Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '15

 
Kategori
Gezi Rehberleri
Okunma Sayısı
1591
 

Dağa kaçtım ~~ Bergama'da suyun izinde

Dağa kaçtım ~~ Bergama'da suyun izinde
 

Bergama Su Kenerleri


BERGAMA SU KEMERLERİ VE SELİNUS ÖYKÜLERİ

Giriş

Bugün modern Bergama’nın içinden kirli paslı bir çay akar ovaya doğru. Kimi zaman akar, kimi zaman cılız mı cılız bir sızıntı şeklinde sürünür Bakırçay’a doğru. İlkçağ’dan kalma iki dev tünelle aşılan Bergama’nın iki yakasındaki hikâyeler canlanır bir bir puslu sabahların ardından. Bu tarihsel serüvenin bir bölümü, bu suyun kaynağının da bulunduğu Madra Dağı’ndaki gözelerin beslediği yaklaşık 45 km.lik tarihi bir suyolunun Akropol yakınlarında bir vadiye doğru alçalan sırtlarında; uzaktan bir kervanı andıran Roma Döneminden kalma bir dizi su kemerinin Akropol’e doğru yönelişine tanıklık eder. Bergama’daki su ile ilgili anlatmaya değer diğer bir hikâye ise, Kozak Yaylası’ndan başlayarak Bergama’ya doğru akmakta olan ve iki yakasına konumlanmış yaşam alanlarıyla tarihsel bir derinliğe sahip bulunan Bergama Çayı’nın öyküsüdür.

 Bergama Su Kemerleri

 

Su kemerlerinin Akropol’e doğru alçaldığı vadiyle Kozak Yaylası’ndan gelen Bergama Çayı’nın oyduğu dere yatağı, Bergama girişinde birleşir. 19.yy.ın Bergama’sının sosyal yaşamının yükseldiği topografyanın tam ortasından geçen Bergama Çayı’nın (İlk Çağ’daki ismiyle Selinus) bu noktasında bütün artıklarıyla yer alan deri tabaklama atölyeleri, o günlerin en karakteristik görüntüsünü oluşturmaktaydı.

 

 Selinus, Bergama'ya doğru akarken; arkada Akropol

 

İlkçağ’da Selinus ismiyle anılan Bergama Çayı, bugün Roma ve Osmanlı Döneminden kalma köprüleri, Akropol’ün eteklerinde yer alan ve 19.yy.da Rum ahalinin yaşadığı Domuz Alanı’nın alt düzlemindeki tarihi Ulu Cami ve hemen üstünde yükselen 19.yy. Rum yaşantısının mirası Rum evlerinin yansıttığı tarihi doku, biraz ilerde bir kısmı hala görülebilir durumda olan; dev iki tünelle elde edilmiş düzlemin üstünde yükselen Kızıl Avlu yada İlkçağ’daki ismiyle Serapis Tapınağı’nın kalıntıları, bu noktadan itibaren başlayıp güney yakasında devam eden 19.yy.ın Yahudi Mahallesi’nin bugüne uzanan izleriyle benzersiz bir zenginliğe sahiptir. Bu görünümüyle tarihin derinliklerinden günümüze taşıdığı inanılmaz derin potansiyeli saklayan Selinus, ne yazık ki; bugün etrafını saran derme çatma yoksul evlerinin hazin hali ve taşıdığı her türlü pislikle içler acısı bir halde bulunmaktadır. Oysaki içinde barındırdığı o derin kültür zenginliği akıllı ve yurtsever yöneticiler tarafından pekâlâ bugüne kadar değerlendirilebilirdi. Bugün içinden akarsu geçen nice Avrupa kentinin bu mekânları, taşıdığı kültürel zenginliklerin kıymetini bilen yöneticileri tarafından para basan ve kültürün ışığını saçan birer hazineye çevrilmiş durumdadır. Ne diyelim; darası bizim başımıza…

 

Bergama Suyolları

Antik Dünyada Bergama’nın su problemi ile ilgili olarak şu bilgiler var: Pergamon’un su gereksinimi, öncelikle şehrin en yakınından akıp giden Kestel ve Bergama Çaylarından karşılanmaktaydı. Şehrin konumlandığı Akropol tepesinin yüksekliği (335 metre) nedeniyle su gereksinimi ilk olarak akropoldeki sarnıçlardan karşılanmış olmalı. Yerleşim genişleyince de sarnıçlar yeterli olmamış ve çevredeki küçük kaynaklardan yararlanılmış. Su gereksiniminin karşılanabilmesi için, Bergama’nın yaklaşık 45 km. kuzeyindeki Madra Dağı’ndaki kaynaktan künk borularla şehre su getirilmiş.

 Selinus'un yatağından Bergama Su Kemerleri'nin görünüşü

 

Madra Dağı’ndan Akropol’e doğru arazinin alçalması, suyolları için uygun bir iniş sağlıyordu. Buradaki kaynaktan alınan sular, künk borularla Arlık Tepe’de (Aya Yorgi Tepesi) bir havuz içerisinde toplanıyordu. Bu havuzda toplanan sular dinlendirilerek temizlendikten sonra basınçlandırılarak Akropol’e taşınıyordu. Ancak suyun Akropol’e ulaşabilmesi için iki tepe ile bu tepeler arasındaki vadileri aşması gerekiyordu. Roma Dönemi’nde şehir, Akropol’ün altında genişlediğinden, su gereksinimi çok daha önem kazanmıştı. Bunun için kemerli suyolları yapıldı. Bu yollardan arta kalan iki kemer kalıntısı, bugün Akropol’ün altında, tepeler arasındaki vadide görülmektedir. 

Bergama’da yüksek basınçlı su tesisatının hangi dönemde yapıldığı konusunda kesin bilgi ve kanıtlar bulunmamaktadır. Akropolün en üst noktasına su çıkarıldığına göre, bu sorunun nasıl çözüldüğü de kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, günümüze gelebilen bazı suyolu kalıntıları, M.Ö II. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Bu suyolları, üç kol halinde 50–75 cm. uzunluğunda 240.000 toprak künkten meydana gelmiştir. Yüksek basınçlı su tesisatının Roma Dönemi’nde de kullanıldığını gösteren bilgiler günümüze kadar ulaşabilmiştir.

 

 Kurşun boruların içinden geçtiği taş bilezikler

 

Bergama Kazılarını yürüten ekibin sorumlusu Wolfgang Radt’ın Bergama Arkeolojik Rehberi’nde su kemerleri ile ilgili şu bölüm var:

“Bergama suyolları, Akropol’deki Arsenal alanının kuzey ucundan biraz ilerde gayet iyi görülür. Buradan görünen su kemeri kalıntıları Roma İmparatorluk Çağı’na ait olmalıdır. (olasılıkla 2.yüzyıl)

Krallık zamanının Helenistik suyolları, M.Ö. 2.yüzyılda yapılmıştı. Bu suyolu, üç yol halinde ilerleyen, her biri 50-75 cm. uzunluğunda 240.000 kadar toprak künkten meydana gelir. Suyolu; kuzeyde, Madra Dağı’ndan yaklaşık 45 km aşarak Bergama’nın yakınına ulaşır. Kale tepesinin (Akropol) karşısındaki bir tepe üzerinde bir su haznesinde son bulur. Buradan toprak altına döşenmiş kurşun borularla üç vadi ve iki alçak tepeyi aşarak Bergama Kalesi’ne (Akropol) ulaşır. Kurşun borular, büyük taşlardaki delikler içinden geçirilerek toprağa bağlanmışlardır. Bu yüksek basınçlı (20 atü’ye kadar) suyolunun uzanışı çökmüş bir çizgi halinde görülebilmektedir. Suyolu, kaleye kuzey taraflardan girer. Tam giriş noktası henüz belli değildir. Sarayın sarnıçlarına, evlere ve şehrin çeşmelerine herhalde merkezi bir su deposundan toprak künkler aracılığıyla su veriliyordu. Şehrin pis su kanallarının akıtılıp temizlenmesi de oradan itibaren izlenmelidir.

 Roma Dönemi su kemerlerine örnekler

 

Bergama’nın Roma Çağı’nda artan nüfusunun ve büyük yeni hamam kuruluşlarının su gereksinimi Kozak Dağları’ndan ve Soma’dan (yaklaşık 80 km uzakta) gelen diğer suyolları ve kısmen su kemerleri ile karşılanıyordu.”(1)

 

 Aya Yorgi Tepesi'nden Akropol'e doğru; Bergama Su Kemerleri

 

Yürüyüş rotası

 

Su Kemerleri’ne Yürüyüş

Kozak Yaylası yolundan rahatlıkla seçilebilen su kemerlerine yürümek amacıyla bu kadar yağmura rağmen hala cılız bir dere şeklinde akmakta olan Bergama (Selinus) Çayı’nın kıyısına yakın bir konumda arabamızı bırakarak yürüyüşe başladık. Cılız Bergama Çayı’nı aşmak hiç de zor olmadı. Oysaki şehir merkezine doğru çayın üstündeki Roma Dönemi’nden kalma köprülerin ayaklarındaki dev burunluklar olasıdır ki, o günkü çayın debisine dayanabilecek bir öngörüyle yapılmış olmalıdır. Ancak; ne bugün o çaydan ne de dev burunluklarla kırılacak sel sularından eser yoktur artık.

 

 Kozak Yaylası'ndan Bergama'ya akan Selinus'un Ocak 2015'deki hali

Çayı doğu yönünde aştıktan sonra solumuzdaki bir duvara paralel şekilde uzunca bir süre yürüdük. Yürüyüşe başlarken arkamızdan gelen kuvvetli ışığın da etkisiyle bir silüet şeklinde izlenebilen su kemerleri artık görüş açımızdan kaybolmuştu. Yanımızda bize eşlik eden yüksek duvar ise karşımızdaki tepeye doğru bir tünelin içinde kayboluyordu. Duvarın kenarına doğru tırmanınca bunun dağın içinde bir tünelle devam eden bir su kanalına ait olduğunu anladık. Esas ilginç olan ise; sırtında su kemerlerini taşıyan bu tepenin ardında koskoca bir baraj gölünün varlığıydı. İçinde balık üretim havuzlarının da yer aldığı bu yapay göl, Akropol Tepesi’ni doğu yönünden sarmaktaydı. Bu baraj gölü, Bergama’daki su öykülerinden birini fısıldayan Kestel Çayı üzerinde 1980’li yıllarda yapımı tamamlanan Kestel Barajı’nın ardında oluşan göldü. Kestel ve Bergama Çayları, Bergama’dan aşağıdaki düzlükte birleşerek Bakırçay’ı oluşturmaktadır. Bu ise, bir başka su öyküsü Kaikos’un (Bakırçay’ın İlkçağ’daki ismi) Bergama Ovası’ndan başlayıp İlkçağ’daki Pergamon’un limanı Elaia yada bugünkü ismiyle Kazık Bağları önündeki deltada sonlanan serüvenini tetikler.(2)

 

Kestel Baraj Gölü

 

Yağan yağmurlarla yumuşayan toprak, su kemerlerinin bulunduğu tepenin yamaçlarına tırmanırken bizi epey zorladı. Aslında yolu takip ederek daha uzun bir sürede, ama zorlanmadan tepeye ulaşmanın da mümkün olduğunu dönüş yolunda öğrendik.

 

 Yürüyüş rotamıza paralel su kanalı; su kemerlerinin alt düzleminde, Kestel Baraj Gölü'ne doğru bir tepenin içindeki tünele doğru ilerliyor.

Yamacı tırmanınca Roma Dönemi’nden kalma gösterişli bir dizi kemer yapısı ile karşılaştık. Şimdi zeytin ağaçlarıyla kaplı bir sırtın üstünde konumlanmış kemerlerin bazı yapı taşları çevreye saçılmıştı. Bu malzemeler içinde su dağıtımında kullanılan taş bilezikler, dikkat çekiciydi. Bunların içine yerleştirilmiş olan Roma Çağı’nın kurşun borularından ise günümüze ulaşan bir iz göremedik. Ama uzman görüşüne göre durum şöyleydi:

 

 Su kemerlerinin üstten görünüşü; en arkada Bergama Akropolü

 

 Kemerlerin arasından Kozak'a doğru bakış

 

“Türkiye’de bulunan kurşun boru hatlara bir diğer örnek olarak da Madra Dağı sifonu gösterilebilir. M.Ö. II. yüzyılda Madra Dağı’nda bulunan üç pınarın sularını ileten 44 km uzunluğundaki birbirine paralel üç pişmiş toprak boru hattı, 376 m yükseltide; her biri 1,2 m x 3,6 m boyutlarına sahip, çift gözlü bir çökeltim havuzu ve yükleme odası görevi gören bir yapıya dökülmektedir. Yapı boyutları, dönemin mühendisleri tarafından katı malzeme çökelmesini sağlayacak akış hızına göre seçilmiş ve çift gözlü olarak tasarlanmıştır. Hazneden sonra su, bugün bile cesur sayılabilecek azami 190 metre su yüküne sahip kurşun borulardan müteşekkil; tek gözlü benzersiz bir ters sifonla 330 m yükseklikteki akropole iletilmiştir. (Öziş, 1994; Fahlbusch, 2000)”(3)

 

Kemer gövdesinden kopan bir parça üzerindeki künk boru geçişleri

Kimi iyi durumda kimisi yıkıntılar içinde 20 kemer ardı ardına Aya Yorgi Tepesi’ne doğru birer tespih tanesi gibi sıra sıra dizilmişti. Solumuzda Kestel Baraj Gölü ve sağımızda ise Selinus’un yatağına doğru alçalarak inen vadinin tam ortasındaydık. Kemerlerin üstünden Aya Yorgi Tepesi’ne doğru ilerlediğini düşündüğümüz tarihi suyolu, tepenin hemen ardındaki bir başka vadiyi de; çoğu şimdi yıkık durumdaki bir dizi kemerle aşıyor ve buradan yukarıda sözü edilen ters sifon mekanizması ile Pergamon’un Akropolü’ne ulaşıyordu. Biz de aynı yolu izlemek gayesiyle Akropol’ün kuzey yamacına doğru tırmandık. Ancak yüksek tel örgüler nedeniyle, fıstık çamlarıyla çevrili Akropol’e tırmanan asfalt yolun sınırlarından itibaren suyolunu izlememiz mümkün olmadı. Bu noktadan Selinus Vadisi’ne doğru inen toprak yola doğru yürüdük. Bu yol, aslında Selinus’u ilk aştığımız noktaya bizi götürecek olan ve Aya Yorgi Tepesi’nin eteklerinden dolaşarak dere yatağına ulaşan en kısa yoldu. Bu yolu izleyerek Selinus’u bir daha geçtik ve arabamızı bıraktığımız Kozak yolu kıyısına ulaştık. Bundan sonra bize düşen, Bergama’yı neredeyse tam ortadan ikiye bölen Selinus’un öyküsünün izini sürmekti. 

 

 Akropol'e doğru kemerlerin ötesine geçerken; en arkada Madra Dağı

 

Selinus’un Öyküsü

 

Bir su öyküsü sürmektedir yüzyıllardır Bergama’da. Kozak’dan akarak Bergama önlerine ulaşan, Tekke Boğazı’ndan geçerek bugünkü Bazilika’nın (Kızıl Avlu’nun) altından ovaya doğru yayılan bu suyun adı Selinus’dur. Şimdiki adıyla Bergama Çayı… Bergama girişinde, Tekke Boğazı mevkiinde Roma Dönemi yapısı Arena’dan doğru akarak gelen Tellidere, şimdilerde; sadece civardaki Doğu’dan gelip buralara yerleşen yoksul yurttaşların kanalizasyon atıklarını taşır Selinus’a. Kozak Yaylası’ndan Tekke Boğazı’na kadar temiz bir suya sahip olan Selinus, yüzyıl başında da burada yer almakta olan deri tabakhaneleri nedeniyle benzer bir kaderi yaşıyordu. Irmağın sol yanında şehirden uzakta gözden ırak tekkeler, karşı kıyıda ise çok sayıda deri tabakhaneleri bulunmaktaydı.

 

Selinus üzerindeki Serapeion'dan sonraki son köprü; Üç Kemer Köprüsü

(Fotoğraf: İF;Temmuz 2008)

 

Söğütler, zakkumlar, çınarlar ve yarpuzlar (yaban naneleri) arasından akan Selinus Çayı üzerinde Tekkedere mevkiinden itibaren Roma ve Osmanlı Dönemlerine ait su yapılarına rastlanmaya başlar. İlk köprü bir Osmanlı yapısı olan Tekkedere Köprüsü’dür. Beş kemerin yer aldığı köprüde en geniş kemer, çayın üstüne rastlar. Bir kemer batı yakasında üç kemer ise doğu yakasındadır. Doğudan, Domuz Alanı’nın altından gelen eski Kozak yolunu taşırmış bu köprü çok önceleri. Cumhuriyetin ilk yıllarında elden geçirilerek sağlamlaştırılan köprüden kamyonlar geçermiş. Arkasından yeni yol açılınca terk edilmiş ve demir parmaklıkları sökülüp atılmış. Köprünün kemerlerinin dış yüzü kesme taştan, içi ise kalıplanmış çay taşlarından örülmüş. Köprü; son yıllarda geçirdiği bir tamirat sonrası yıkılmaktan kurtuldu.

Selinus’a karışan Tellidere üzerine konuşlandırılmış Roma Dönemi yapılarından Arena’yı (Circus), tarihi Türk Mahallesi’nin üzerinde yamaçta yer alan ve Bergama’ya Batı cephesinden bakan tiyatroyu ve şimdi hiçbir iz kalmayan stadyumu belirtmek gerek. Circus yapısı; kemerlerle tahkim edilmiş ve arazinin eğiminden yararlanılarak elde edilmiş tribünlerin ve oturma sıralarının yerleştirildiği karşılıklı olarak iki theatrondan meydana gelen amfiteatr ile ortada dövüşün yapıldığı platform (arena) ve giriş tünellerinden oluşan kompleks bir yapıdır. Günümüze sadece amfiteatrın oturma sıralarının dayandığı kemer kalıntıları ve dövüşçülerin arenaya çıkmak için bekledikleri tonozlu tüneller kalmış durumda. Yapı tam Tellidere’nin üzerine inşa edilmiş. Büyük ihtimalle; zamanında su da bir dövüş malzemesi olarak kullanıyordu. Anıtsal yapı, görünümü ve heybeti ile halkta şaşkınlık ve hayret uyandıran bir boyutta tasarlanmış.

 

 Selinus üstünde Kızıl Avlu

(Fotoğraf: İF;Temmuz 2008)

Circus yapısının Doğu yönünde, Türklerin bu yöreye ilk yerleştikleri dönemden kalma; yöreye ve dereye adını veren bir Telli Dede Türbesi ve biraz ilerde bir Osmanlı dönemi çeşmesi bulunmakta. Bu türbe de, diğer örneklerinde olduğu gibi Türklerin Anadolu yarımadasında Batı’ya yönelişleri esnasında yerel önderlerinden birini saklıyor olmalı.

 

 Domuz Alanı'ndan 19.yy. Türk Mahallesi'ne bakış; önde Ulu Cami; en arkada Viran Kapı

 

Tellidere’yi Batı’dan Doğu’ya doğru geçip gecekonduların içinden ilerleyerek tepeden aşağıya evrildiğimizde; yamaçtan aşağıya doğru, tarihi Türk Mahallesi’nin hemen bittiği yere kadar uzanan tiyatronun vomitorium kalıntısı olan ve halk arasında Viran Kapı olarak bilinen yıkıklık ile karşılaşılır. En iyi Selinus üzerindeki bir düzleme konumlanmış Domuz Alanı’ndan izlenebilen bu dev kapı kalıntısı, yaklaşık olarak 20 000 kişilik bir tiyatrodan günümüze kalan vomitorium kapısıdır. 

 

Viran Kapı

 Selinus’a karışan Tellidere, Roma Arenası’nın altından çıkan kirli suları Selinus’a taşır. Yüzyılın başında burada yer alan tabakhaneler ve Rum Mahallesi’nden inen atık sular, artık çayın tanımını değiştirir. Suda parazitlerle beslenen kaplumbağalarla, dayanıklı bataklık bitkileri görülür bu yüzden. Ulu Cami Köprüsü’ne varıldığında su iyice kirlidir. Ulu Cami Köprüsü iki kemerli, alt kısmı Roma yapısı, üst bölümü ise Osmanlı yapısı olan kesme taşlardan yapılmış bir köprüdür.

 

 Bir Cuma vakti; Bergama'da Ulu Cami

 

Ulu Cami; 1400 yılında Selinus kıyısının en güvenli ve en elverişli kesimine yerleştirilmiş. Olağanüstü bir yapı olan Ulu Cami’nin yerleştiği seki, Roma kentinin kalıntılarından uzak, su baskınlarına karşı uygun bir düzlem olarak belirlenmiş. Ulu Cami, Yıldırım Beyazıt döneminde bu yöre Osmanlı toprakları içine katıldıktan sonra yapılmış. Yapım tarihi Hicri 942; Miladi 1399... Caminin mihrabı çok önemli. Sanat tarihçilerinin hala çözemediği bir Kufi yazı, mihrabı çepeçevre sarıyor. Caminin; Anadolu’daki ilk dönemlerde, Kuzey Suriye etkisinin belirlendiği bir zamana rastladığı söylenebilir. 1942 Eylülü’nde depremde yıkılan minaresi, yeniden yaptırılmış.

 

Gezginler, Ulu Cami'nin avlusunda çaylarını yudumlarken...

 

 Ulu Cami'nin mihrabı

 

 Şadırvan

 

 Caminin avlusu

 

Cami; tarihi boyunca, Bergama kentinde ekonomik eksenin değişimi, yörenin Rum Mahallesi haline gelmesi, Müslüman nüfusun Viran Kapı’nın altına doğru çekilmesi ve burada yoğunlaşması nedeniyle, 19.yy.da önemini yitirmiş, giderek virane haline gelmiş. Caminin civarında yer alan Rum Mahallesi’nin konumunun da bu sonuçta etkili olduğu söylenebilir.

1905 yılında Bergama’da kaymakamlık yapan Kemal Bey tarafından; yeni çağın akideleri doğrultusunda, caminin yeniden ibadete açılması sağlanmış. O günlerde; caminin içi harap vaziyette imiş, hatta eşi bulunmaz mihrabının bile toprak ve molozlarla örtülü olduğu söylenmektedir. Caminin kubbesi 4 fil ayağı üzerine oturmuş; sekizgen kubbe sistemi şeklinde tasarlanmıştır. Caminin iç mekânı 26x24 metre boyutlarındadır. 17 metre yüksekliğinde üç kubbe bulunmaktadır. Bahçede yer alan Şadırvan da tarihi nitelikte. 

Ulu Cami’yi geçince Kızıl Avlu’ya doğru biraz aşağıda, Roma gimnazyumunun dev duvarları görünür. Dev kesme taşlar, Pergamon kentinin artık yukarılara sığamadığının göstergesidir. Evlerin altında kaybolup giden gimnazyumdan çaya karşı yükseltilmiş teras duvarları kalmıştır geriye. Bu gimnazyum duvarlarının önünde yeni bir köprüye ulaşılır. Bu köprü Tabak Köprüsü olarak bilinmektedir. İki kemerli bu dev köprü, Roma Dönemi’nde aşağı kent ortaya çıktığında yaptırılmıştır. Köprünün ayaklarında suyun akışını kesecek burunlar konulmuş. Bu sel kırıcılar, vakti zamanında bu çayın ne kadar çılgın aktığının göstergesi olmalı. Şimdi bu köprüden karşı yakaya geçtiğimizde köprünün kemerlerine sıkışmış, ayrıca ırmağın iki kenarı boyunca uzanan yoksul evleri yer alıyor.

 

 Tabak Köprüsü'nden Rum Mahallesi'ne geçerken

 

Köprünün hemen beri ayağında bir hamam kalıntısı var. Yanındaki evlerle bütünleşmiş, hamamın duvarı evin duvarı olmuş bir ortak yaşam sürdürüyor taşlar... Tabaklar Hamamı olarak bilinen bu hamam, Osmanlı döneminden kalma olsa gerek. Terk edilmiş halde, viraneliğe dönmüş hamam, çevredeki diğer su yapıları ile birlikte düşünüldüğünde çayın yanında uzanan sekilere üstlenecek kahvehane türü sosyal mekânlarla ne de güzel bir etkinlik merkezine dönüştürülebilirdi. Yazık…

 

 Domuz Alanı'nda bir eski hatıra sanki...

 

Rum Mahallesi

Selinus Çayı; Osmanlı döneminde Türk ve Rum Mahalleleri’nin sınırını çiziyordu. Akropol’ün eteklerinde uzanan Rum Mahallesi, zamanında bir sosyal etkinlik alanı olarak işlev gören Domuz Alanı diye adlandırılan bir meydanla öne çıkıyordu. Bugün Selinus Çayı üzerinde yer alan köprülerden biri olan Tabak Köprüsü ile ulaşılan Tabak Köprü Caddesi’nden yukarı doğru Rum Mahallesi’ne girilerek ulaşılıyor meydana. Bergama’ya hâkim bir yükseklikte yer alan; üzerindeki geniş kullanım alanı ve çevresindeki yaşam mekânları ile hala oldukça iyi korunmuş durumda.

 

 Rum Mahallesi'ndeki simge evlerden biri

 

 Domuz Alanı'na doğru daracık sokaklardayız.

 

Domuz Alanı; arkada Kafeneon Attalos; şimdi  Bergama Ticaret Odası tarafından işletilen lokanta

Meydanda yer alan ve en az 150 yıllık dev fıstık çamlarının altında yazın geniş bir gölgelik alan oluşuyor olmalı. 19.yy.da Bergama’ya yüksekçe bir düzlemden bakan bu alanda, Kafeneon Attalos isimli bir Rum Kahvehanesi bulunmaktaydı. Burası, Rum ahalinin toplaşıp vakit geçirdiği hoş bir mekândı. Eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın zamanında iyi niyetli bir restorasyon hamlesi ile yeniden düzenlenen bu meydanda, ovaya bakan cephede yer alan bu eski Rum Kahvehanesi, aynı amaca yönelik olarak derlenip toplanmış durumdadır. Şimdilerde Bergama Ticaret Odası tarafından işletilen bu bina, kafeterya ve restoran olarak hizmet vermektedir.

 

 Domuz Alanı; Kafeneon Attalos

Domuz Alanı'ndaki çeşmelerden biri

 (Fotoğraf: İF-Haziran 2004)

 

Meydana açılan çok sayıda yol, bizi bir sürü Rum evinin yer aldığı, hepsinin ayrı bir öyküsü ve iç parçalayıcı dramı olan eski ve yeni sahipleri mübadillerinin yaşadığı daracık sokaklara sürüklüyor. Kimi iki katlı, kimi tek katlı, üzerlerinde 19. yüzyılın ikinci yarısına ait tarih ve isimlerin kazındığı yapılar hepsi. Az sayıda olsa da Ermeni sakin de yaşamış bu mahallede. Genellikle 4 – 5 basamaklı merdivenlerle çıkılan iki kanatlı demir parmaklıklı giriş kapısından evin ana girişine ulaşılan bu yapılarda, merdivenin sağladığı yükseklik imkânı ile alt katta bir bodrum katı yaratılmış durumda. Burası kiler yada depo amaçlı olarak kullanılmış çoğunlukla. Üstte esas yaşamın sürdüğü bir yada iki kat yükseliyor. Pencere ve kapılar üç kenarı taştan söve ile çevrilmiş, demir kepenkli yada değil, ama taş yada tuğladan kemerleri ile ustasının elinden dökülmüş ince bir zevki temsil etmeye; yorgun olsalar da devam etmektedirler. 

 

 Haziran 2004'de Rum Okulu'nun hali

(Fotoğraf: İF-Haziran 2004)

 

Rum Okulu'nun restorasyon sonrası bugünkü hali

Sokak aralarından Kızıl Avlu’ya inerken Domuz Alanı’nın hemen altında bir ilkokula (14 Eylül İlkokulu) ve yakınında çok güzel bir Rum yapısına rastladık. 19.yy.da Rumlar için okul olarak kullanılan bu bina, yakın zamanlarda restore edilmiş ve Eğitim Tarihi Müzesi olarak düzenlenmiş. Mübadele sonrasında Rum kiliseleri genellikle yıkılarak okul yapılmış. Bu anlamda; 19.yy.daki Rum yaşantısı içinde, kilise ve okulu birlikte düşünmek gerekiyor. Bugünkü 14 Eylül İlkokulu’nun bahçesinde yer alan granit sütunları görünce, bu tez daha fazla kuvvet kazanıyor. Rum Mahallesi’nden aşağı doğru Selinus’a inerken, Şazelli Sokak’ta; iki katlı bir evin kapısının üstünde bir taş üstünde; “Andreas Hacı Yoannes, Komutan oğlu, 25 Eylül 1871” yazılarını gördük. Hangi komutan; hangi savaş?

 

Kızıl Avlu’ya doğru

Selinus Çayı, Kızıl Avlu’nun altını yaklaşık 200 metre uzunluğunda iki dev tünelle geçer. M.S. 130 yıllarında inşa edilen bu dev tüneller, birbirine paralel, 9 metre genişliğe ve 7,5 metre yüksekliğe sahip, at nalı kesiti ile antik dünyanın en büyük boyutlu akarsu örtme yapısıdır. Bunun bir benzerini ise bugün Aydın’ın Sultanhisar ilçesi yakınlarındaki Nysa Antik Kenti’nde; stadium yapısının altında tahayyül etmek gerekir.

 

Selinus,  Kızıl Avlu'yu bu iki tünelle aşar.

 

Tünel girişlerinde andezit bloklarla örülmüş duvarlar izlenebilir. Tünellerin ortasında bulunan burun taşları dev ölçülerdedir. Bunların amacı çılgın bir şekilde gelen baskınlarda suyu yarmak içindir. Şimdi halk arasında Kızıl Avlu olarak bilinen Serapis Tapınağı, Roma döneminde Mısır etkisi altında inşa edilmiş; yine halkı etkilemek ve şaşırtmak amacıyla tasarlanmış bir büyük yapı. Mısırlı bir tanrı olan Serapis için yapılmış olan tapınağın toplam uzunluğu, 260 metreyi buluyormuş. Tapınak alanı, Selinus üzerine Roma Dönemi’nde inşa edilen iki dev tünelin üzerine oturtulmuş. Bu alanın üzerinde şimdi evlerle dolu bir yerleşim alanı tarifli… Ayrıca Bergama - Kınık yolu da bu tünellerin üzerinden geçiyor. 

 

 Kızıl Avlu; restorasyon sürüyor.

 

Tapınak; İ.S. 2.yy.da bir temaşa mekânı olarak gelip yerleşmiş Akropol eteklerine. Tapınağın içinde yer alan dev heykel, etrafında su dolu havuzlarda yüzen timsahlar; ortada yer alan dev heykelin içinden yukarı merdivenlerden tırmanarak çıkan gizlenmiş rahiplerin çıkardığı ürkütücü ses ve törenler, tapınağa toplanan Pergamon Kenti sakinlerini etkilemeyi hedefliyordu. Tapınağın içindeki kutsal alanın çevresinde birbirine sırt sırta vermiş, Mısır etkisini taşıyan bir erkek ve bir kadın figüründen oluşan karyatid heykeller ve dev sütunlar bulunmaktaydı. Yapı Pergamon halkının aklını başından almak için tuğla ve mermerden yapılmıştı.

 

 Serapis Tapınağı'nın yan duvarları ve büyük pencereler

(Fotoğraf: İF;Temmuz 2008)

 

Serapis Tapınağı; Roma’da insanların şaşırtılması esasına dayanan ve yerel dinlerin önemini kaybedip falcılık ve büyücülük ritüelinin geliştiği bir döneme (İ.S.2.yy.) denk düşmektedir.

 

Tapınağın duvarlarında yer alan büyük pencereler; İ.S. 3.yy.da orta mekânın kiliseleştiği dönemde açılmış olmalıdır. 

 

Şimdi Kızıl Avlu’nun bahçesinde sırt sırta vermiş karyatid heykellerin gövdesi kafasından ayrılmış parçaları, Bergama Krallarından Eumenes dönemine ait olduğu sanılan bir spor karşılaşmasına benzer bir etkinliğe katılan şehirlerin listesinin kazılı olduğu mermer hatıra taş, 19.yy.dan kalma çevredeki Yahudi Mahallesi’nin sakinlerine ait mezar taşları ve çeşme kitabeleri v.b. anıtsal parçalar sessiz sedasız yerlerde yatmaktadırlar.

 

 Bergama Havrası'nın restorasyon sonrası bugünkü hali

 

 

Serapeion’dan sonrası

 

Serapeion’u serin ve kokulu bir karanlıkta geçen Selinus, açığa çıktığında kavaklıklarla ve at arabalarının bekleştiği bir kıyıyla karşılaşır. Bu mekân 19.yy.da Yahudi Mahallesi’dir. Bugünkü Kınık Dolmuş Garajı’nın bulunduğu bu alanda sinagog, kitaplık ve düğün salonu, Üç Kemer Caddesi’nin karşı yakasında ise havra yer almaktaydı. Yahudi yerleşimleri, bu ibadethanelerin etrafında, birbirleri ile iç içe geçmiş ve öbeklenmiş vaziyette bulunmaktaydı. Yahudi evleri genellikle geniş alanlı, kalabalık aile üyelerine göre büyük avlu içinde birkaç ev ve çok sayıda odadan oluşmaktaydı. 1875 yılında Efrayim Bengiat babası Yitsak Bengiat’ın ruhu için yaptırılan havra; kare planlı, taş duvarlı, kiremitli çatısı ve içinde yer alan ahşap işçiliğiyle önemli bir binaydı. İsrail’in 1948’de bir devlet olarak ortaya çıkışı ile birlikte başlayan Yahudilerin göçü sonrasında; uzun yıllar harap bir vaziyette zamanın yıpratıcılığına maruz bırakılan bu yapı, son yıllarda Bergama Belediyesi’nin çabalarıyla restore edilmiş bulunuyor. Ancak, ne yazık ki, restorasyonun tamamlanmasıyla iş bitmiyor; onu korumak ve nefes vermek gerekiyor; işin bu kısmı, ziyaretimiz sırasında bize eksik bırakılmış gibi geldi.

 

 Havranın restorasyon öncesindeki hali

(Fotoğraf:İF; Ocak 2004)

 

Havranın karşısında yer alan Bergama Sinagogu’nun yapılış tarihi olarak, kaynaklarda 1862 yılı verilmektedir. Sinagog, aynı zamanda dini nikâh ve düğün törenlerinin gerçekleştirildiği mekânlara sahipti. 1896 yılında onarım gören yapının içinde gösterişli mermer sütunlar yer almaktaydı. Zamanla tavanı çöken ve Kınık Dolmuş Garajı’nın yapılması gerekçe gösterilerek yıkılan bu dinsel yapıdan günümüze sadece Kızıl Avlu’ya bakan yönde mermerden bir kemerli giriş kapısı kalmış durumdadır.

 

 

 Kınık Dolmuş Garajı'nın ön cephesinde yer alan sinagogun kapısı

 

 (Fotoğraf:İF; Aralık 2006)

 

Yahudi Mahallesi; şimdi darmadağın olmuş, tanınmayacak durumdadır. Kalan tek şey Kızıl Avlu’nun bahçesinde yer alan Yahudi mezar taşlarıdır. Bu mezar taşlarının üzerinde 5 binle başlayan tarihler görülür. Eski Ahid yani Tevrat’a göre yapılan hesaplamayla dünyanın olması gereken yaşını temsil eden Yahudi takvim yılına göre 1900 yılı 5660 yılına karşılık gelmektedir.(4)

Burada yer alan Selinus üzerindeki son taş köprü; Üç Kemer Köprüsü olarak adlandırılmaktadır. Bu köprüye gelindiğinde kentin ovaya doğru en aşağıdaki bu bölümünde farklı bir sosyolojik yapı ile karşılaşırız. Çayın iki kıyısı boyunca çırçır, zeytinyağı ve un fabrikalarının yıkıntıları uzanır. 19.yy.da bu bölgede Bergama’daki özellikle azınlık tacirlerin öncülük ettiği sanayileşme hamleleri dikkat çekmektedir. Bu sosyolojik değişim süreci, Bergama’nın yakın tarihine 1875 yılında meydana gelen Kanlı Fabrika Olayı ile geçmiştir.(5)

 

Kanlı Fabrika Olayı'nın yaşandığı Selinus kıyısındaki fabrikalardan bugüne kalanlar

(Fotoğraf:İF; Temmuz 2008) 

 

Selinus, bu noktadan sonra ovaya doğru taşıdığı onca yükle yorgun düşmüş şekilde usul usul akar. Kozak Yaylası’nda başlayan bu uzun serüvende Selinus’un vardığı son nokta ise; Bergama’nın güneyindeki mahallelerinin ötesinde, Akropol’ün arkasından dolanarak gelen Kestel Çayı ile birleşerek Bakırçay’a karışmak ve Çandarlı’nın biraz güneyindeki eski Pergamon Kenti’nin antik limanı Elai’da Ege Denizi’ne ulaşmaktır.

 

Dipnotlar:

(1)      Bergama Arkeolojik Rehber, Wolfgang Radt, Kazı Başkanı, 3.Baskı, Türk Turing ve Otomobil Kurumu, 1984; sayfa: 16

(2)      Pergamon’un Limanı Elaia yada Kazık Bağları yazısı için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/03/pergamonun-limani-elaia-yada-kazik.html

(3)      Türkiye’de su iletiminde kullanılan borulu sistemlerin tarihsel gelişimi üzerine bir inceleme; Köksal Buğra Çelik, İnşaat Yüksek Mühendisi, DSİ Genel Müdürlüğü; Tarihi Su Yapıları Konferansı; 26-27 Haziran 2008

(4)      Daha fazla bilgi için bkz. Bergama’nın Gavur Mahallelerihttp://dagakactim.blogspot.com/2012/08/bergamann-gavur-mahalleleri.html

(5)      Kanlı Fabrika Olayı için bkz. http://dagakactim.blogspot.com/2012/07/bergamada-kanl-fabrika-olay.html

(6)      Fotoğraflar, belirtilenler dışında gezi anında A. Aydemir tarafından çekilmiştir.

 

Yazan: İbrahim Fidanoğlu

Düzenleyen: M.YC

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 140
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 741
Kayıt tarihi
: 02.09.12
 
 

  Ben ve iki eski dostum; bilgi dağarcığımızı doldurabilmek ve şehrin keşmekeşinden uzaklaşab..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster