Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
1107
 

Dam yaşamı, “damdan düşme istatistikleri”nden ibaret değildir

Dam yaşamı, “damdan düşme istatistikleri”nden ibaret değildir
 

Sıcaklar tüm şiddeti ile sürmekte! Gazetelerde okuyoruz… Damdan düşerek ölenler, yaralananlar oluyor; bunlara hemen her gün yenileri ekleniyor.

Hayatında damda hiç yatmamış, damda yatan bile görmemiş olanlar, bu “damdan düşme” haberlerini hayretle, gülerek ve hatta anlam veremeyerek okuyorlar.

Oysa damda yatmak apayrı bir kültür, alışkanlık belki de zorunluluk!

Güney’de, Güneydoğu’daki yapıların hemen hemen tamamında çatı yoktur. Sabahtan akşama kadar beton, güneşin tüm sıcağını emer; akşamdan sabaha kadar da emdiği bu sıcağı içeri verir! Bu durum ertesi gün de devam eder… Ertesi gün de… Ertesi gün de!..

Evler adeta bir fırındır artık!..

Akşam olduğunda da, gündüzün sıcağından “feleği şaşmış” insanları işte bu “fırın” beklemektedir!

Şimdi neyse de, eskiden klimayı bir yana bırakın, uyduruk bir vantilatör bile lükstü birçok insan için.

Ne yapsınlar?

Bunun için sıcaklar başlarken, yaylaya çıkar gibi, ev dama taşınır. Dam bir güzel süpürülüp, temizlenir… Çullar serilir, çulların üzerine yataklar, yastıklar konur, cibinlikler gerilir… Artık yaz sıcağı hazırdır karşılanmaya. Boğucu sıcakların uyunmaz ettiği geceleri rahatlatacak ortam kurulmuştur.

Birçok evin yaz için özel hazırlanmış tertibatı vardır zaten. Haşarattan, gündüzün yakıp kavurduğu betondan uzak olsun diye yerden yüksekte hazırlanmış çardaklar, tahtlar, haymalar her yaz konuk eder ev sahiplerini.

Artık bir “yazlık” vardır evin tepesinde.

Akşam, güneşin batması ile birlikte evin annesi ya da büyük kızı dama çıkar, süpürür sular her yanı. Çayları demler, komşu kadınları çaya çağırırlar. Gelmeyen, çağırılmayan kadınların dedikodusunu yaparlar; yeni bulunan nakış örnekleri gösterilirler birbirlerine, bitenlere imrenerek bakarlar. Gözleri mahallenin yolunda yudumlarlar çaylarını. Derken, yolun başında birinin kocası görünür… Sonra ötekinin, ötekinin… Kocası gelen kadın işlerini toplayıp damın merdivenine yönelir, koşar adım evinin yolunu tutar.

Her aile kendi damına çıkmaya başlar yavaş yavaş.

Hava kararır... Dama çekilen seyyarlarda, önceki gece gevşetilerek söndürülmüş ampuller tekrar sıkılaştırılıp, yakılır.

Çulun üzerine sofra bezi serilir, yemek tencereleri, kap-kacak gelmeye başlar. Sofra kurulur.

Gündüzden haymanın üzerindeki asmadan toplanan koruklardan yapılmış buz gibi koruk şerbetleri eşliğinde yenir yemek.

Yeni bir çay demlenir, çıkarılır yukarı. Keyif sigaraları, sohbetler eşliğinde içilir sıcak, demli çaylar.

Bazen misafir gelir, komşu evlerden, damlardan. Sohbetler daha da koyulaşır o zaman! Daha da keyifli olur. “Hadi bize eyvallah” der misafir ailenin babası gecenin ilerleyen saatinde. “Biz de ufak ufak kalkalım. Malum, yarın iş var.”

Bir yandan çay bardakları toplanıp, aşağı indirilirken, bir yandan da cibinlik kurulur, yataklar açılıp uykuya hazırlanılır. Önce çocuklar yatırılıp, uyumaları beklenir. Sonra büyükler yatar. Bazen de çocuklar yatarken, anne-babalar aralarında mırıl mırıl bir şeyler konuşurlar, aşağı inerler. Sonra “iki su dökünüp” geri çıkarlar dama, usulca cibinliği bir kenarından açıp, süzülürler içeri, yatarlar yerlerine. Küçük çocuklar uykularının en derinlerinde bir yerlerdedirler o an.

Sabah karşı, serin hafif bir rüzgar çıkar, bahçedeki beyaz yaseminden, hanımelinden kokular taşır damda yatanlara. Bu serin, güzel kokulu rüzgar, damda yatanların çalar saatidir. Uyanırlar üzerlerinde tatlı bir mahmurlukla.

Önce evin annesi!.. Çıkar cibinlikten sessizce, aşağı iner. Az sonra elinde iki kahve fincanı ve bir bocit su ile döner, evin babasın yaklaşıp dürter, “Bey.. Hadi kalk.” Evin babasındadır uyanma sırası. O da çıkar cibinlikten yavaşça, karısının bocitten döktüğü su ile elini-yüzünü yıkar. Karı-koca karşılıklı oturup, sabah kahvelerini içerler doğan güneşin ilk ışıkları ve kuş sesleri eşliğinde.

Güneşi yüzlerinde hissetmeye başlayan çocuklar kalkar daha sonra.

Artık yeni bir gün başlamıştır.

Yataklar, cibinlik toplanır… Aşağı inilir hep beraber. Allah ne verdiyse, kahvaltı hazırlanır.

Evin babası işe, çocuklar sokağa gider. Anne günün işlerine çoktan başlamıştır.

Akşam güneşin batmasıyla başlayan dam yaşamına, akşam kalınan yerden başlanmak üzere güneşin ilk ışıkları ile ara verilir.

Damda yatmayanlar, hayatları boyunca damda hiç yatmamış olanlar bu güzel dünyayı hiç bilmezler.

Onlar için dam yaşamı, sadece gazete haberlerinde gördükleri “damdan düşme istatistikleri”nden ibarettir.

* Hayma: Damda, aşağıdan uzayıp gelen asma dallarının kapladığı çardak.

* Bocit: Bakır sürahi

En dip not: Bu yazı 2002 yılında yazılmıştır.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

dama hafif gölge geldiği zaman uçurtmalar uçurulur. hatta uçmuyor diye güneş enerjisinin tepesine çıkılır. biz artık çıkamıyoruz damımıza yani çıkacak damımız kalmadı. Sevgiler

aylinn... 
 18.08.2007 22:59
 

ne kadar güzel bir yaşantı.Bizim bu yaşantıya ulaşmamız mümkün değil apartmanlar arasında.Ama ne kadar isterdim bir gün dahi olsa.Bütün suç sizin,öyle güzel anlatmışsınız ki,canım çekti.Sizin bildiğiniz bir yer varmı?Sevgiler...

emel dedeoglu 
 18.08.2007 12:06
Cevap :
eylül geldi. ve hatta yarılandı... dam yaşamının en güzel zamanı bu aydır. sabahları üşüyerek uyanmak... harikadır. teşekkürler.  12.09.2007 16:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 118
Toplam yorum
: 150
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1621
Kayıt tarihi
: 20.06.06
 
 

70'li yılların sonlarına doğru (1977 veya 1978... Belki de 1979...) tüm zamanların efsane dergisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster