Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
182
 

Daha ne kadar duyarsızlaşacağız?

Daha ne kadar duyarsızlaşacağız?
 

“Başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğinde hissetmeyenin insanlığından şüphe ederim.”/Hz. Ali


Daha ne kadar böyle önümüze bakacağız?

Gözlerimizi daha ne kadar ayaklarımıza böyle dikeceğiz?

Neden kaçırıyoruz gözlerimizi? Hangi korku bunu yaptırıyor bize? Hangi kurallarda yazılı? Bizi bunu yapmaya zorlayan şey nedir? Hangi güç karşısında böyle aciz kalıyoruz?

Bizi benliğimizden ayıran şey nedir böyle?

Gördüğümüzde bizi rahatsız eden şeylerden neden kaçıyoruz? Kaçmak zorunda mıyız? Neden duyarsız kalıyoruz?

En insani yanımızı neden duyarsızlaştırıyoruz?

Çevremizden kaçıyoruz ve nerde ne olup bitiyor mümkün olduğunca görmemeye çalışıyoruz. Her şeyden kaçıyoruz. Anlamaya çalışmak şurda dursun, gözlerimizi dahi kaçırıyoruz.

Ne zaman gözlerimiz görecek bu gerçekleri?

Daha ne zamana kadar böyle kör bakacağız hayatın gerçeklerine?

Çevremizde cereyan eden her şeyden habersizce yaşamak daha ne kadar hoşumuza gidecek?

Yaralı bir kuşu parkta gördüğümüzde neden yarasını sarmayıp ölüme terk ediyoruz?

Bir çocuğun mendil satan ellerinden neden bir mendil de biz almıyoruz?

Komşumuz yanı başımızda aç susuz yaşamla boğuşurken neden bir tas çorbayı soframızdan eksiltmiyoruz?

Ekmek parası için gurbet yolunu tutan işçiyi sömürmek yerine neden hakkını vermiyoruz?

Zorla köyünden, memleketinden göç ettirilen aileler komşumuz olduğunda neden çocuklarımızın onların çocuklarıyla arkadaş olmasına karşı çıkıp onları hor görüyoruz?

Parasız eğitim istiyor diye slogan atan, pankart açan genç kızlarımızı neden anlamak yerine cezalandırıyoruz? Karşımıza alıp neden sorunlarına çözüm bulmuyoruz?

Sokak ortasında karısını bıçaklayıp etrafa küfreden vahşi kocayı neden durdurmak için davranmıyoruz?

Olanları evlerimizin balkonundan izleyeceğimize ve utanmadan bir de cep telefonu kamerasıyla kaydedeceğimize neden inip de bu vahşete bir son vermiyoruz?

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığından ne zaman vazgeçeceğiz?

Ne zaman insan olacağız, insanca bakacağız? Kaç kadın öldürüldükten sonra sokaklara atacağız kendimizi? Kendi kızımız kanlar içinde bırakıldığında mı koşacağız sokaklara? Ya da parasız eğitim diye slogan atıp demir parmaklıkların arkasına konulduğunda mı bir genç kızı anlayabileceğiz ve tepki göstereceğiz birilerine?

Dolmuşta, otobüste, metroda çocuğu kucağında bir kadın oturmak için yer bakındığında neden gözlerimizi ondan kaçırıyoruz? O kadın kucağında çocuğuyla daha kaç dakika, kaç saat öyle ayakta bekleyecek? Ona yer verecek centilmen kalmadı mı bu memlekette?

Yaşlı bir amca ya da bir teyze dolmuşa ya da otobüse bindiğinde ona yerimizi verirken neden soğuk davranıp yüzümüzü ekşitiyoruz? Anamız babamız yok mu bizim, onlar da yaşlanmayacak mı bir gün? Bizler hep böyle genç mi kalacağız? Elimizde baston beş dakikalık yolu bir saatte yürümeyecek miyiz? Hep kendi özel arabamıza mı bineceğiz, otobüse hiç binmeyecek miyiz?

Ne zaman bu yanlışlarımızı sorgulayacağız? Yanlış olanı doğru bilmekten ne zaman vazgeçeceğiz?

Hayat hep bizden taraf mı olacak? Hiç düşmeyecek miyiz? Zindanlar sadece Yusuf için midir, çöller sadece Mecnun için mi vardır? Kerbela sadece Hüseyin için midir?

Bizim de bir gün Leylamız olacak belki.

Kardeşlerimiz olacak bizim için iyi düşünmeyen.

Yezidler olacak Kerbelamızda bizi susuz bırakan...

Sürgüne gönderileceğiz belki de. Hapis yatacağız Nazımlar gibi, Sabahattin Aliler gibi, Yılmazlar gibi. Belki de çarmıha gerileceğiz İsa gibi, darağacına gönderileceğiz Denizler gibi, kim bilir!

Belki de Güldünya’nın kaderini yaşayacağız, çektiklerini çekeceğiz.

Hayat hep bize gülmeyebilir. Nerde ne zaman neyle karşılaşacağımızı ve ne yaşayacağımızı önceden kestiremeyiz. Bu nedenle görmek istemediğimiz, bizi rahatsız ettiğini düşündüğümüz her şey bir gün kapımızda cereyan edebilir. Kendimizi aniden tüm bunların ortasında bulabiliriz. İşte bu nedenledir ki gözlerimizi kaçırmamalıyız etrafımızdan. Sadece önümüze bakmamalıyız. Yaralı bir serçeyi bulduğumuzda kendi kaderine terk etmemeliyiz.

İşte bu nedenledir ki, empati kurmalıyız, her kanayan parmağı parmağımız bilmeliyiz.

Her haykıran çocuğu çocuğumuz bilmeliyiz.

İşte bu nedenledir ki insanlığımızı yitirmemeliyiz…

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1090
Kayıt tarihi
: 07.05.13
 
 

1977 doğumlu. Atatürk Üniversitesini bitirdi.Öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.2007'de Ankara Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster