Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
212
 

Dağın ve Doğanın Vahşeti

Dağın ve Doğanın Vahşeti
 

Dağlara taşlara verilen canlara, akan kanlara, harcanan zamanlara ve imkânlara, buna karşı durmayanlara yazık...


Olaylar karşısında nasıl tepki göstereceğimizi bilemiyoruz. Bastırılmış duygularımız, demokrasi dışı uygulamalarımız, bilgisiz ellerde yetişmemiz, genel kültürden yoksun oluşumuz, yaşadığımız coğrafyanın şartları, gelenek ve göreneklerimiz, dini inançlarımız, ekonomik imkânsızlığımız, sosyal yetersizliğimiz, elbette bunda büyük etken. 

Fakat ben en önemli sorunumuzun “düşünce eksikliği” olduğu kanısındayım. 

*****

Millet ve hatta devlet olarak çaresiz kaldığımız bir terör olayıyla karşı karşıyayız. Her gün masum insanlar yurdun muhtelif bölgelerinde kaçırılıyorlar, öldürülüyorlar, askerlerimiz ve polislerimiz bilinçli şekilde şehit ediliyorlar. Yüreği, ciğeri yanmayan tek bir “insan” düşünemiyorum.

"Ne yapılabilir, bu yangın nasıl söndürülebilir," soruları beynimizi kemiriyor ama, hiçbirimiz ortaya sağlam, tutarlı, sonuç alınabilecek bir teklif de sunamıyoruz. “Vatandaş olarak ben ne yapabilirim ki” çaresizliğine sığınıp sıyrılıveriyoruz işin içinden. 

Doğrusu biraz korkak davrandığımız kesin. “Ucu bana dokunmadıkça”, “hele bakalım birileri bir şeyler yapsın”,  “bir çaresi bulunur belki” gibi bahaneler, sanki “vatandaş olarak” üstümüze düşen tepkiyi göstermemize engel oluyor. 

Bu arada iki yüzlülüğümüzü de unutmamamız gerekir. Ben şahsen, eğer terörün bitmesi, anaların evlat acısı çekmemesi, bazı yerlerin Kürtler’e bırakılmasıyla sağlanacaksa, “üniter devlet” mavalını bir kenara bırakarak bu ayrışmaya dünden razıyım. Aynı şeyleri düşünen fakat açıklama cesareti göstermeyenlerin de hayli çok olduğunu sanıyorum.

Nasıl böyle bir karar vardım derseniz, elimi kolumu sallayarak gidemediğim, güzelliklerinden istifade edemediğim, taşına toprağına yurdum diye yüz süremediğim, insanlarına dost gözüyle bakamadığım bir yerin “benim vatanım” olduğuna nasıl inanabilirim?

Aynı vatanı paylaşan, o vatanda yaşayan herkesin derdiyle hemdert olan, acısını dindirmek, sevincini artırmak için paylaşan, aynı amaç etrafında kenetlenen insanlara “vatandaş” diyoruz. Hiçbir ortak noktası kalmayan insanların “ille de bir arada yaşamaları” için yapılan her türlü baskı, onları müşterek bir gaye etrafında toplama gücüne sahip bir harç olmadıkça, dağılmalarını sağlamaktan başka bir işe yaramaz. 

Biraz ümitsiz bir bakış açısı belki ama, maalesef olaylara artık bu gözle bakar oldum. Bugün çok daha iyi anlıyoruz ki, elimizdeki “vatandaşlık” harcını geçmiş dönemin derin devletleri, bir türlü akıl erdiremediğimiz şekilde yok etmek için büyük gayret göstermişler. Bu şekilde nasıl bir sonuç elde edeceklerini umuyorlardı, anlamak mümkün değil. 

Bir diğer harç vazifesi görebilecek önemli etken olan “din bağı” ise, zaten derin devletin ortadan kaldırmak için uğraştığı ilk ve en önemli unsurdu. 40 bini aşkın insanın hayatına mal olan PKK terörünü yıllarca tehdit olarak bile kabul etmeyenler, yaşanmış tek bir olay olmamasına rağmen “irtica”yı hep bir numaralı tehdit diye öne sürmediler mi? 

Dinin geriye kalan kırık dökük kırıntıları da ilk doğuşundaki ideolojiye uygun olarak PKK tarafından yok edildi. Şimdi her şeye rağmen bir arada yaşamanın çarelerini arıyoruz ve oluşturmak için çaba sarfediyoruz. 

Elimizdeki varlığın kıymetini bilmeden onu tüketip yok ettikten sonra, tekrar geri getirmek için harcadığımız imkânı, zamanı ve paraları, başlangıçta onu korumak için harcasaydık, bugün eminim ki dünyanın bir numaralı ülkesi olurduk. 

***** 

Terör karşısında üzülmek, kızmak, sinirlenmek, onu lânetlemek, beddua etmek yetmiyor. Bir şeyler yapmak lâzım. Bu alanda yapılan çalışmalara katkıda bulunmak yerine, köstek olanlara ise söyleyecek söz bulamıyorum. 

Arkasında dış güçlerin olduğundan şüphe etmediğimiz terörün en büyük destekçilerinden birinin İsrail olduğunda neredeyse hiç kuşku yok. Dağlıca’nın eski komutanın anlattıkları, PKK’nın devletten önce insansız gözetleme aracı kullandığını teyid ediyor. PKK bunu Kandil dağındaki fabrikalarında inşa etmediğine göre birilerinin bunu vermiş olması gerekmez mi? Bizim devlet bile bunu İsrail’den veya Amerika’dan temin ettiğine göre, durum ortada değil mi? 

Son zamanlarda İsrail’le olan münasebetlerimizi biliyorsunuz. Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e yönelik tepkilerine İsrail’in verdiği cevap enteresandı: “O zaman biz de PKK’yı destekleriz” deyiverdiler. Bugüne kadar el altından yaptıkları yardımı, artık aramızdaki diplomatik gerginliği bahane ederek açık etmekten bile çekinmiyorlar. Böyle bir durumda milletçe bütün siyasi partilerimiz, STK’larımız kurum ve kuruluşlarımızla devletin ve milletin yanında yer alıp hükümete destek olacağımıza, böyle milli ve önemli bir meseleyi bile iç siyaset konusu yaparak kullanmaya çalışıyoruz. 

CHP ve MHP’nin, “ne işin var senin İsrail’le, sen önce PKK ile uğraş” diye yaptığı gereksiz çıkışlarla, “muhalefet” yaptığını zannedenler, ya bindikleri dalı kestiklerinin farkında değiller, ya da bilinçli bir ihanetin sözcülüğünü yapmakla görevliler.

“Birlik” içinde olsak neler yapabileceğimizi benim anlatmama gerek yok. Ama o kadar dağınık, o kadar bilinçsiz ve o kadar vurdum duymaz bir tavır içindeyiz ki, Allah sonumuzu hayretsin.

 *****

Kelimelerin anlatmaya yetersiz kaldığı son acımız, yüreklerimizi alev alev dağlarken, “yeter artık, bu kadarı da fazla, hep beraber önce şu terörün hakkından gelelim, sonra kendi aramızda kozlarımızı paylaşırız” deme cesaretini gösterecek bir muhalefet lideri çıkar diye umuyordum ama yanılmışım. 

Sayın Kılıçdaroğlu ve sayın Bahçeli hemen bu fırsatı kullanıp hükümeti istifaya davet ediyorlar.

Bir kerecik de bizi yanıltıp adam gibi muhalefet yapamazlar mı? Gerçekten bu son olayda ikisi de devletin ve milletin yanında yer alıp hükümete destek olsaydı, seçmenlerinde bir azalma olur muydu? Ben hiç sanmıyorum. 

Gerçekten terörün durması bu hükümetin istifasıyla olacaksa bunu bizim kadar hükümet de ister. Çünkü terör açıkça Ak Parti’yi hedef  almış durumda. Hiç kuşkunuz olmasın ki, samimi ve ciddi olarak onlar da terörü bitirmeye çalışıyorlar.   

Ama muhalefetin amacı, üç seçimde oyunu artıra artıra tek başına iktidara gelmiş bir partiden; onu normal demokratik yollarla alt etmesinin mümkün olmadığını düşünerek, bu bahaneyle kurtulmaksa, vatandaşın burada bilinçli ve dikkatli olması lazım.

Sayın Kılıçdaroğlu’yla Bahçeli’nin tepkileri ne yazık ki insana bu ihtimali hatırlatıyor.

 *****

Aslında bilinçli bir vatandaş olarak olaylar karşısında nasıl bir tavır sergileyeceğimizi bilemiyoruz demiştim. Otuz senedir şehit cenazelerinde “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”den başka bir slogan üretemedik. İstanbul’un göbeğinde adamlar arabaları ateşe veriyorlar, içinde yolcusu olan otobüsleri taşlıyorlar, molotof kokteyli atıyorlar, biz sadece “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye slogan atıyoruz. Halkın kendi kendini savunma anlamında bir direnci söz konusu değil. 

Bize zararı olmadıkça da, üzülerek, ağlayarak, şehitlerimizin ardından ağıt yakarak bu badireyi atlatmaya çalışıyoruz.

Bugüne kadar ki gelişmelere bakarsak bu öyle o kadar kolay değil. 30 yıldır verdiğimiz binlerce şehide rağmen mücadeleyi her geçen gün daha da kaybediyoruz. Neden? Sadece pısırıklığımız yüzünden.

Hakkâri’nin sarp dağları 20. yüzyılın son çeyreğine kadar tarihinde kaç insanın ölümüne şahit olmuş acaba? Ölmemek için öldürmeye şartlanmış vahşi insanların yaşadığı dönemlerde bile dağın ve doğanın bu kadar kurban aldığını sanmıyorum. 

Bir ulusun, bir toplumun edebiyat ve sanat yoluyla eriştiği düzeye, maddi ve manevi varlıkların tümüne medeniyet denir. Medeniyeti kuran insanlardır. Diğer canlılardan farkı olduğunu anlayan ve bu farkı kullanarak uygarlığı yaratan insanlar… 

Vahşi bir hayvan gibi dağlarda, sadece öldürmek için av peşinde koşanların, bir gün bu uğurda da hayatını bilinçsizce kaybedenlerin, medeniyetle tanışma şansları hiç olmayacaktır. 

*****

Pazar günü Avrasya Halk Yürüyüşü’ne katıldım. Orada binlerce insan genç-ihtiyar, kadın-erkek, köylü-kentli, yerli-yabancı bir mutluluğu birlikte paylaşmak için yürüyorlardı. Trabzonlular, Fenerliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar, kendi şehrinin ve semtinin formasını sırtına geçirenler, bayrakları, flamaları, hatta vermek istedikleri mesajları anlatan pankartlarıyla rahatça, uygarca yürüyorlardı. 

Güzelliklerin paylaşmasıydı amaç… Güzelliklerse sayılmakla bitecek gibi değildi. Ancak bunları görmek için “insan gözüyle” bakmak gerekiyordu etrafa… Bir çiçeğin, bir böceğin, bir akarsuyun, bir güneşli havanın, bir dalgalı denizin, bir uçan balonun, bir çocuğun, sevgilisine sarılmış iki gencin, çocuklarıyla mutluluğu paylaşan bir ailenin sergilediği tablodan duygulanmak için insan olmak gerekiyordu. 

Köylerden kentlere akın edenlerin amacı, şehrin nimetlerinden yararlanmaktır. Çünkü şehir medeniyettir. Buna karşılık “sırf adam öldürmek için” dağa çıkan canilerin ruh hallerini düşünün bir de… Farkı anlayacaksınız sanırım. 

***** 

“Millet” kimin yanında ve neyin karşısında olduğunu davranışlarıyla da gösterebilmelidir. 

Eğer hâlâ üniter bir devlet yapısından bahsediyorsak, eğer hâlâ “vatan bölünmez” diyorsak, eğer hâlâ biz her karış toprağımızı şehit kanıyla sulayarak vatan yaptık diyorsak, bunu şehit cenazelerinde, İstanbul sokaklarında slogan atarak değil, terörün işlendiği yerlerde, Hakkâri’de, Şırnak’ta, Bitlis’te, Mardin’de, Batman’da, Diyarbakır’da, Van’da yüzbinlerin katıldığı mitingler yaparak gösterebilmeliyiz.

İstanbul’a her gün bu şehirlerden onlarca otobüs gelir. Hangimiz yolda bir aracı durdurup içinde Kürt var mı diye kontrol ediyoruz? Şu anda zaten büyük şehirler istila edilmiş durumda. Ama siz oralara gitmeye kalkıştığınızda, rahat bir seyahat yapamıyorsunuz. Buralar onların da, oralar sanki bizim topraklarımız değil… 

Bu insanlık dışı davranışları yapanların lanetlenmekten anlayacakları bir şey yok. Ben onlardan daha çok herhangi bir çözüm önerisi getirmeden, terörü lanetlermiş gibi görünüp dolaylı destek olanlara lânet ediyorum.

 *****

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır ve metanet, güvenlik güçlerimize, askerlerimize, bu mücadeleyi bitirmek için sabırla ve inatla uğraşan herkese güç ve kuvvet, milletimize bilinçli bir sükûnet, ardından inşallah meserret, böylesine bir durumdan bile partizanca pay çıkarmak isteyenlere mel’anet, bilerek ve bilmeyerek teröre destek olara nedamet, bu belayı başımıza saranlara misliyle mihnet, dağ başında vahşi doğanın etkisinde kalanlara da insaniyet temenni ediyorum.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet Bey, bu ülkenin birliği ve bütünlüğü için varlığım da dahil, sahip olduğum ne varsa teslim etmeye hazırım.** Yazılarınızın ciddi birikimlerin sonucu kaleme alındığını herkesin de bilmesini isterim. Bunları yazabilecek düzeye gelmek için biriktirmek ayrı zor, yazmak ise ayrı zordur. Biz yazarlar biliriz, yazmak kolay değildir ve böyle bir yazının kaleme alınması ciddi emek ve entelektüel aktivite gerektirir. Kaleminize sağlık.Saygılarımla

Baver Ergun 
 24.10.2011 19:58
Cevap :
Baver bey, değerli yorumunuz ve katkılarınız için çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  26.10.2011 16:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster