Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
403
 

Dağlarda hain pusu nöbetlerinden, barış nöbetlerine

Dağlarda hain pusu nöbetlerinden, barış nöbetlerine
 

Bu kadınların ikisi de anne. Biri terörist anası. Diğeri de şehit anası. İkisi de göz yaşı dökmüş.


Geçenlerde, önce, çocukları terör belasında ölen iki tarafın temsilcisi iki ana Diyarbakır’da buluştu. Sağdaki resimde gördüğünüz iki ana. İkisi de evlatlarını terör belasına kurban vermiş. Yalnız bir farkla! Biri dağlarda, Pkk’nın peşinde ve Pkk sevdasıyla belki de kandırılmışlığı ile Türk askerinin silahına hedef olan bir terörist, diğeri Pkk’nın kahpe kurşuna göğsünü siper etmiş bir asker. Kahramanlık ve şehitliğin şartları toplumca belirlenmişse de, her ikisi de her iki tarafça kahraman ve şehit.

Aslında, kimilerinin yaptığı o ayrıştırmacılık burada kesit ifadelerle gözükebiliyor. Bir taraf <ı>“biz Kürdüz” düşüncesini savunurken, diğeri de <ı>“biz de Türküz” dediği sürece, o benim hiç de sevmediğim, kültürel ve etnik ayrıştırma yapılmış olmuyor mu? Birileri, “siz Kürtler” derse, bu tarafta da birileri “ siz Türkler” demez mi? Bu tüm kavgaların başı, “Kürt-Türk” ya da “siz-biz” ayrıştırmasından başlamadı mı? O insanlar böyle aldatılıp, Kürt gençleri bir “Kürt devleti” fantezisi ile kandırılıp, dağlara çıkartılmadılar mı? Ne oldu peki? Otuz yılda teröre ve Kürt-Türk çatışmalarında verilen kırk bin canın içsel savunmasını kim yaptı, kendi özünde, beyninde ve yüreğinde. O taraftan ya da bu taraftan ölen gençlerin arkasından en çok kim ağladı? Pkk mı? Silahlı Kuvvetler mi? Bu işi kızıştıran saflar, güçler mi? Teröre yardım ve yataklık eden, ayrışmacılığı ve bölücülüğü tetikleyen, destekleyen, itenek güçler oluşturanlar mı? Askere çocuklarını göndermeyen ya da askere gitmemek için sahte raporlar düzenleten Kürk kökenli ya da Türk kökenli vekiller mi? Köşelerinde atıp tutan gazeteciler mi? Hayır, en çok analar gözyaşı döktüler bu topraklarda. En çok onların canı yandı. Kendi çocuğuna ağlamaktan gözlerinin şişkinliği henüz dinmemişken, evladının acısını henüz yüreğine gömmemişken, başka anaların evlatlarına aktı gözyaşları. Yürekleri, bir kez daha başka anaların çocuklarına yandı. O başka analar da ağladılar, tabutlar başında. Teröre lanet ettiler. Küfür ettiler teröriste. Dağdakilere küfür ettiler, silah kuşanıp, dağlara çıkmak istediler belki zaman zaman. Ama gözyaşları hiç dinmedi. Ama küfür ettiği o teröristin analarının da gözyaşı dinmedi, onlar da başka şeylere öfke ve kin beslediler. Böylece daha da uzaklaştı birbirlerinden, bu toprağın insanları, bu toprağın doğurgan, yaşam veren, süt veren anaları.

Diyarbakır’dan sonra, Hakkari’nin Berçelan Yaylası’nda da bir hareketlilik vardı. Orada da kadınlar bir “barış nöbeti” tuttular. Kadınların, anaların bu eyleminin anlamı büyük. Anlayanlar için. Yıllarca, birbirlerine değil ama belki de, evlatlarını öldüren evlatlara kin besleyen o analar, her seferinde “bitsin bu terör, lanet olsun teröre, pkk’ya” dediler ve terörün bitmesi, barışın gelmesi için kolları sıvadılar. Belki de, bazı sivil toplum örgütlerinin son zamanlarda yaptığı en iyi işti bu, her ki tarafın analarını buluşturup kucaklaştırmak. Öyle oldu, her iki tarafı temsilen analar, belki de bilmeden, barışın simgesi beyaz tülbentlerle, Diyarbakır’da buluşup kucaklaştılar. Belki birbirlerinin dilinden anlamadılar. Ama yüreklerinin atışlarını hissettiler, karşılıklı ağlaştılar belki de. Birlikte kucaklaşmaları, bu otuz yıllık kin, nefret, kan ve gözyaşını bitirebilir, durdurabilirdi belki. Tüm umutlar hep bu yönde değil miydi? Herkesin ortak dileği “analar artık ağlamasın” değil miydi?

Türkiye’de güzel şeyler oluyor. Türk-Kürt kamplaşmasının ve ayrışmasının önüne geçilebilecek, terörü bitirebilecek, bu topraklarda yüzyıllar öncesinde var olan o barış süreci tekrar geri dönebilecek gelişmeler. Bu bir zaman devinimine girdi, bu görülüyor. Ama yetersiz! Daha fazla adımların atılması, daha fazla şey yapılması gerekli. Bizim yazılarımızda her zaman söylediğimiz ve üzerinde durduğumuz bir şey vardı? Bu sorunun atar damarı terördür, Pkk’dır. Bu barış sürecinin de kalıcı olması isteniyorsa, bu atardamar kesilip atılmalıdır. Teröre destek fiziki ve manevi olarak bitirilmelidir. Teröre en büyük desteğin, ekonomik sıkıntılardan dolayı verildiği aşikârdır. O zaman, radikal ekonomik kalkınma projeleri hazırlanmalıdır. Bu hususta da iyi şeyler oluyor. Doğu’ya ve güneydoğu’ya özel girişimlerin yarattığı yatırımların sayısı gün gittikçe artıyor. Belki çok geç bir gelişme. Neden şimdi bir artış var? Çünkü terörün hızı kesilmeye ve tünelin sonundaki ışık görünmeye başladı da ondan.

Bu iş için çok geç kalındı ama zararın neresinden dönülse kardır. Bölgedeki gençleri dağlar yerine fabrikalar ve okullara yönlendirenin yolları ve şartları artırılmalıdır. Oradaki insanlar da bu ülkenin batısındaki yaşam şartlarına ulaşana kadar bu girişimlerin önü kesilmemelidir. Devlet elini taşın altına fazlasıyla koymalıdır. Örneğin, devlet, siyasi partilere trilyonlarca hazine yardımı aktaracağına, bütün partiler bir olup, bu yardımları bölgenin kalkınmasına aktarılmasını istemeli, talep etmelidirler. Bölge kalkınırsa, eğitim gelişir, insanlar gelişirse, o insanların da ulusal devlet bilinci o kadar gelişecektir. Terörü besleyen, terörle beslenen zihniyet ve terör örgütleri de hızla, telafisi olmayan bir güç ve kan kaybı yaşayacaktır. Terörün olmadığı yerde, daha fazla huzur ve daha fazla barış zaten kendiliğinden gelecektir.

Bir gazeteye söyleşi veren Dtp’li vekillerden Gültan Kışanak <ı>“Otuz yıldır süren şiddetten en fazla etkilenen kadınlar oldu. Savaşın da, yoksulluğun da en büyük travmasını onlar yaşadı. Bu savaş, kadınlar açısından toplumsal uyanış süreci oldu. Kürt kadınları bugün barış için büyük mücadele veriyorlar. Kadınlar belki önceleri politik nedenle sokağa çıktılar ama sokak onları aynı zamanda, kendi kadın kimlikleriyle mücadele etme gücüne de kavuşturdu. Böylece kadınlar kendi kimlikleri ve güçlerinin farkına vardılar. Barış için umutluyum. Çünkü çok ciddi bir tecrübe birikti artık. <ı>Çünkü bu ülkede en büyük problem şu oldu. Herkes kendi ölüsüne ağladı. Herkes kendi çocuğuna yandı. Herkes kendi acısının daha büyük olduğunu, kendi gözyaşının diğerinkinden daha kıymetli olduğunu düşündü. Bence artık acıları ortaklaştırmanın, birbirimizin derdine yanmanın, birbirimizi anlamanın zamanı geldi..” demiş. Bunun için otuz yılın geçmesi, kırk bin insanın ölmesi mi gerekiyordu? Yalnız hatırlatalım. Barış süreci için yalnız Kürt kadınları değil, Türk kadınları daha fazla bir atılım ve arayış içerisine girmişlerdir. Kürt kadınları “asker operasyonları durdursun. Pekeke, Öcalan” diye az eylem yapmamıştır. Türk kadını da ” bu terör bitsin, çocuklarımız ölmesin” diye eylem yapmışlardır. Öyle ya da böyle !. Türkiye kadını ve anası bu terörün bitirilmesi noktasında el ele vermelidir. Çünkü en çok onlar acı çekti bu ülkede. Bu acıyı da bitirebilecek onlardır.

İlginç bir söyleşi, yıkıcı değil. Aksine olumlu düşünceler olduğu kanaatindeyim. Ancak, hala Dtp’lilerin kafasının karışık olduğunu düşünüyorum. Hala sağlam bir “yol haritası” yok kafalarında. Vekil <ı>“demokratik çözümden başka yol kalmadığını” belirterek, Öcalan’ın açıklayacağı söylenen tarihe atıfta bulunuyor ve “<ı>Devlet artık, ‘Siz Türksünüz. Onlar da Kürt. Bu ortak vatanda eşit yaşayacaksınız’ demeli” diyor. Zaten hep bu savunulmuyor muydu? Ortak derdimiz aynı toprak üzerinde kardeşçe, vurdusuz, kırdısız ve de kansız yaşamak değil midir? Devlet zamanında yanlış yapmamış mıdır? Yapmış olabilir. Ama keşke “ demokratik yol” arayışı otuz yıl önce telaffuz edilseydi.

Dtp’lilerde hala kafa karışıklığı <ı>“Türkler, ‘Demek ki bunlar gelecekte Türk olmayacaklar. Bu yüzden kimse ölmesin’ derler ve Kürtlerin kendi okullarında kendi dillerinde okumalarını kabullenirler” sözlerinde gizli. Hem barış söylemleri yapıp, hem de buna benzer söylemler yapmak, ortak akıl ve ulus bilincinin dışındadır. Kürtçe eğitim, Kürtçe konuşma serbestliği başka bir şeydir, Kürt okulları başka bir şeydir. Bu haki yalnızca azınlıklara verilmiştir. Kürtler bu ülkede azınlık değil, en az Kürtler kadar bu ülkenin vatandaşıdırlar. Siz hala “Kürtlerin kendi bölgesi, kendi okulları olsun” derseniz. Ortak akıl noktasında nasıl buluşulacak? Her iki tarafın halkları birbirlerini nasıl anlayacak. Siz yalnız her şey Kürtçe olsun, Kürtlerin okulları olsun derseniz, sizlerle bizim aramızda diyalektik ve empati nasıl sağlanacak? Ortak bir dil olmaz ise bu iki halk nasıl anlaşacak ve konuşacak. Ortak akıl, ortak hareket, ortak dil ve kültürle mümkündür.

Çözümün resmi tarafların, atacağı karşılıklı adımlarla çizilir. Çözüm isteniyorsa, barış gerçekten gelecekse bence çizilen “yol haritasında” şu maddeler kesinlikle olmalıdır:

”PKK kan dökmeyecek, şartsız silah bırakacak. Devlet de otomatik olarak operasyonlara durduracak, Kürt kökenli insanların güvenliği sağlayacak. Ne Kürt, ne Türk çocuklar, gençler ölmeyecek, insanlar açlık çekmeyecek, fakirlik çekmeyecek. Onalar da bu ülkenin her tarafındaki insanlar gibi, iş ve aş sahibi olacaklar. Bu arada, kimsenin de onları kışkırtmasına, yıldan çıkmasına izin verilmeyecek. Tek bayrak, tek ulus bilinci hep birlikte taşınacak. Milli maçlarda Türkiye yenilince, sevinçten havalara ateşler edilmeyecek. Türk-Kürt ayrımı kültürel olarak yapılmayacak, özerklik fikri savunulmayacak, bu sınırlar içinde hep birlikte yaşanılacak. Bölge hep birlikten yeniden inşa edilip, kalkındırılacak, herkesin özgürlük sınırları, silahla ve etnitise ile belirlenmeyecek. Herkes, istediği isimle çağrılacak ve herkesin seçme ve seçilme hakkı, lafta kalmayacak, batıdaki insan doğu’da, doğudaki, batıda rahatça dolaşıp, barınabilecek…”.

Bakın bakalım barış nasıl kendiliğinden geliyor.

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2468
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster