Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
5280
 

Dante Alighieri - La Divina Commedia (İlahi Komedya) ve edebi tercüme üzerine

Dante Alighieri - La Divina Commedia (İlahi Komedya) ve edebi tercüme üzerine
 

Michelino'nun freskinde Dante, cehennemin girişinde Araf Dağının yedi eteğinde ve Floransa şehrinde, üstte cennet küresi, elinde İlahi Komedya'yı tutuyor.


İlahi Komedya, farkında olmadan, nereden duyduğumuzu bile hatırlamadan, benliğimize yerleşmiş eserlerden biridir. Örneğin; Muhteşem Yüzyıl dizisinde İbrahim Paşa’nın masasında veya Kanuni Sultan Süleyman ile Araf bölümünü tartışırken ya da İskender Pala’nın Efsane (Bir Barbaros Romanı) eserinde Andrei Dorya’nın Barbaros Hayreddin Paşa’ya hediyesi olarak duymuş olabilirsiniz.

Bu yazımda, daha önce bu kitabı okumamış veya uzman olmayanlar için “edebi çeviri” konusunda bilgi vermek istiyorum. Her dilin dinamiği, vurgusu, kelime hazinesi farklıdır. Bu nedenle sözlerin, ifadelerin başka bir dile birebir çevrilmesi mümkün değildir. Edebi çevirmenler, orijinal metne olabildiğince sadık kalmaya çalışırlar ama sözkonusu olan edebi bir eser olduğundan, çoğu zaman sözleri değil, "anlamı” çevirirler. Edebi eserlerin içinde sıklıkla barındırdıkları metaforları çevirmek için başka yol yoktur. Örneğin; kuğu gibi narin, kiraz dudaklı, elma yanaklı ... sözlerini her dilde farklı bir şekilde çevirmek zorunda kalabilirsiniz. Ya da; "ak akçe, kara gün içindir" atasözünü çevirmek istediğiniz dildeki en yakın atasözünü kullanabilirsiniz. Bu gibi sebeplerden dolayı çeviri, orijinal eserden tamamen farklı bir yapıt olarak karşımıza çıkar. Çevirmenin kelime hazinesi, yazarın hayatını ve diğer eserlerini okumuş olması, yazarın "tarzını" hissetmesi çok önemlidir. Orijinali yabancı dilde yazılmış bir kitabın çevirisini satın almadan önce, çevirmenin kullandığı dile özellikle dikkat edilmelidir.

Çeviri olayının neden bu kadar önemli olduğun gösteren, İlahi Komedya’nın iki farklı çevirisi var elimde. Feridun Timur ve Nurseren Bedirgil Yurtman’ın çevirileri nerdeyse iki farklı kitap gibi. Kitabın başındaki açıklamaları okurken, çevirmenin üslubu hakkında da bilgi sahibi olmak mümkün. Buna göre; Feridun Timur, bir edebi eser yazmakta çok zorlanırdı, diye düşünüyorum.

Her iki çevirmen de; kitabın başına, Dante Alighieri'nin hayatı ve eserleri hatta politik görüşleri ile ilgili açıklamalar yazmışlar. Timur’un açıklamaları yaklaşık 50 sayfa sürerken, Yurtman’ın açıklamaları yaklaşık 13 sayfa sürmüş.

Her iki çevirmenin kitap ile ilgili yapılan bu açıklama yazma ihtiyacı duymasının sebebi, ön bilgi olmadan okunması halinde eserin neden bahsettiğinden yeterince anlaşılmayacak olması endişesidir ve açıklama yapmaları çok da isabetli olmuştur. Her çeviride değil ama bu tür "özel" eserlerde açıklama yapmak doğru ve faydalıdır. Aksi halde, daha önce seyretmediğiniz ve konusu hakkında fikir sahibi olmadığınız bir baleyi seyreder gibi, ne olup bittiğini anlamanız mümkün olmaz.

İlahi Komedya, Cehennem (İtalyanca: inferno), Araf (İtalyanca: Purgatorio) ve Cennet (İtalyanca: Paradiso) isimlerindeki herbiri 33 kıtadan (İtalyanca: Cantica-Kanto) müteşekkil 14,233 satırdan meydana geliyor.

Lise çağlarımda kitap fuarlarına gittiğimde; aynı kitabın her yayınevinde farklı fiyatlarla, hatta farklı boyutlarda satıldığını görünce sebebini hep merak ederdim. Bu farkı ancak üniversitede edebi çeviri dersleri aldıktan sonra anlayabildim. Siz de merak ediyorsanız, yabancı dilde yazılmış bir kitabın farklı tercümelerini karşılaştırarak, farkı anlayabilirsiniz.

İşin ilginç yanı, İlahi Komedya’nın İtalyancasının da farklı baskılarının mevcut olduğudur. Yani İtalyanca orijinali dahi tek bir şekilde basılmamıştır. Bazı baskılar satırları numaralandırmış, bazıları numaralandırmamıştır örneğin. Bu nedenl çevirinin, hangi yayınevinin baskısına göre yapıldığı da bir başka irdelenmesi gereken konudur.

Aşağıdaki tabloyu incelediğinizde, iki tercüme arasındaki farkları görebilirsiniz. Bu farkların olması, herhangi bir çevirmeni daha iyi yada daha kötü yapmaz. Çünkü çeviri de, orijinal eser gibi sadece yazarın kendisine özeldir ve tekrarlanması mümkün değildir.

 Komedya'nın nereden geldiği konusundaki görüşler

Yurtman : Eski Yunan’da edebi değeri yüksek şiirler “tragedya”, edebi değeri düşük eserler ise “komedya” olarak adlandırılıyordu. Komedya türündeki eserlerde, avam, günlük hayata ilişkin konular ele alınırdı ve bu eserlerin en önemli özelliği mutlu sonla bitmeleriydi. “Komedya”nın etimolojik olarak köy şamatası anlamına gelen ve “kom” (köy) “odea” (ses) olarak iki sözcüğün birleşmesinden türediği sanılıyor. s.12

Timur : ...Bundan başka Dante’ye göre üslubu “trajik” (yani yüksek), “komik” (yani ılımlı) ve “mersiyevi” (yani basit) diye üçe ayırmak mümkündür. Örneğin İlahi Komedya ılımlı üslupla yazıldığı için “komedya” diye adlandırılmıştır... s.32
...Dante, yukarda da gördüğümüz gibi, eserini “ılımlı üslup”la yazdığı için ona Komedya adını vermiştir. Komedya “comos” (köy, kasaba) ve “oda” (mansume) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelir, bir çeşit “halk türküsü” demektir... s.35

"İlahi" sıfatı ile ilgili görüşler

Yurtman : Yazarın Komedya olarak adlandırdığı eserin “ilahi” sıfatını alışı, şairin ölümünden iki asır sonraya, 1555 tarihine denk geliyor. Bu tarihte eserin Venedikli yayıncısı, Komedya’nın sahip olduğu olağanüstü edebiyat işçiliğinden ve kendinde uyandırdığı edebi hazzın etkisinden olsa gerek, esere “ilahi” sıfatını layık görmüş. Zaten etimolojik kaynaklar “divina” sözcüğünün 15. yüzyıldan sonra “mükemmel”in zayıf bir karşılığı olarak da kullanılmaya başlandığını söylüyor. s.11

Timur: Komedya’ya “ilahi” sıfatının eklenmesi çok daha sonradır ve tanrısal konuları ele almasından ötürü Boccacio tarafından böyle adlandırılmış ve eser İlahi Komedya adıyla ilk kez 1555 yılında Venedik’te basılmıştır.s.36

Birinci manzume yer alan sembollerle ilgili görüşler

Yurtman : 46-49-50 dizelerinde, “parea” iki kez, onun anlamdaşı “sembrava” da bir kez kullanılınca, gerçek dışı bir masal anlatımı doğmuş. Dante’nin düşleyerek gözlerinin önüne getirdiği bu dört yabani hayvan, Hristiyanlıkta dört simgedir. O simgeler açıklanınca, ayrı bir düşünce odasına giriyoruz. Pars, günahlardan hilekârlık, aslan şiddet, dişi kurt şehveti simgeliyor. Üçü de Dante’ye, yani insanlığa saldırıyorlar. Pars’ın her yönden gelişi, insanın hilekârlık günahından güç kurtulacağını gösteriyor. Dördüncü hayvan Bozkurt’tur. Onu, 102-111. dizelerde Vergilius anlatıyor.

Timur : Pars: Sefahat sembolü.
Yıldızlarla: Koç burcu. Dante devrinde, Dünya'nın, Güneş Koç burcundayken yaratıldığı sanılırdı.
Aslan: Kibir, böbür sembolü. Dişi kurt
Dişi kurt: Hırs, tamah dahil, en geniş anlamıyla cimrilik sembolü. Dante, fikirlerini daha iyi canlandırmak için belli başlı bu üç günahı birer hayvan şeklinde göstermiştir.

"Güneşin sustuğu yer" ile ilgili görüşler

Yurtman: 60. “Güneşin sustuğu yer”: Dişi kurt Dante’yi tekrar karanlığa, yani şehvete itiyor. Bedensel isteklere kapılanlar Tanrı’nın sesini duyamayacak kadar sağırlaşırlar. Görerek algıladığımız güneşi ses vererek suskunlaştırması, “duyulmadığı karanlık” diyerek yazınsal bir güzellik yaratıyor.

Timur: Güneşin sustuğu yer: "Karanlık orman." Dante gözle görülecek bir olayı kulakla duyulacak bir biçimde anlatıyor. Bu gibi benzetmelere ileride de sık sık rastlayacağız.

Eserin ilk sayfalarının karşılaştırılması

Nurseren Bedirgil Yurtman                                       Feridun Timur               _                                         

Birinci Ezgi                                                                    Birinci Manzume
1. Yaşam yolumuzun ortasında,                                Hayat yolumuzun yarısında kendimi karanlık bir buldum kendimi karanlık bir ormanda,                    ormanda buldum, çünkü doğru yoldan ayrılmıştım.
çünkü doğru yol yitmiş gitmişti.

4. Ah! Kaç kez anlatsam olanları ve arta                  Heyhat ! Her hatırlayışımda korkumu tazeleyen
kalanları bu yabani, haşin ve ulu ormanı,                bu vahşi, sap ve çetin ormandan bahsetmek onu
düşünsem, yenilenir korkularım!                              öylesine güç ki!

7. Her şey acıydı, az çok ölüm kadar acı;                 Bu öyle bir şey ki ölüm hiç de acı değildir. Fakat
ama iyiliklerden söz edeyim diye,                             orada bulduğum nimeti anlatmak için gördüğüm
hepsini söyleyeceğim size, sizi gezdirirken:           başka şeylerden söz edeceğim.

10. Bilmiyorum oraya girişimi nasıl anlatacağım,  Doğru yoldan ayrıldığım sırada öylesine uyku
o noktada beni ağır bir uyku bastırdı,                       bastırmıştı ki, ormana nasıl girdim, pek iyi
öyle ki doğruluğun yolundan ayrılmışım.                 bilemiyorum.

13. Ama sonra geldim eteğine bir tepenin,             Yüreğime dehşet salan bu vadinin son bulduğu  
tam orada bittiği yerde, o vadinin, tam orada          bir tepenin eteğine varınca başımı kaldırdım ve bittiği yerde, o vadinin,                                                 insanlara her yerde doğru yolu gösteren  
ki doluverdi yüreğim bir korku ile,                              gezegeninışıkları ile doruğunun aydınlanmış
                                                                                         olduğunu gördüm.

16. yükseklere baktım ve gördüm doruklarını,          
giyinmişti artık o gezegenin ışıkları ile,            
o gezegen ki götürür doğru yola herkesi.

19. O zaman korkularım biraz dindi,                         Büyük bir heyecan içerisinde geçirmiş olduğum
     yüreğimdeki gölün içinde kalmıştım,                  bütün gece kalbimde süren korku o zaman
      dualarla geçirmiştim o geceyi.                            biraz yatışır gibi oldu.

22. Ve böylece, korku biraz duruldu,                         Denizden karaya çıkan kişi nasıl soluğu kesilmiş
      enginlerden dışarı çıktı, kıyıya,                             bir halde tehdit edici sulara bakarsa, ben de,
      tehlikeli suya şaşkın bakan biri gibi idim,         asla canlı tek kimseye yol vermeyen geçidi
25. Böylece ruhum, hala kaçan o ruhum,                seyretmek için yüreğim ürpererek döndüm, arkama
      geri dönmüştü, yeniden o geçide bakmak için,  baktım.
      o geçit ki, canlı geçirmez, yaşayan hiç kimseyi.

 28. Yorgun bedenimi dinlendirdikten sonra,         Yorgun vücudumu biraz dinlendirdikten sonra,    
      yeniden ıssız kumsaldaki yolu tutturdum,         ıssız yamaçta tekrar ilerlemeye başladım, o
      öyle ki inerken ayaklarım sımsıkı basıyordu     şekilde ki sabit olan ayağım hep aşağıda
      yere.                                                                          kalıyordu.

31. Ve bakınız, neredeyse dağın eteğinde,             Yokuşu daha yeni tırmanmaya başlamıştım ki, 
      bir pars vardı, çevik ve çok atik bir pars,             erisi alacalı, çevik ve çok atılgan bir parsla     
      ki beneklerle kaplanmıştı postu.                         karşılaştım.

 34. Ve beni gözünün önünden ayırmıyordu;           Önümden çekilmiyor ve yolumu o şekilde
      aslında hep yolumun üstündeydi,                       kesiyordu ki birkaç kez geri dönmeye 
      öyle ki geri dönmek için uğraşıp durdum.         niyetlendim.

 37. Sabahın erken saatlerinde idik                          Şafak yeni söküyor ve güneş, tanrısal aşkın ilk
      ve güneş yükseliyordu o yıldızlarla birlikte,        olarak hareket ettirdiği bu güzel şeylerle,
      onlar onunla birlikteydiler, kutsal aşk                 yıldızlarda birlikte yükseliyordu.

 40. ilk kımıldadığında, bu güzelliklerle;                   Günün saati ve latif mevsim, beni iç açıcı derili  
      öylece iyilik umacak bir nedenim oldu,              hayvan hakkında iyi şeyler düşünmeye
      o süslü postlu yabani hayvandan,                      zorluyordu. Ancak bu ümit, karşıma çıkan
43. Zamanın o saatinde, bu tatlı süre içinde;         aslandan korkmamı engelleyecek kadar güçlü
      ama öyle olmadı, korku beni bırakmadı            değildi. Aslan başını dikmiş, açlıktan gözleri 
      gözlerimin önüne bir aslan geldi.                       dönmüş olarak üzerime geliyor gibiydi ve 
                                                                                         hava bile ondan korkuyor denilebilirdi.
 

İlahi Komedya, Dante Alighieri, İtalyanca Aslından Çeviren:Nurseren Yurtman, Kültür Bakanlığı Yayıncılık, 2012
İlahi Komedya, Dante Alighieri, Türkçesi: Feridun Timur, Altın Kitaplar Yayınevi, 2013 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 99
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 2535
Kayıt tarihi
: 28.12.08
 
 

1992 yılından beri yurtdışında yaşıyorum. Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü mezunuyum. Mosk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster