Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
164
 

Darbeler, muhtıralar ve mağdurlar...

Darbeler, muhtıralar ve mağdurlar...
 

Darbeler kötü olayların yoğun yaşandığı ara dönemlerdir. Sürgünler, gözaltılar, işkenceler; kısacası insanlık adına maddi ve manevi kayıplar demektir.

Ayrıca bu işin bir de psikolojik boyutu vardır. Uzun gözaltılar ve süreçlerde insanlara reva görülen kötü muameleler, toplum hafızasında derin yaralar açar.

Dünya çapında zorba rejimlerin kendi halklarına yaşattıkları zulüm ve kıyımlar o kadar çok ki, burada tamamını yazmaya imkân yok.

Yine de kendi ülkemizin ara dönemlerine (askeri muhtıra, plan ve darbelerine) kısmen de olsa, değinmek gerekir diye düşünüyorum.

 Dahası başta öldürmeler olmak üzere, bu süreçlerde insanlara yaşatılan kötülükleri (bazı iğrenç olayları) örneklemekte fayda var.

Toplu imha ve işkenceye: 12 Eylül darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi’ndeki tutuklu ve hükümlülere yapılanlar örnek verilebilir.

Burada sayısız insana akla ve mantığa sığmayan, barbarca işkenceler yapılarak, adeta büyük bir insan kıyımı yaşatılmıştır.

Faili meçhul cinayetlerin ise, haddi, hesabı yok. Uğur Mumcu’dan tutunda Musa Anter’e kadar; sayısız insan bu cinayetlerle yok edildi.

Kayıp insan desen, binlercesinden hala bir haber çıkmadı. Yakınlarının yaşadıkları sıkıntılardan medyaya yansıyanlar ise, içler acısı!

Başta Berfo Ana adlı Ardahanlı annenin, kayıp oğluCemil Kırbayır için 33 yıl boyunca yaşadıkları, hangi insanlıkla izah edilebilir?

İşin ilginç yanı tüm bu acıları insanlara yaşatanlar, konuştuklarında her şeyi “ülkede huzur ve güveni sağlamak”  adına yaptıklarını söylüyorlar!

Son birkaç yıldır başlatılan demokratikleştirme sürecinde, geç de olsa darbe ve muhtıralar sorgulanmaya çalışılıyor.

Açılan davalarla binlerce zanlı yargılanıyor. Fakat görünen o ki, iddianamelere dahil edilen ilgisiz kişi ve konular, kararların çıkmasını engelliyor.

Bu arada uzun tutukluluk neticesinde mağdur olanların serzeniş ve şikâyetleri kamuoyunda yankılanarak, karşılık buluyor.

O nedenle darbeler ve muhtıralar için açılan davalar ve süreci yürüten mahkemelerin tutumları ağır eleştiriler alıyor.

Öte yandan Berfo Ana gibilerinin bariz mağduriyetlerine rağmen, uzun yıllardır adalet arayışları (kayıp evlatlarının kemiklerini bulma umutları dahi) karşılıksız kalıyor.

Aslında tüm bu karmaşanın ve içinde çıkılmaz durumun altında yatan gerçek, ülkede demokratikleşme çabalarının kör topal yürütülmesidir.

Madem hak ve özgürlükler evrensel seviyeye yükseltilecekse, madem ülkede buna dayalı bir yaşam biçimi oluşturulacaksa:

O halde; yeni bir anayasanın önceliği (olmazsa, olmazlığı) bilinmeli ve her şeyden önce yeni bir anayasa için toplumsal bir mutabakat sağlanmalı.

Sonra çıkarılacak yasalarla, hukukun üstünlüğü ve hakkaniyetle yargılamalar yapılarak, adaletin tecellisi kolaylaştırılmalı.

Böylece geçmişin mağduriyetleri ve derin yaraları sarılmalı. Ülkede barış, huzur ve kardeşliğin temelleri sağlamlaştırılmalı.

Öbür türlü, oradan buradan yasal kırpmalarla, kısmi iyileştirmelerle ve ucu belirsiz siyasi davalarla ülkenin bir yere varacağı yok.

Daha beter karmaşa artmakta; giderek toplumsal uzlaşma zeminleri tahrip olmakta, dolayısıyla ülkeye ve insanlarına yazık olmakta...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 251
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 430
Kayıt tarihi
: 29.12.07
 
 

Emekli; Öğretmen, Yönetici ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster