıma vururken. Okuduğum gazeteyi kaldırmamı isteyen yarma da onu dürtüp, “arkadaşın mı lan bu komünist?” diye sordu.
-Evet ya, iyi çocuktur; bizim mahalleden.
-Söyle ona, o komünist gazetesini okumasın.
-Tamam abi, ben konuşurum.
 
O zaman çaktım ben davayı. Kahvehane Bozkurtların takıldığı mekân olmalıydı. Cumhuriyet Gazetesi de ters onlara hâliyle. ‘Kahvehane kültürüm’ yok ki nereden bileyim? Durumu kurtarmak için alttan alarak izah ettim hemen.
 
-Ben gazete okumam zaten; burada benimle ilgili bir haber var dediler de, ona bakmak istedim.
-Neymiş o biz de bilelim?
-Darüşşafaka’dan topluca ayrılmıştık da onu yazmışlar.
-Sen onu sok iç cebine dışarıda oku, hadi koçum.
 
Arkadaşla birlikte çıktık dışarı. Dışarı çıkınca arkadaşım koluma sıkıca asılıp, “hadi uzaklaşalım hemen” dedi. Meydandaki parka yürürken konuşmaya devam etti.
 
-Oğlum döveceklerdi adamlar seni. Ülkücü kahvesine girip Cumhuriyet gazetesi mi okunur? Meydan okur gibi; aklını mı yedin sen?
-İyi ki oradaydın be arkadaş. Vallahi bilerek yapmadım. Ben zaten kahveye takılmam; kahvehaneler bile siyasi sınırlarla bölünmüş de haberim yok.
-Neyse ucuz atlattın; dayak yemeden öğrendin işte.
-Sağ ol be arkadaş; sayende.
-Çaylar senden öyleyse. Şu ilerideki çay evinde oturup konuşalım biraz.
***
Muharrem Soyek
 
emine gezkin, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Pop quiz diye tabir edilen habersiz sınav zaman zaman her yerde uygulanır. Öğrenci neyi ne kadar anlamış ölçmek için. Gökyıldız hocaya ayıp etmişsiniz. Ama ondan sonra idare size ayıp etmiş. Maalesef işin içine gurur vs girince incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle insanların hayatının akışı değişebiliyor.

sami sozuer 
 02.04.2017 21:13
Cevap :
"Pop Quiz" sorun değildi. Onlar zaten yapılıyordu. Ancak quiz notları kanaat notu oluşturuyordu. Öğretmen, asıl yazılı sınavda 45 alana yüksek quiz notlarından dolayı 50 verebiliyordu. Biz o tür sınavlara yoklama sınavı diyorduk ve asıl sınava bir hazırlık sayardık. Neresinden baksak akılla tutulur bir yanı yok. Okul idaresinin bunu bir öğrenci isyanı gibi algılaması tam bir yönetim özgüvensizliği. Aslında disiplin kurulunda sınavına girmediğimiz öğretmenler da hazır bulunup bizim yanıtlarımızı nasıl değerlendirildiği sorulmalıydı. Daha sonra baş başa verip konuyu istişare etmeliydiler. Fakat ısrarla "elebaşını" tespit amacından öteye geçmediler. Ertesi gün iki zor sınavımız olduğunda üçüncü bir sınav yapmak isteyen öğretmenlerimiz ricamızla sınavı bir sonraki ders gününe ertelemişlerdir. Bu öğretmenelerimiz "dediğim dedik" inadına bindiler. Sanki iki gün sonra veya ertesi gün yapsa sınavın değeri düşecek... Ben burada kesinlikle öğretmene saygısızlık yaptığımız kanısında değilim.  03.04.2017 12:39
 

Hakkaten ucuz atlatmışsın...Bu arada biz de askerde isyan etmiştik...

Kerim Korkut 
 19.03.2017 21:11
Cevap :
Askerde isyan mı olur? Doğru kodese tıkarlar. Bazan haklı durumda birlikte sessiz protesto olabilir tabi. Mesela yemekleri yememek gibi...  20.03.2017 18:33
 

Ne günlerdi ama!Çoğumuz aynı sıkıntıları yaşamışızdır.Bir okulun bir kısım öğrencisi yatakhanelerinde yatarken diğer kısmı da sıflarda geceliyordu sağ-sol kavgası yüzünden.12 Eylül şartlarını oluşturmak için neler yapmadılar ki.Dönüp bir de şimdiye bakıyorum.Düşünüyor,sorgululuyorum;iyilikleri ve güzellikleri arıyorum,ama 12 Eylül'ün yasalarına tosluyorum.Hem üzgünlüğüm kabarıyor hem de ülkemin geleceği endişelendiriyor beni...Daçkalı ruha selamlar.

Abbas Oğuz 
 17.03.2017 15:51
Cevap :
Teşekkürler. Aklına gönlüne sağlık.  18.03.2017 16:46
 

Merhaba, Geçmiş geçmiyor işte ne olursa olsun. Yüreğinize sağlık. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 17.03.2017 12:49
Cevap :
Geçmiş geçiyor da geçmişte tutulamıyor; illa ki geleceğe sırnaşıyor.  17.03.2017 14:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 382
Toplam yorum
: 2803
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1383
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster